logo
21 EYLÜL 2026

Kıssadan Hisse

08.07.2006 00:00:00
 
Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna "Ayağınıza takılan şeyleri toplayın" diye emir verir. Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup... - Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım.Diyerek hiçbir şey toplamazlar. İkinci grup ise;- Madem komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira askerin, komutanına itaat etmesi gerekir.Diyerek az bir şey topluyorlar. Üçüncü grup ise;- Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete mebnidir.Diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar. Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca: hiç almayan birinci grup;- Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık.Diyerek pişman oluyorlar. Az alan ikinci grup ise;- Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık.Diye sitem ederler kendilerine. Çok alan üçüncü grup ise:- Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımızı atsaydık da daha çok toplasaydık. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık.Diyerek, fazla almalarına rağmen üzülürler...Bu kıssadan ilim erbabı şu şekilde hisse çıkarır:İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlarda bulunacak.Kafir olan;- Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da ebedi Cehennemden azabından kurtulup, Cennete erişseydik...Mü'min, fakat az sevabı olan;- Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım...Mü'min, lakin çok sevabı olan ise;- Ah keşke makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim, oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım...Diyeceklerdir...

SPK, fonların tasfiyesinde süreyi 6 aya çıkardı

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tasfiye edilecek yatırım fonlarının tasfiye süresini 3 aydan 6 aya çıkardı

21.09.2026 05:00:00
AA
 
SPK, fonların tasfiyesinde süreyi 6 aya çıkardı
SPK, fonların tasfiyesinde süreyi 6 aya çıkardı

SPK tarafından alınan yeni ilke kararları doğrultusunda 17 Eylül'de duyurulan fon tasfiye usul ve esaslarında değişikliğe gidildi.

Buna göre, tasfiye edileceği açıklanan fonların portföy yapıları ve piyasa gelişmeleri dikkate alınarak daha önce azami 3 ay olarak belirlenen tasfiye süresi 6 aya çıkarıldı.

Kurul, 17 Eylül'de 7 portföy yönetim şirketinin tasfiye edilen 131 yatırım fonuna ilişkin süreçlerin yürütülmesinde Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankasını yetkilendirmiş, tasfiyenin en fazla 3 ay içinde tamamlanmasını öngörmüştü. 

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 2 şüpheli daha gözaltına alındı 

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ile Abdulkadir Özkan gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında adli işlemler sürüyor.

Bu kapsamda, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ile Abdulkadir Özkan gözaltına alındı.

Şüphelilerin işlemlerinin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürlüğünde sürdüğü öğrenildi. 

Adalet Bakanı Akın Gürlek, farklı tarihlerde İstanbul'un Gaziosmanpaşa ve Osmaniye'nin Düziçi ilçesinde işlenen faili meçhul iki cinayetin aydınlatıldığını bildirdi

Adalet Bakanı Akın Gürlek, farklı tarihlerde İstanbul'un Gaziosmanpaşa ve Osmaniye'nin Düziçi ilçesinde işlenen faili meçhul iki cinayetin aydınlatıldığını bildirdi

20.09.2026 18:14:00
AA
 
Adalet Bakanı Akın Gürlek, farklı tarihlerde İstanbul'un Gaziosmanpaşa ve Osmaniye'nin Düziçi ilçesinde işlenen faili meçhul iki cinayetin aydınlatıldığını bildirdi
Adalet Bakanı Akın Gürlek, farklı tarihlerde İstanbul'un Gaziosmanpaşa ve Osmaniye'nin Düziçi ilçesinde işlenen faili meçhul iki cinayetin aydınlatıldığını bildirdi
Adalet Bakanı Akın Gürlek, farklı tarihlerde İstanbul'un Gaziosmanpaşa ve Osmaniye'nin Düziçi ilçesinde işlenen faili meçhul iki cinayetin aydınlatıldığını bildirdi.

Gürlek, NSosyal hesabındaki paylaşımında, 6 Temmuz 2018 tarihinde Abdülhamid Terkin'in öldürülmesi ve ağustosta kaybolan Ayşegül Yaşar'ın dosyasına ilişkin açıklamada bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, hiçbir suçun cezasız, hiçbir cinayetin faili meçhul kalmaması için çalışmaları kararlılıkla sürdürdüklerini belirten Gürlek, bu kapsamda, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurdukları Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının koordinasyonunda yürütülen titiz çalışmalarla iki cinayet dosyasının daha aydınlatıldığını duyurdu.

Gürlek, İstanbul Gaziosmanpaşa'da 6 Temmuz 2018 tarihinde Abdülhamid Terkin'in öldürülmesine ilişkin dosyada, HTS, baz ve görüşme kayıtları ile iyileştirilen güvenlik kamerası görüntüleri ve tanık beyanlarının yeniden değerlendirilmesi sonucunda, olayın beşinci şüphelisinin tespit edildiğini, yakalanan şüphelinin, kasten öldürme suçundan tutuklandığını aktardı.

Osmaniye'nin Düziçi ilçesinde ağustosta kaybolan Ayşegül Yaşar'ın dosyasının ise HTS ve kamera kayıtları, tanık beyanları, kriminal incelemeler ve elde edilen yeni deliller doğrultusunda yeniden kapsamlı şekilde ele alındığını kaydeden Gürlek, "Şüphelinin olay günü kullandığı araçta tespit edilen biyolojik bulguların Ayşegül Yaşar'ın anne ve babasından alınan örneklerle uyumlu olduğunun belirlenmesinin ardından çalışmalar derinleştirildi. Şüphelinin yer göstermesi sonucu Ayşegül Yaşar'ın cansız bedenine ulaşıldı. Şüpheli ile anne ve babası gözaltına alındı." açıklamasında bulundu.

Gürlek, bu iki dosyanın aydınlatılmasında özveriyle çalışan Gaziosmanpaşa ve Düziçi Cumhuriyet Başsavcılıklarına, İstanbul ve Osmaniye İl Emniyet Müdürlüklerine, Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğüne, Adana Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne ve sürece katkı sunan tüm kamu görevlilerine teşekkür ederek, "Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, hiçbir cinayet karanlıkta kalmayacak, hiçbir fail adaletten kaçamayacaktır." ifadesini kullandı.

Hayat memnuniyetinde son sıralardayız

Birleşmiş Milletler verileriyle hazırlanan güncel Avrupa Hayat Memnuniyeti Haritası, kıtadaki refah ve mutluluk uçurumunu gözler önüne serdi. İskandinav ülkeleri zirvedeki yerini korurken, 10 üzerinden 5,3 puan alan Türkiye, Avrupa genelinde hayat memnuniyeti en düşük sondan ikinci ülke olarak kayıtlara geçti

20.09.2026 16:00:00
Haber Merkezi
 
Hayat memnuniyetinde son sıralardayız
Hayat memnuniyetinde son sıralardayız
Avrupa genelinde bireylerin yaşam kalitesini ve genel mutluluk düzeylerini ölçen en güncel "Avrupa Hayat Memnuniyeti Haritası" kamuoyuyla paylaşıldı. Birleşmiş Milletler (BM) verileri baz alınarak Geo Mapped tarafından hazırlanan ve 0 ile 10 puan arasında bir değerlendirme içeren araştırma, kıtanın batısı ile doğusu arasındaki derin sosyal ve ekonomik uçurumu bir kez daha tescilledi.

Haritaya göre Kuzey Avrupa ülkeleri refah ve mutlulukta ulaşılamaz bir seviyeye tırmanırken, Türkiye'nin tablosu alarm veriyor.

Türkiye 5,3 puanla sondan ikinci sırada

Araştırmanın en dikkat çekici ve düşündürücü sonuçlarından biri Türkiye'ye ait. Son yıllarda yaşanan ekonomik dalgalanmalar, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı, vatandaşların yaşam memnuniyetine doğrudan yansıdı. Türkiye, 10 üzerinden yalnızca 5,3 puan alabilerek Avrupa genelinde hayat memnuniyeti en düşük sondan ikinci ülke oldu.

Bu skorla Türkiye; Balkanlar, Doğu Avrupa ve Güney Avrupa'daki pek çok komşusunun gerisinde kaldı. Türkiye'nin altında yer alan tek ülke ise yıllardır yıkıcı bir savaşın ve ağır bir ekonomik krizin pençesinde mücadele eden Ukrayna (4,7 puan) oldu. Türkiye, savaş bölgesi hariç tutulduğunda Avrupa'da yaşam memnuniyeti en düşük nüfusu barındıran ülke konumuna yerleşti.

İskandinavya yine mutluluğun zirvesinde

Haritanın diğer ucunda ise yıllardır değişmeyen "İskandinav Rüyası" hüküm sürüyor. Finlandiya, 10 üzerinden topladığı 7,8 puanla Avrupa'nın ve dünyanın hayat memnuniyeti en yüksek ülkesi unvanını korudu. Finlandiya'yı 7,5 puanla yakın takibe alan Danimarka ve İzlanda izledi. Kuzey ve Batı Avrupa genelinde güçlü sosyal devlet yapıları, yüksek gelir adaleti ve güvenli yaşam standartları, haritanın bu bölgelerini "yeşil ve yüksek puanlı" bölge olarak sabitledi.

Coğrafi dağılım ne söylüyor?

Harita genel olarak incelendiğinde net bir coğrafi kırılım göze çarpıyor. Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinde hayat memnuniyeti 7 puanın üzerinde seyrediyor. Güçlü ekonomiler ve istikrar mutluluğu besliyor. İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkeler 6 ile 7 bandında "orta-yüksek" bir memnuniyet düzeyine sahip. Balkanlar ve Doğu Avrupa ülkelerinde skorlar 5,5 ile 6 arasına sıkışmış durumda.

Ekonomik dönüşüm süreçleri memnuniyeti baskılıyor. Türkiye ve Ukrayna ile birlikte 5 barajı sınırına gerileyen bu iki ülke, krizlerin gölgesinde kalıyor. Uzmanlar, Türkiye'deki bu düşük memnuniyet oranının sadece gelir düzeyiyle değil; gelecek kaygısı, sosyal güven hissi ve iş-yaşam dengesi gibi yapısal faktörlerle de doğrudan ilişkili olduğunu belirtiyor.

Birleşmiş Milletler Dünya Mutluluk Raporu verileri baz alındığında, Türkiye'nin hayat memnuniyeti skoru son on yılda inişli çıkışlı ama genel olarak aşağı yönlü bir seyir izledi. Ülke, son dönemdeki en yüksek yaşam memnuniyeti seviyesine 10 üzerinden 5,50 puanla 2017 yılında ulaşmıştı.

Kandil başka konuşuyor, Meclis başka

Kandil’den peş peşe gelen açıklamalar ile TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “ayrılıkçı dil kullanılmasın” uyarısı, yürütülen sürecin taraflar açısından aynı anlama gelmediğini bir kez daha ortaya koydu

20.09.2026 15:30:00
Haber Merkezi
 
Kandil başka konuşuyor, Meclis başka
Kandil başka konuşuyor, Meclis başka
Kandil'den peş peşe gelen açıklamalar ile TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un "ayrılıkçı dil kullanılmasın" uyarısı, yürütülen sürecin taraflar açısından aynı anlama gelmediğini bir kez daha ortaya koydu.

Kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" ve yeni çözüm süreci olarak tartışılan süreçte, Ankara ile Kandil'den gelen mesajlar arasındaki fark dikkat çekiyor.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, 18 Eylül'de yaptığı açıklamada sürecin ilerlemesi için KCK yöneticilerinin İmralı'ya giderek Abdullah Öcalan ile doğrudan görüşmesi gerektiğini savundu. Bayık, bunun gerçekleşmemesi halinde sürecin sağlıklı ilerlemeyeceğini söyledi.

Bayık bununla da yetinmedi. Öcalan'ın özgür bırakılmaması halinde silah bırakmayacaklarını ve Türkiye'ye dönmeyeceklerini ifade ederken, siyasi ve hukuki alanda somut değişiklikler yapılmasını da istedi.

Ankara'nın mesajı ise farklı

Bu açıklamaların hemen ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 19 Eylül'de Kırşehir'de yaptığı konuşmada sürecin Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü temelinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Kurtulmuş, "Bundan sonra Türkiye'de kimsenin ayrılıkçı bir şekilde konuşmasını istemiyoruz. Kimsenin de ayrımcı bir dil kullanmasını istemiyoruz" dedi. Ayrıca sürecin TBMM tarafından takip edileceğini ve 1 Ekim'den sonra bütün partilerin katılımıyla bir komisyon kurulacağını açıkladı.

Kurtulmuş'un açıklamasında dikkat çeken bir başka nokta ise hazırlanan yasanın ülkenin birliğini ve milli bütünlüğünü tehdit edecek herhangi bir hüküm içermediğinin özellikle vurgulanması oldu.

Peki aynı süreçten iki farklı beklenti mi çıkıyor?

Ortaya çıkan tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Ankara "ayrılıkçı dil olmasın" derken, Kandil neden Öcalan'ın özgürlüğünü, İmralı'da doğrudan görüşmeyi ve yeni hukuki-siyasi adımları sürecin ön şartları olarak ortaya koyuyor?

Bu soru, sürecin kamuoyuna anlatılan hedefleriyle Kandil tarafından dile getirilen beklentiler arasındaki farkı gösteriyor.

Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye" hedefini Türkiye'nin bütünlüğünü güçlendirecek bir proje olarak tanımlarken, Bayık'ın açıklamaları örgüt açısından sürecin yalnızca silah bırakma meselesinden ibaret olmadığını gösteriyor. Bayık, siyasi faaliyet, hukuk, cezaevleri, kayyumlar ve Öcalan'ın konumuna ilişkin talepleri aynı çerçevede sıralıyor.

"Açılım" tartışması yeniden gündemde

Geçmiş çözüm sürecinin ardından bugün yeniden başlayan tartışmanın temel sorularından biri de burada ortaya çıkıyor:

Devletin "terörsüz Türkiye" hedefi ile Kandil'in talepleri aynı noktada buluşuyor mu?

Kurtulmuş, "Bizim işimiz toparlamak, birleştirmek, büyütmektir" derken; Bayık, mevcut yaklaşımın örgütün beklentilerini karşılamadığını ve güven sorununun sürdüğünü söylüyor.

Dolayısıyla süreç ilerledikçe asıl tartışma, yalnızca "silah bırakılacak mı?" sorusuyla sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Türkiye'nin milli bütünlüğü, örgütün siyasi talepleri, Öcalan'ın konumu ve yapılması planlanan hukuki düzenlemelerin sınırları sürecin en kritik başlıkları olacak.

TBMM'nin 1 Ekim sonrasında kuracağı komisyonun, bu farklı beklentilerin nasıl yönetileceği konusunda belirleyici bir işlev üstlenmesi bekleniyor.

Kamuoyunun önündeki temel soru ise açık: Türkiye "terörsüzleşirken" süreç hangi tavizler ve hangi sınırlar içinde ilerleyecek?

Nasıl gözünüzden kaçtı?

İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, SPK’nın tasfiye kapsamına aldığı fonlarda yaklaşık 515 bin yatırımcının 830 milyar TL’sinin bulunduğunu belirterek dikkat çeken bir hesaplama yaptı

20.09.2026 11:28:00
Haber Merkezi
 
Nasıl gözünüzden kaçtı?
Nasıl gözünüzden kaçtı?
515 bin yatırımcının parasının bulunduğu fonlarda tasfiye tartışması büyüyor. Turhan Çömez, 830 milyar TL'lik büyüklüğü "188 TIR" hesabıyla gündeme taşırken, eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak'ın "Tera'yı şikâyet ettiğim için iki kez gözaltına alındım" açıklaması denetim tartışmasını daha da büyüttü.

Sermaye piyasalarında fon krizi tartışması büyürken, gözler SPK denetimleri, yatırımcıların korunması ve kamu kurumlarının daha önce yapılan uyarılara nasıl karşılık verdiği sorularına çevrildi.

İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, SPK'nın tasfiye kapsamına aldığı fonlarda yaklaşık 515 bin yatırımcının 830 milyar TL'sinin bulunduğunu belirterek dikkat çeken bir hesaplama yaptı.

Çömez'e göre 830 milyar TL, 200 TL'lik banknotlarla yaklaşık 4 milyar 150 milyon adet banknota denk geliyor. Banknot ağırlığı üzerinden yapılan hesaplamada ise yaklaşık 4 bin 690 tonluk bir ağırlık ortaya çıkıyor. Çömez, 25 ton taşıma kapasiteli TIR'lar üzerinden bunun yaklaşık 188 TIR edeceğini söyledi.

Nasıl gözünden kaçtı?

Çömez, sosyal medya paylaşımında doğrudan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'i hedef alarak, "Bu paralar götürülürken nasıl gözünden kaçtı?" sorusunu yöneltti.

Çömez ayrıca yaklaşık 10 ay önce yapılan ve fon piyasasındaki manipülasyonların farkında olunduğuna ilişkin açıklamalara atıfta bulunarak, "Farkındaysanız neden önlem alınmadı?" sorusunu gündeme taşıdı.

Buradaki temel tartışma ise şu: Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren böylesine büyük bir finansal risk neden daha erken tespit edilemedi ve kamu denetimi neden zamanında sonuç vermedi?

ESKİ MASAK YÖNETİCİSİNDEN ÇARPICI İDDİA

Tartışmanın en dikkat çekici başlıklarından biri ise eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak'ın açıklamaları oldu.

Başak, Tera hakkında yaptığı şikâyetler ve yatırımcıları uyardığı paylaşımları nedeniyle iki kez gözaltına alındığını söyledi. Başak'ın kendi açıklamasına göre ilk işlemde kendisine banka itibarını zedeleme suçlaması yöneltildiğini, ikinci işlemde ise halkı yanıltıcı bilgi yayma ve piyasa manipülasyonu iddialarıyla gözaltına alındığını belirtti.

Başak, Tera ve bağlantılı olduğu iddia edilen para trafiği hakkında Vergi Denetim Kurulu, CİMER, SPK ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurular yaptığını da ifade etti.

"BEN UYARDIM, İKİ KEZ GÖZALTINA ALINDIM"

Başak'ın açıklamalarında dikkat çeken nokta, kamu kurumlarına yaptığı bildirimlerin ardından yaşadığını söylediği adli süreç.

Eski MASAK yöneticisi, yaptığı açıklamalarda kendisinin sorgulandığını ve hakkında adli kontrol, yurt dışına çıkış yasağı ve telefonuna el konulması gibi tedbirler uygulandığını belirtti. Bunlar Başak'ın kendi beyanlarıdır ve ilgili süreçlerin hukuki sonucunu ifade etmemektedir.

Başak ayrıca, kamu kurumlarına bildirdiğini söylediği iddialar hakkında yeterli işlem yapılmadığını savunarak, "Benim yaptığım şikâyetler dikkate alınmıyor, ama onların şikâyeti ile bana bunlar yaşatılıyor" şeklinde tepki gösterdi.

ASIL SORU: 515 BİN YATIRIMCI NASIL KORUNDU?

Fon krizinde tartışmanın merkezinde artık yalnızca fonların tasfiyesi değil, denetim mekanizmasının zamanında çalışıp çalışmadığı bulunuyor.

Çömez'in açıkladığı 515 bin yatırımcı ve 830 milyar TL rakamı, kamuoyunda "Bu büyüklükteki bir risk nasıl daha önce fark edilmedi?" sorusunu gündeme getirirken; Başak'ın iki kez gözaltına alındığını söylemesi de uyarıların ve ihbarların nasıl değerlendirildiği konusundaki tartışmayı derinleştiriyor.

Dolayısıyla iktidarın ve ilgili kamu kurumlarının önündeki soru yalnızca "Tasfiye nasıl yapılacak?" değil:

Yatırımcıların parasını korumakla görevli denetim mekanizmaları nerede devre dışı kaldı?

Ve daha önemlisi:

Daha önce yapılan uyarılar neden zamanında sonuç vermedi?

Fonlardaki süreç devam ederken yüz binlerce yatırımcının gözü artık SPK, MASAK, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile yargı makamlarından gelecek açıklamalarda.

İstanbul Valiliğinden Büyükçekmece'deki göçükle ilgili açıklama: Göçük altında bir kişi hayatını kaybetti

İstanbul Valiliği, Büyükçekmece'de inşaat alanında meydana gelen göçükle ilgili yaptığı son açıklamada, göçük altında bulunan A.M.'in kurtarılamayarak hayatını kaybettiğini belirtti

20.09.2026 08:00:00
İHA
 
İstanbul Valiliğinden Büyükçekmece'deki göçükle ilgili açıklama: Göçük altında bir kişi hayatını kaybetti
İstanbul Valiliğinden Büyükçekmece'deki göçükle ilgili açıklama: Göçük altında bir kişi hayatını kaybetti
Valilik tarafından yapılan son açıklamada, "19 Eylül Cumartesi günü saat 18.40 sıralarında Büyükçekmece İlçesi Alkent 2000 Mahallesi'nde bulunan bir inşaat alanında toprak kayması meydana gelmiştir. Bölgeye sevk edilen ekipler, göçük altında kalan A.M. (39) ve B.M. (28) isimli inşaat çalışanları için arama kurtarma çalışmalarına başlamıştır." denildi.


Göçük altında bir kişi hayatını kaybetti



B.M. isimli kişinin yaralı halde göçükten çıkarıldığı belirtilirken henüz çıkarılamayan A.M.'nin hayatını kaybettiğinin belirlendiği, 'Çalışmalar sonucu göçük altından çıkarılan B.M. isimli şahıs sağlık görevlilerince hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştır. Göçük altında bulunan A.M. isimli inşaat çalışanı ise kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir.' şeklinde ifade edildi. Öte yandan göçük altında hayatını kaybeden A.M.'nin cansız bedeninin 01.00 sıralarında çıkarıldığı ve Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldığı öğrenildi.


Firması sahibi, şantiye şefi ve firma çalışanı gözaltına alındı



Açıklamada, firma sahibinin gözaltına alındığı 'Başlatılan soruşturma kapsamında inşaat firması sahibi Ö.T., şantiye şefi T.U. ve firma çalışanı N.Ş. isimli şahıslar yakalanarak gözaltına alınmıştır. Konu ile ilgili yakalanan şüpheli şahıslar hakkında yürütülen tahkikat işlemleri devam etmektedir.' sözleriyle belirtildi.

Şişli'de 297 kilogram uyuşturucu ele geçirildi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Şişli'de bir ikamete düzenlenen operasyonda 297 kilogram uyuşturucu madde ile 520 kilogram kimyasal katkı maddesi ele geçirildi

19.09.2026 12:12:00
İhlas Haber Ajansı
 
Şişli'de 297 kilogram uyuşturucu ele geçirildi
Şişli'de 297 kilogram uyuşturucu ele geçirildi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Şişli'de bir ikamete düzenlenen operasyonda 297 kilogram uyuşturucu madde ile 520 kilogram kimyasal katkı maddesi ele geçirildi. Operasyonda 2 şüpheli gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçları Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Şişli'de bir ikamete operasyon düzenlendi.

Operasyonda yapılan aramalarda 297 kilogram uyuşturucu madde, 520 kilogram kimyasal katkı maddesi, 1 adet karıştırıcı makine, 1 adet uyuşturucu imalatında kullanılan makine ve 2 adet hassas terazi ele geçirildi. Operasyon kapsamında yakalanan İ.A. ve K.İ. isimli 2 şüpheli gözaltına alındı. Şüpheliler hakkında uyuşturucu madde imal ve ticareti suçu kapsamında soruşturma başlatıldı.

İzmir'de 'galerici' görünümlü tefeci şebekesine operasyon

İzmir'de galericilik faaliyeti adı altında vatandaşlara yüksek faizle borç para verip, silah zoruyla senet imzalatarak yağma yaptıkları iddia edilen 10 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi. Haklarında gözaltı kararı bulunan şüphelilerden 8'i yakalanırken, 2'sinin cezaevinde olduğu belirlendi. Operasyonda 2 milyon TL nakit para ve çok sayıda silah ele geçirildi

19.09.2026 11:54:00 / Güncelleme: 19.09.2026 11:57:51
İHA
 
İzmir'de 'galerici' görünümlü tefeci şebekesine operasyon
İzmir'de 'galerici' görünümlü tefeci şebekesine operasyon
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından tefecilik suçuna yönelik geniş çaplı bir çalışma başlatıldı. Edinilen bilgiye göre, Otokent bölgesinde galericilik faaliyeti adı altında araç alım-satımı izi oluşturarak vatandaşlara yüksek faiz karşılığında borç para verdikleri değerlendirilen bir şebeke tespit edildi.

25'in üzerinde mağdur

Emniyet güçlerince gerçekleştirilen teknik ve fiziki takip, saha araştırmaları ve ilgili kurumlar nezdinde yapılan incelemeler sonucunda; şebeke üyelerinin çok sayıda vatandaşa yüksek faizle borç verdiği, alacaklarını tahsil etmek için mağdurları tehdit edip zorla senet imzalattıkları ve bazı mağdurlara yönelik silahla yağma eylemlerinde bulundukları ortaya çıktı. Yürütülen kapsamlı çalışmalar neticesinde 25'in üzerinde mağdur tespit edildi.



Eş zamanlı operasyonla yakalandılar

Elde edilen deliller doğrultusunda, haklarında gözaltı kararı verilen 10 şüpheliye yönelik operasyon düğmesine basıldı. Şüphelilerden 2'sinin farklı suçlardan cezaevinde bulunduğu belirlenirken, 1 şüpheli Mersin'de yakalanarak İzmir'e getirildi. Diğer 7 şüpheli ise İzmir'de düzenlenen eş zamanlı baskınlarla gözaltına alındı.

Şüphelilerin ev, iş yeri ve araçlarında yapılan aramalarda adeta küçük bir cephanelik ve ciddi miktarda nakit para bulundu. Yapılan aramalarda 6 adet ruhsatsız tabanca, bu tabancalara ait çok sayıda fişek, mağdurlara zorla imzalatıldığı değerlendirilen çok sayıda çek ve senet ile yaklaşık 2 milyon TL nakit paraya el konuldu.

Gözaltına alınan şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürerken, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmanın çok yönlü olarak devam ettiği bildirildi.

İddia ne?

‘Suikast hazırlığı’ iddiasıyla açılan davanın ilk duruşmasında mahkeme ara kararını verdi. 8’i tutuklu 19 sanığın yargılandığı davada 6 sanık tahliye edildi

19.09.2026 11:47:00
Haber Merkezi
 
İddia ne?
İddia ne?
'Suikast hazırlığı' iddiasıyla açılan davanın ilk duruşmasında mahkeme ara kararını verdi. 8'i tutuklu 19 sanığın yargılandığı davada 6 sanık tahliye edildi. Selahattin Yılmaz ve Cem Duman'ın tutukluluğu ise devam etti. Duruşma 5 Ekim'e ertelendi.

Aziz İhsan Aktaş'a yönelik silahlı saldırı hazırlığı yapıldığı iddiasıyla açılan davada ilk duruşma tamamlandı. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada 8'i tutuklu 19 sanık hakim karşısına çıktı.

Mahkeme, tutuklu sanıklardan Adem Kuru, Cem Çebi, İsa Aydın, Mehmet Tuğlu, Mustafa Serdar Yılmaz ve Özgür Kılıç'ın tahliyesine karar verdi.

Mahkeme, davanın iki önemli sanığı Selahattin Yılmaz ile Cem Duman'ın ise tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Dava 5 Ekim 2026 tarihine ertelendi.

İddia ne?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Selahattin Yılmaz'ın liderliğini, avukat Cem Duman'ın ise yöneticiliğini yaptığı öne sürülen silahlı bir suç örgütünün Aziz İhsan Aktaş'a yönelik saldırı hazırlığında olduğu iddia ediliyor.

İddianameye göre saldırı hazırlığı, operasyon nedeniyle gerçekleşmeden teşebbüs aşamasında kaldı.

Savcılık, Yılmaz hakkında "suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma" ve "tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs" suçlarından ceza talep ediyor. Cem Duman hakkında da örgüt yöneticiliği kapsamında benzer suçlamalar bulunuyor.

Dosyanın kilit noktası: "Opet Aziz İhsan Aktaş" mesajı

Soruşturmanın dikkat çeken delillerinden biri, iddianamede yer verilen bir WhatsApp mesajı.

Savcılık, Mehmet Tuğlu'nun 5 Şubat 2025'te Selahattin Yılmaz'a "Opet Aziz İhsan Aktaş" şeklinde mesaj gönderdiğini ve ertesi gün ikili arasında telefon görüşmesi yapıldığını belirtiyor.

Savcılık bu mesajlaşmayı saldırı hazırlığına ilişkin deliller arasında değerlendiriyor. Ancak Selahattin Yılmaz duruşmada mesajın suikast hazırlığıyla ilgisi olmadığını savundu.

Yılmaz'a göre mesaj, Aktaş'ın etkin pişmanlıktan yararlanarak ifade vermesinden aylar önce gönderilmişti. Yılmaz, Aktaş'ın daha sonra itirafçı olacağını o tarihte bilmesinin mümkün olmadığını söyleyerek suçlamayı reddetti.

Aktaş: "Şikayetçiyim"

Davanın müştekisi Aziz İhsan Aktaş ise mahkemede saldırı iddiasının operasyon nedeniyle tamamlanamadığını savundu.

Aktaş, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler nedeniyle hedef haline getirildiğini, kendisi ve ailesine yönelik silahlı saldırı hazırlığı bulunduğunun kendisine bildirildiğini söyledi.

Aktaş, sanıklardan şikayetçi olduğunu ve sorumluların cezalandırılmasını istedi.

Sanıklar suçlamaları kabul etmiyor

Duruşmada sanıkların önemli bölümü suçlamaları reddetti.

Emekli polis memuru Adem Kuru, Aktaş'ı hayatında görmediğini ve kendisiyle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını söyledi.

Cem Çebi de Aktaş'ı tanımadığını, herhangi bir emir veya talimat almadığını savundu.

Bu savunmaların ardından mahkemenin 6 sanık hakkında tahliye kararı vermesi, dosyanın ilerleyen aşamalarında delillerin nasıl değerlendirileceği konusundaki tartışmayı da büyüttü. Şimdi gözler 5 Ekim'de

Alzheimer hastalarının umudu artıyor


 
İstanbul'da 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü vesilesiyle düzenlenen basın toplantısında Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi alanındaki güncel bilimsel gelişmeler, yeni tedavilere erişim, hastalığın davranışsal belirtileri ve bakım verenlerin yaşadığı zorluklar ele alındı. 

19.09.2026 01:30:00
Murat Çorbacı
 
 Alzheimer hastalarının umudu artıyor
 Alzheimer hastalarının umudu artıyor

İstanbul'da 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü vesilesiyle düzenlenen basın toplantısında Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi alanındaki güncel bilimsel gelişmeler, yeni tedavilere erişim, hastalığın davranışsal belirtileri ve bakım verenlerin yaşadığı zorluklar ele alındı. Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Şahinöz, Türkiye Alzheimer Derneği Tıbbi Kurul Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç, Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve hasta yakını Hatice Sertaç Süslü ile Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürü Zeynep Alptekin Basa'nın katıldığı toplantıda güncel gelişmeler ile yürütülen kampanyalara dikkat çekildi. 

Yenilikler olsa da zorluklar kendini gösteriyor

Dünyada Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatan yeni ilaçların kullanıma girmesi, zona aşısının demans riskini düşürdüğünü gösteren veriler, hastalarda ajitasyon (hırçınlık) belirtilerine yönelik onaylı tedaviler ve erken tanıyı kolaylaştıran kan testleri Alzheimer hastalığının geleceğine ilişkin umut verici gelişmeler arasında yer alıyor. Bu güncel gelişmeler heyecan yaratırken, hastalar ve hasta yakınları hâlâ birçok zorluk ve engelle çoğu kez tek başlarına mücadele etmek zorunda kalıyor; Türkiye'de ise bu önemli yeniliklere erişimin artırılması önem taşıyor.

Yeni Alzheimer tedavilerine erişim önemli

Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Şahinöz, Alzheimer hastalığında beyinde biriken 'amiloid' adlı maddeyi temizleyen ilaçların hastalığın ilerlemesini yavaşlattığını ve günümüzde dünya çapında kullanılmaya başlandığını belirtti.
Bu ilaçların Türkiye'de hâlâ erişilebilir olmadığına dikkat çeken Şahinöz, yeni tedavilere adil ve zamanında erişimin sağlanabilmesi için ilgili tüm paydaşların katkısının önem taşıdığını belirtti. Şahinöz, bununla birlikte ilacın uzun dönem etkilerini izleyecek sistemlerin kurulması, geri ödeme düzenlemelerinin yapılması ve uygulama için gerekli sağlık altyapısının hızla hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

Yeni kan testleri ile Alzheimer tanısı mümkün ama kimlere, nasıl yapılmalı?

Türkiye Alzheimer Derneği Tıbbi Kurul Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç de son dönemde Türkiye'de çeşitli klinik laboratuvarlarda, kandan Alzheimer tanısı için bakılan "pTau-217" isimli testin uygulanmaya başlandığını belirterek, gelişmiş ülkelerle aynı dönemde bu testlerin Türkiye'de hizmete girmesinin sevindirici bir gelişme olduğunu ifade etti.
'pTau-217'nin Alzheimer hastalığı ile ilişkili erken beyin değişikliklerini yansıtan bir biyobelirteç olduğunu ve uygun bağlamda kullanıldığında tanısal değerlendirmeye çok değerli bir katkı sağladığını belirten Bilgiç, bu yeni olanağa ilişkin önemli uyarılarda da bulundu. Bilgiç, ölçümün hedef kitlesinin şimdilik zihinsel şikâyet bildiren kişilerle ve hekim isteği dahilinde sınırlı olması gerektiğini; hiç şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerde ise günümüzde henüz yeterli veri birikmediğinden yaygın tarama aracı olarak uygulanmasının önerilmediğini ifade etti.

Önümüzdeki dönemde 'pTau-217'ye ek olarak hastalığın ilerlemesini ve şiddetlenmesini öngören başka kan testlerinin de devreye girmesinin beklendiğini belirten Bilgiç, biyobelirteçlerin kullanımı, güvenilir platform seçimi ve sonuçların yorumlanması konusunda ulusal kılavuz ve kalite standartlarının hızla oluşturulmasının önem taşıdığını vurguladı.
Son yıllarda yapılan güçlü çalışmalar ve büyük veri analizlerinin zona (herpes zoster) aşılarının sadece zona hastalığını önlemekle kalmayıp demans riskini yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini ve demansı olanlarda da hastalığın ilerlemesini yavaşlatabileceğini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Başar Bilgiç, Galler ve Avustralya'daki çalışmalarda aşıya erişimi olan gruplarda daha az demans tanısı konduğunu ifade etti. Bilgiç, bu çalışmalara ek olarak geniş sağlık sistemi verilerinin de aşı olanlarda demans riskini daha düşük bulduğuna dikkat çekti.

Alzheimer'da ortaya çıkan hırçınlıklarla mücadele mümkün

Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve hasta yakını Hatice Sertaç Süslü, Alzheimer hastalarında görülen hırçınlık ve huzursuzluğun hem hasta hem de bakım verenler için yıpratıcı bir sorun olduğunu; günlük yaşamı, uyku düzenini ve sosyal ilişkileri bozduğunu, bakım yükünü ve sağlık harcamalarını artırdığını ve hastalığın seyrini olumsuz etkilediğini belirtti. Süslü, son yıllarda Alzheimer hastalığında görülen bu hırçınlıklara özel olarak iki onaylı ilaç geliştirildiğini ve bunlardan birinin Türkiye'de mevcut olduğunu belirtti.
Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürü Zeynep Alptekin Basa da Türkiye'de Alzheimer hasta sayısının 700 bine ulaştığını kaydetti. 
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.