Erdoğan, BDP’lilerin PKK militanları ile kucaklaşmasına esti gürledi. Ama yağmadı. Çünkü kendisi de bizzat Barzani ile kucaklaştı, onur konuğu etti, alkışlattı.
Erdoğan siyaset hayatına başladıktan sonra ve on yıllık iktidarında, beş yıldır devam eden davalara rağmen bir türlü bulunamayan derin devletten hep şikâyetçi oldu. Ama Irak’ta derin devletin adamı olduğu belgelenen, kendi halkını (Şiileri) öldürdüğü, öldürttüğü kanıtlanan Haşimi’ye sahip çıktı, kol kanat gerdi.
Erdoğan, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımıza “(haçlılara) entegre olun”, “bulunduğunuz ülkenin vatandaşlığına geçin” dedi. Hatta Hollanda Başbakanı’nın yanında; “Suç bizim vatandaşlarımızda. Avrupa vatandaşlığına geçmiyorlar” dedi.
Ama Türkiye’ye gelince M. Akif’ten, NFK’den şiirler okudu, sultanlardan, şahlardan örnekler verdi.
PKK’nın sözcüleri “yüz yıldır bu topraklarda zulüm görüyoruz, işgal altındayız” dediler. Erdoğan, bu ülkede Kürt sorunu olduğunu ifade edip, PKK sözcülerini haklı çıkardı.
PKK sözcüleri açlık grevi başlattılar. Erdoğan önce “Türkiye’de açlık grevi yok” dedi. Sonra “BDP milletvekilleri açlık grevlerine devam etsinler. Bazılarının rejime ihtiyacı var” dedi. Açlık grevi bitti. Başbakan, “Öcalan’ın çağrısının (açlık grevleri için) etkili olduğunu ama Öcalan’a herhangi bir söz verilmemiştir” dedi.
Malatya’ya füze savunma sistemi kurulması tartışılırken Erdoğan, Türkiye’nin bir NATO üyesi ülke olduğunu ve bu kararın NATO tarafından alındığını söylemişti. NATO Genel Sekreteri Rasmussen ise talebin Ankara’dan geldiğini söyledi.
ABD ve AB her fırsatta İran’a bir ambargo uygulanmasını ısrarla istemiş ve kısmen de olsa hayata geçirmişlerdi.
Erdoğan ise uluslararası meşruiyeti olmayan ambargonun ilkel bir metot ve hatta zalimlik olduğunu söylemişti. Daha sonra İran’a uygulanan ambargoya katıldıkları gibi ısrarla Suriye’ye ambargo uygulanması için dünyayı ayağı kaldırmışlardı.
İslam düşmanlığını saklamayan son Papa, Türkiye’ye geliyordu. Erdoğan’a; “Papa’yı karşılayacak” mısınız sorusu soruldu. “Kardeşim anlamıyor musunuz, NATO toplantısında olacağım. Fiziken mümkün değil. Yahu NATO toplantısı programını ben mi hazırladım. Benim yerime Başbakan vekili arkadaşım Mehmet Ali Şahin var, o görüşecek işte” dedi. Papa’yı uçağın merdivenlerinde karşıladı.
1990’larda “başkanlık sistemini” emperyalistlerin dayatması olarak tariflendiren Erdoğan şimdi “başkan” olabilmek için anayasa yaptırıyor.
Erdoğan 2010’da “Bizim eksenimiz barış eksenidir, dayanışma eksenidir, hukuk eksenidir. Bizim bu eksenlerimiz tarih boyunca hiç değişmedi, bundan sonra da değişmeyecek” diyordu.
Tarih 2012. Rusya dargın ve tehditkâr. İran küs. Irak tedirgin ve küs. Azerbaycan unutulduğu için unuttu. Ermenistan haylazlaştı. Rum kesimine haddi hiç bildirilmedi. Yunanistan batarken bile kindar. Suriye düşman oldu.
Türk Milletinin huzurunda İsrail’i, dünyadaki akan kanın sorumlusu olarak tanıtırdı Erdoğan ve zihniyeti. Gerek hocası ve şimdi kendisi İsrail’in, İslam coğrafyasındaki en yakın müttefiki, siyasi, askeri ve ekonomik müttefiki oldu.
Hülasa aynadaki yüze iyi bakmak lazım. “Ben kimim? Neyi, niçin diyordum? Şimdi ne yapıyorum?” sorularının cevabı lazım. Yoksa kalp ile dil, dil ile el uyumlu olmaz ise kişinin ne kendine ne de sorumluk sahasına faydası olur.
Erdoğan siyaset hayatına başladıktan sonra ve on yıllık iktidarında, beş yıldır devam eden davalara rağmen bir türlü bulunamayan derin devletten hep şikâyetçi oldu. Ama Irak’ta derin devletin adamı olduğu belgelenen, kendi halkını (Şiileri) öldürdüğü, öldürttüğü kanıtlanan Haşimi’ye sahip çıktı, kol kanat gerdi.
Erdoğan, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımıza “(haçlılara) entegre olun”, “bulunduğunuz ülkenin vatandaşlığına geçin” dedi. Hatta Hollanda Başbakanı’nın yanında; “Suç bizim vatandaşlarımızda. Avrupa vatandaşlığına geçmiyorlar” dedi.
Ama Türkiye’ye gelince M. Akif’ten, NFK’den şiirler okudu, sultanlardan, şahlardan örnekler verdi.
PKK’nın sözcüleri “yüz yıldır bu topraklarda zulüm görüyoruz, işgal altındayız” dediler. Erdoğan, bu ülkede Kürt sorunu olduğunu ifade edip, PKK sözcülerini haklı çıkardı.
PKK sözcüleri açlık grevi başlattılar. Erdoğan önce “Türkiye’de açlık grevi yok” dedi. Sonra “BDP milletvekilleri açlık grevlerine devam etsinler. Bazılarının rejime ihtiyacı var” dedi. Açlık grevi bitti. Başbakan, “Öcalan’ın çağrısının (açlık grevleri için) etkili olduğunu ama Öcalan’a herhangi bir söz verilmemiştir” dedi.
Malatya’ya füze savunma sistemi kurulması tartışılırken Erdoğan, Türkiye’nin bir NATO üyesi ülke olduğunu ve bu kararın NATO tarafından alındığını söylemişti. NATO Genel Sekreteri Rasmussen ise talebin Ankara’dan geldiğini söyledi.
ABD ve AB her fırsatta İran’a bir ambargo uygulanmasını ısrarla istemiş ve kısmen de olsa hayata geçirmişlerdi.
Erdoğan ise uluslararası meşruiyeti olmayan ambargonun ilkel bir metot ve hatta zalimlik olduğunu söylemişti. Daha sonra İran’a uygulanan ambargoya katıldıkları gibi ısrarla Suriye’ye ambargo uygulanması için dünyayı ayağı kaldırmışlardı.
İslam düşmanlığını saklamayan son Papa, Türkiye’ye geliyordu. Erdoğan’a; “Papa’yı karşılayacak” mısınız sorusu soruldu. “Kardeşim anlamıyor musunuz, NATO toplantısında olacağım. Fiziken mümkün değil. Yahu NATO toplantısı programını ben mi hazırladım. Benim yerime Başbakan vekili arkadaşım Mehmet Ali Şahin var, o görüşecek işte” dedi. Papa’yı uçağın merdivenlerinde karşıladı.
1990’larda “başkanlık sistemini” emperyalistlerin dayatması olarak tariflendiren Erdoğan şimdi “başkan” olabilmek için anayasa yaptırıyor.
Erdoğan 2010’da “Bizim eksenimiz barış eksenidir, dayanışma eksenidir, hukuk eksenidir. Bizim bu eksenlerimiz tarih boyunca hiç değişmedi, bundan sonra da değişmeyecek” diyordu.
Tarih 2012. Rusya dargın ve tehditkâr. İran küs. Irak tedirgin ve küs. Azerbaycan unutulduğu için unuttu. Ermenistan haylazlaştı. Rum kesimine haddi hiç bildirilmedi. Yunanistan batarken bile kindar. Suriye düşman oldu.
Türk Milletinin huzurunda İsrail’i, dünyadaki akan kanın sorumlusu olarak tanıtırdı Erdoğan ve zihniyeti. Gerek hocası ve şimdi kendisi İsrail’in, İslam coğrafyasındaki en yakın müttefiki, siyasi, askeri ve ekonomik müttefiki oldu.
Hülasa aynadaki yüze iyi bakmak lazım. “Ben kimim? Neyi, niçin diyordum? Şimdi ne yapıyorum?” sorularının cevabı lazım. Yoksa kalp ile dil, dil ile el uyumlu olmaz ise kişinin ne kendine ne de sorumluk sahasına faydası olur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Yandaş medya nereye koşuyor, yargı ne yapıyor? / 31.08.2025
- Bu zafer öyle üç satır ile gerçekleşmedi, bakın nasıl gerçekleşti? / 30.08.2025
- Öcalan-Kandil- DEM açık, AKP-MHP kapalı oynuyor / 29.08.2025
- Bugüne kadar hangi asker veya askerler anayasa yaptı? / 28.08.2025
- Gereğini yapmanız için daha kaç bin Müslümanın ölmesi lazım? / 27.08.2025
- ‘Terörsüz Türkiye’ komisyonu ilk görevini tamamladı / 25.08.2025
- Filistin’den, Erdoğan’a 3 mektup / 24.08.2025
- Adaletin batsın dünya / 23.08.2025
- Gazze’de ‘Şükür Namazı’ ne zaman? / 22.08.2025
- 17 Ağustos’u hepsi unuttu / 20.08.2025
- Bu zafer öyle üç satır ile gerçekleşmedi, bakın nasıl gerçekleşti? / 30.08.2025
- Öcalan-Kandil- DEM açık, AKP-MHP kapalı oynuyor / 29.08.2025
- Bugüne kadar hangi asker veya askerler anayasa yaptı? / 28.08.2025
- Gereğini yapmanız için daha kaç bin Müslümanın ölmesi lazım? / 27.08.2025
- ‘Terörsüz Türkiye’ komisyonu ilk görevini tamamladı / 25.08.2025
- Filistin’den, Erdoğan’a 3 mektup / 24.08.2025
- Adaletin batsın dünya / 23.08.2025
- Gazze’de ‘Şükür Namazı’ ne zaman? / 22.08.2025
- 17 Ağustos’u hepsi unuttu / 20.08.2025