HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 22 HAZİRAN 2021, SALI

Kaybedilen hazine

17.05.2001 00:00:00
"İstanbul'dan ayrılmak güç... Amma bu alemde insanoğlu için kolay olan ne var ki? Bilmek güç, bilmemek güç, görmek güç, görmemek güç, hele sevmemek, sevgiye aşina olmamak her dertten, her afetten çok ama çok daha güç... Onun için güreşeceği güçlüklerle beraber yaratılan insanoğlu, müşkülden müşkül olan kendi varlığı bilmecesine koyup, dış güçlüklerle uğraşmaya daldığı için bedbaht olmuştur. Ah nerede o ulu, o mutlu, o er kişi ki kılıcını, içindeki şeytanın başına çalar ve gizli aşikar, görülür görülmez bütün güçlüklerden, bütün müşküllerden kurtulur" (S. Ayverdi, Boğaziçi Tarihi).

İstanbul insanı zamanla kültüründen uzaklaşınca kendini kaybeder olmuş. Kültürümüz kimliğimiz olması hasebiyle, kimliğimizi de dolayısıyla kaybetmiş oluyoruz. Ta eskiye, İstanbul'un yeni imar edilmiş zamanlarına kadar uzandığımızda yiğit, mert insanlar her sokak başında bir kale gibiydiler. Bugünkü gibi istisna değillerdi. Artık her insan, adeta kabuğuna çekilmiş ya da şaşkın pervaneler gibi dolaşır olmuş. Bir de "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" diyerek hayatlarını sürdürür oldular. Artık eskisi gibi bir kere konuşacağı şeyi iki kere düşünen insanlar bulmak hayli güç. İki kere konuşmak için bir kere bile düşünen yok. "Söz bir ok gibidir, çıktığı an bir daha geri dönmez" derler ya, işte çıkan o söz hep gönül sazının tellerini koparıveriyor. İstanbul yedi tepe, yedi tepede yedi perişan insan. Perişanlık kimliğin kayboluşundan kaynaklanmakta. Ve İstanbul sahilleri İstanbul insanı için oturup ağlamakta. İstanbul'la beraber elden giden her şey için.

"Fikir hayatını İslam alemine borçlu olan Garp, ondan alacağını aldıktan sonra, bir taassup şahlanmasıyla kapılarını İslam'a kapayıvermişti. (...) Öyle ki bir zamanlar müslüman dünyası ilim ve medeniyet ışıkları içinde kendisine her yaklaşanın gözlerini kamaştıran bir taze hayat parlayışı arzediyordu. Garp ise bu şaşaalı ve ihtişamlı dünyanın eteğine yapışmış, gerek fikriyatı, gerek maddesi ile ona avuç açıp nafakalanıyordu" (a.g.e).

Burada Şeyh Edebali Hazretlerinin Osman Gazi'ye nasihatına yer vermek istiyorum:

"Ey oğul! İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler! Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir! İki paralık güneşe aldanıp sonra da karda, ayazda kavrulup gitme! Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin!

Ama, bunları nerede nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgarında savrulur gidersin. Öfken ve benliğin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönme, çıktığın yolu, taşıyacağın gücü iyi bil! Her işin gereğini vaktinde yap! Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün söyleme, bildin bilme! Sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme! Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir! Sevildiğin yere sık gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın olmaz. Üç kişiye acı: Cahiller arasında alime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene! Unutma ki yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir! Ululanma, düşmanını hor görme! Düşmanını çoğaltma, düşmanlığın başını da sonunu da sen belirle! Haklı olduğunda kavgadan korkma, bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!"

Şeh Edebali böyle nasihatta bulundu Osman Gazi'ye...

İfadeler derin manalar taşımakta. Eskti İstanbul ruhu da işte bu. Ey gözlerinde baharı saklayan ihtiyar delikanlı İstanbul. Bir konuşabilsen, bir dile gelse şu dağın taşın, kimbilir neler söylerdin, ağlar mıydın, güler miydin. Söyle be İstanbul, niye böyle derinden susuyorsun. Sükutunu dile getir artık. Asırlardır yorgun düştün, insanlığın başıboş halinin altında ezildin. Ey garipler yüreği İstanbul. Anlayamadık seni, anlattıklarımız seni kavramaya yeterli olamadı. Yeşilin eskisi kadar yeşil, denizin eskisi kadar mavi glemiyor artık bana. Gökyüzünde kaybolamıyorum artık, madde aleminde kaybolan insanı, gökyüzü ummanına almazmış ve yanarmış.

Üsküdar sahilinde ve Çamlıca tepesinde yürürken adım adım, yüreğim koşup da gitti Yuşa tepesine. Oradan Emirgan'a, Edirnekapı'ya köşe bucak dolaştı İstanbul'u. Bir şeyler arar gibi, bir zaman ırmağından akıp gidercesine. Biz eskimeyen eskimizi kaybettik. Her gelen gideni arattı, en çok seni aradık İstanbul, hadis-i şerife mazhar olan sırrını aradık ama bulamadık. Çünkü önce insan kendini bulmalıydı, kendini bulamayan seni nasıl bulabilirdi. Gözlerin dolu dolu, ağlıyor musun yoksa, gözlerini ondan mı kaçırıyorsun benden, kaçırma gözlerini benden. Seni anlıyorum ve seni sana geri vermek için çalışıyorum. Hey İstanbul aşıkları, bari sizler görün İstanbul'u, İstanbul'un yaralı yüreğini. Bir yağmur misali çağlayan gözlerini. Hasretle nakışlanmış gönül defterini aralayın ve yazmaya başlayın artık:

"Yitirdiğim bir şey var sende arıyorum

Yüreğim bir madenci feneri yol uçurum

Yaklaşma diyorsun peki diyorum

Bir daha kimseden sormayacağım seni söz olsun

Akrep yutmuş gibi kirpiklerinin ucunda

Beni görünce üşüyorsun tamam uğramam bir daha

Kamçılasa da kan

Sana kör bakacağım görmeyeceğim seni söz olsun

Dağlara doğru uçan kuşlarla

Tüm sırları soyulmuş nemli düşlerle

Öfke çiçekleri getiren kuşlarla, korkma

Yokuşlarda yormayacağım seni söz olsun

Kurtlar gibi ulusa da gönlüm ardından

Sormayacağım yüzünü, izini yollardan

Tüfeğimin namlusunun ucuna konan

Kınalı keklik olsan da vurmayacağım seni söz olsun

Bir kuvvet iksiridir eski fotoğrafların

Bakışların konuşur kilitlense de dudakların

Af çıkmazsa artık sormayacağım seni söz olsun

Elindedir dönüştür bu ağıtı serenatlara

Düş yap da uçursun bizi bulutlara

İki kılınç gibi döğüşürken akla kara

Adak olsan da kurban vermeyeceğim seni

Söz olsun... söz olsun... söz olsun".

Sen güzel İstanbul bulacak mısın o manayı, kendine gelebilecek misin? Sen bir özlemsin İstanbul, aşıklarının yüreğini yakan.
 
Derya Şüheda Terzi / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.