HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 20 HAZİRAN 2021, PAZAR

Bir şairin amentüsü

18.05.2021 00:00:00
'Bir şairin amentüsü' seslendirme dosyası:

İnsan

eşref-i mahlûkattır derdi babam

bu sözün sözler içinde bir yeri vardı

ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman

bu söz asıl anlamını kavradı

"Şair burada ne demek istiyor?" diye bir konuya girilmez. Eğer şairle aynı dil konuşulmuyorsa o şair zaten okunmaz. Şairin yazdıkları - eğer gerçek bir şairse – okuyucuyu ruhundan yakalar ve zihnini esir alır. Ve ona sürekli sorular sordurur, kafasını karıştırır, uykularını kaçırır. Bu şiir de böyle bir şiir işte. Öyle dizelerle karşılaşırsınız ki hayatı sorgularsınız, toplumu sorgularsınız, kendinizi ve ruhunuzu sorgularsınız. "Şair burada ne demek istiyor" adlı bir yazı olmadığını bir kez daha söyleyeceğim. Anlatacaklarım sadece benim fikrimin ilhama anlattıkları olacak.

İnsan kuşkusuz Ahsen-i Takvim üzere yaratılmıştır. "Biz insanı en güzel şekilde yarattık." ifadesi Kuran'da mevcuttur. Yine başka bir ayette "Yarattıklarımızın çoğuna onları üstün kıldık" ifadesi vardır. Kısaca insan eşref-i mahlûkattır ifadesi Kuran'da geçmemektedir. Şairin ifadesi de zaten babam derdi şeklindedir. Bu söz ile bu ayetleri bize hatırlatır.

Şairin başka bir ifadesinde ise şiirde: "…damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak, sımsıcak kelimeler boşandı"…  geçer. Burada ise şairin kelimeleri ustaca kullandığını görebiliriz. Birkaç husus dikkat çeker. İlki, damarın kesilmesi ve kanın kesilmesi ifadelerinin birlikte kullanılmasının söze yüklediği güçtür. İki farklı anlamını da aynı anda kullandığını görürüz.  İkincisi ise vücuttan kanın boşanması ile ağızdan kelimelerin boşanması arasında kurduğu ilişkidir. Şunu düşünmek gerekir. İnsanın yaraları onun zayıflığının mı yoksa gücünün ifadesi midir? Şairin kastı da gücünü kelimelerden alması mıdır? Bir başka husus da kanın akıtılması geçmişte bir şifa yöntemidir. Kan aldırmak diye bir ifade eski kitaplarda ve kaynaklarda geçmektedir. Bugün "hacamat" adı verilen yönteme benzer bir yöntem olarak düşünebiliriz. Hatta biraz da bilimsellik katacak olursak kan vermek hadisesinin belirli aralıklarla yapılması gerektiği uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir. Acaba şairin bir eylül günü damarlarını kesmesi ve kanının akması ve akabinde kesilmesi ile kelimelerin dökülmesi arasındaki ilişkide şairin hayat bulduğu, sağlık bulduğu anın dilinden kelimelerin boşaldığı an şeklinde de düşünebilir miyiz? Ya Eylül ne alaka?

Birçok enteresan ifade vardır şiirde. Bu şekilde uzun uzun düşünmek gerekir. "…Dilce susup bedence konuşulan bir çağda…" ifadesi. Acaba bu dil bizim konuştuğumuz dil mi yoksa gönül anlamında kullanılan bir dil mi? Bedence konuşmak ne demek? "…Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim ruhum..." Nasıl bir şey ki o, kar yağarken kirlenir?

"…su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı…" Bu ifade eskilerin "Anasır-ı Erbaa" dedikleri, Cem Yılmaz'ın GORA adlı filminden yakınca bildiğimiz dört element: ATEŞ-SU-TOPRAK-HAVA (içinizden tahta dediğinizi duyar gibiyim). Akla takılan soru şu: Nerede bu dördüncü element? Şairin bunu bilmemesi mümkün değil. Şiirin sonuna yaklaştığınızda cevabınızı buluyorsunuz. Diyor ki: Ve rüzgar/Ona kendimi ben sonradan ekledim. Ve bir ayet akla gelir: "… Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş…" Oldukça hikâyesi olan bir şiir. İçinde devrimci marşlarına kadar bulabilirsiniz.

Ezan sesi duyulmuyor/Haç dikilmiş minbere/Kâfir Yunan bayrak asmış/Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim/Hep verelim elele/Patlatalım bombaları/Çanlar sussun her yerde

Bir hikâye var ki bu şiirde, bildiklerimizi yeniden yorumlamamızı sağlayabilir. Hatta buna bizi mecbur bırakacaktır desem ileri gitmiş sayılmam. Şairin şiirdeki dizelerinin birinde geçen bir ifade: "…Ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur…" Şairin yoldan Godiva geçmemesi ve kimsenin kör olmamasından yana bir şikâyeti olduğunu görüyoruz. Bu ifade ile ilk karşılaştığım zaman bir yerden tanıdık gelmişti. Sonra da bulmuştum. GODİVA adında bir çikolata vardı. Peki kör olmakla ne alakası var? Şairin bu şiirinde bu çikolatanın yeri yoktu. Neydi GODİVA. Hikâyeye herkes basit bir araştırmadan sonra ulaşabilir. 11. Yüzyılda dönemin İngiltere'sinde yaşanan bir olaya atıfta bulunulmuştur. Kral halktan çok ağır vergiler almaktadır. Bu durumdan halk çok rahatsızdır. Kralın eşi ise halkın tarafındadır. Adı Lady Godiva. Halktan yana tutum alan, onların diline tercüman olan kralın eşi; her fırsatta bu vergilerden rahatsızlığını krala dile getirmektedir. Bir süre sonra kral bu durumdan rahatsız olur. Eşine, eşine az rastlanır bir teklifte bulunur. Eğer Coventry sokaklarında çırılçıplak bir vaziyette dolaşırsa bu vergileri indireceğine dair söz verir. Eşinin böyle bir teklifi kabul etmeyeceğini düşünen kral, eşini de bu sayede susturacağını düşünmektedir. Fakat eşi bu teklifi kabul eder. Uzun saçlarıyla at sırtına biner. Hizmetkârı atını çeker ve bütün sokakları bu halde dolaşır. Bunu duyan herkes şaşkınlık ve minnet içerisindedir. Bu fedakârlık karşısında halk da gereğini yapar. Evlerinde olanlar kapılarını ve pencerelerini kapatır. Perdeleri örter. Sokakta olanlar ise sırtlarını dönerler ve ona doğru bakmazlar. Fakat bir kişi daha vardır ki -adı Tom- gizlice Godiva'yı izler. Daha sonrasında Tom adlı "röntgenci"  kör olacaktır. Bu şekilde görevini yerine getiren Godiva'ya karşı kral da gereğini yapar ve neredeyse bütün vergileri kaldırır. Bu hikâye birçok filme ve bilimsel araştırmaya konu olmuştur. Hatta Freud, Tom'la ilgili çalışmalar yapmış ve çıkarımlarda bulunmuştur. 1911 ve 1955 yıllarında hakkında filmler yapılmıştır. Tom filmlerde görmeden kör olur ama yazılı kaynaklarda gördükten sonra kör olduğuna dair ifadelerde mevcuttur. 

Bu hikâye onurlu bir halkı ve onurlu bir kraliçeyi bize sunar. Hatta kralın bile sözünde durması ve vergileri kaldırması işin sonunda takdir edilecektir. Tabi ki toplumun kanayan yaraları da Tom olarak karşımıza çıkar. Sadece toplumun zaafları değil, aynı zamanda insan olarak da zaaflarımızdır Tom. Kısaca karşımıza toplumumuz, yöneticilerimiz ve fedakar insanlar çıkar. Bunun yanısıra da buna karşılık veren( vermesi gereken ) bir de halk. Günümüzde Türk toplumu ile ilgili çıkarımlarda bulunmak ise sizin göreviniz. Godiva rolünde kendini şehrine karşı sorumlu hissedip ruhuyla ve bedeniyle adeta feda eden var mı? Geçmişte oldu mu? Varsa kim? Eğer kendini yaşadığı şehir için feda edenler varsa bizler o insanlara karşı ne gibi fedakârlıklarla cevap verdik? Peki ya kral?...

Şairin aynı şiirinden bir dizeyle sözlerime son veriyorum. "…Budur/İşte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku… Nedir?

 
Kerim Baydar / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.