ABD ve İran arasında bir süredir devam eden sıcak çatışmalar, müzakere arayışları, karşılıklı şartlar ve bölgeyi sarsan ağır sivil kayıpların gölgesinde yeni bir safhaya taşındı.
Tahran yönetimi Washington'ın hamlelerine sert bir diplomatik ve askeri dirençle yanıt verirken, uluslararası kamuoyunun gözü bölgeden gelen kriz haberlerine ve Birleşmiş Milletler'in (BM) yayımladığı çarpıcı tespitlere çevrilmiş durumda.
Boğaz'da saldırı senaryoları ve BM raporunda ABD'ye yönelik suçlamalar
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Hürmüz Boğazı'nda İran'ın belirlediği güzergahın dışında seyrederken saldırıya uğrayan üç gemiyle ilgili gündemi sarsacak açıklamalarda bulundu.
Bekayi, söz konusu gemilerin vurulmasının ardından ortada henüz kanıt niteliğinde bir belge bulunmadığını ve durumun ciddi şüpheler barındırdığını vurguladı.
Bu olayın haziran ayında varılan mutabakat zaptının ihlal edilmesi için önceden kurgulanmış bir "bahane" olarak kullanıldığını belirten Bekayi, gemilerin güvensiz rotayı tercih etmesinin şüpheli olduğunu dile getirerek "Bu girişim CENTCOM'un koordinasyonu olmadan mı gerçekleştirildi?" sorusunu yöneltti.
İran tarafı olay sonrası diyalog kanallarının açık olduğunu belirtmesine rağmen, Washington yönetiminin son derece hızlı bir şekilde tavır alarak mutabakat zaptındaki yükümlülüklerini terk ettiği ve bölgede deniz ablukası başlattığı ifade edildi.
Masadaki bu diplomatik tıkanıklık sürerken, sahada yaşanan insani dram BM bünyesindeki bağımsız insan hakları uzmanlarının raporuyla belgelendi.
Raporda, ABD'nin İran'da düzenlediği ve en az 177 sivilin hayatını kaybettiği iki ayrı saldırıda savaş suçu işlendiğine inanmak için "makul gerekçeler" bulunduğu bildirildi.
28 Şubat'ta Minab kentinde bulunan Shajareh Tayyebeh İlkokulu'nun Tomahawk füzeleriyle doğrudan hedef alındığı, saldırıda 120'si çocuk olmak üzere en az 156 kişinin yaşamını yitirdiği aktarıldı.
Okulun yakınında Devrim Muhafızları'na ait bir tesis bulunsa da yapının açıkça sivil olduğu ve doğrudan vurulduğu kaydedildi.
Aynı gün Lamerd kentindeki bir spor kompleksine düzenlenen ve 7'si çocuk 21 sivilin öldüğü saldırı da raporda yer aldı.
BM uzmanları, ABD'nin sivil yapıları gözetmeksizin düzenlediği bu eylemlerle "ayrım gözetmeyen saldırı savaş suçu" işlemiş olabileceğini duyurdu.
Tahran, müzakere için 7 şart sundu
Diplomatik cephede ise İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, Washington yönetimine arabulucular kanalıyla iletilen net mesajı açıkladı.
Rızai, İran'ın herhangi bir müzakereye başlamak için öne sürdüğü 7 şartın ABD hükümetine bildirildiğini duyurdu.
Al Jazeera'ye verdiği röportajda Katar ve Pakistanlı arabulucularla temasların sürdüğünü belirten Rızai, savaşın sona erdirilmesi için temel taleplerini sıraladı:
Tüm cephelerdeki savaşın derhal sonlandırılması, İran'a ait dondurulmuş mali kaynakların serbest bırakılması ve İran limanlarına uygulanan ablukanın tamamen kaldırılması.
Rızai ayrıca Yemen'de Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmaların da sona ermesini istediklerini ekledi.
Tahran'ın kararlı tutumu İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın açıklamalarıyla pekişti.
Kalibaf, İran halkının meşru hakları tanınmadıkça ve ABD taahhütlerini yerine getirmediği sürece hiçbir şekilde müzakereler öncesi duruma dönülmeyeceğini ve Hürmüz Boğazı'nın açılmayacağını kesin bir dille ifade etti.
Diplomasi sahnesinde akılcı ve pazarlığa kapalı bir çizgi izlediklerini vurgulayan Kalibaf, "Savaş ya da müzakere ikilemi gerçekçi değil; hem savaşılması hem de müzakere edilmesi gerekiyor. Sahada askeri kapasitemizle ağır darbeler indirirken, kazanımlarımızı diplomasiyle pekiştirmeliyiz" diyerek ülkenin askeri ve diplomatik stratejisini özetledi.
Bölgesel gerilim, tırmanma uyarısı ve arabuluculuk trafiği
Sıcak çatışma riskinin düşmediği bölgede ABD diplomatik misyonları da alarm durumuna geçti.
ABD'nin Irak, Lübnan, Kuveyt ve Bahreyn büyükelçilikleri, Orta Doğu'daki gerilimin "beklenmedik bir şekilde tırmanabileceği" uyarısında bulunarak bölgedeki vatandaşlarına seyahat aksamaları ve güvenlik tedbirleri konusunda çağrıda bulundu.
Bu durum, Washington'ın bir yandan müzakere sinyalleri verirken diğer yandan çatışmanın derinleşebileceğine dair hazırlık yaptığını gösteriyor.
Tüm bu kriz ortamında gözler arabuluculuk rolünü üstlenen Pakistan'a çevrilmiş durumda.
Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin pazar günü Tahran'ı ziyaret etmesi bekleniyor.
İranlı yetkililer ziyaretin ikili ilişkiler çerçevesinde gerçekleşeceğini belirtmekle birlikte, Nakvi'nin Washington'dan bir mesaj getirip getirmediği konusundaki belirsizlik sürüyor.
Tahran yönetimi, ABD ordusunun zayıf noktalarını bildiklerini, yakın zamanda yapılan gemisavar füze testleriyle de gösterdikleri üzere olası hava saldırılarına sonuna kadar karşılık vereceklerini ilan ediyor.
Küresel imajı, ekonomik dengeleri ve bölgesel müttefiklerinin güveni ciddi şekilde sarsılan Washington'ın, Tahran'ın masaya koyduğu şartlar karşısında nasıl bir adım atacağı ise önümüzdeki günlerde netleşecek.
Tabii ki, ABD'de yaklaşan 3 Kasım seçimleri ve İran Savaşı'ndaki başarısızlık nedeniyle Trump yönetimine olan desteğin yüzde 30'lara kadar düşmesi, atılacak bu adımda belirleyici olacak.
- Trump’tan söylemde ‘barış’, eylemde ‘savaş’ adımları / 20.09.2026
- Mekke semalarında kirli oyun ve sahte bayrak operasyonları / 19.09.2026
- Trump yönetiminin çöküş senaryosu / 18.09.2026
- Türkiye tarımında çöküşün perde arkası / 17.09.2026
- Akaryakıtta savaş bölgelerini sollayan zam dalgası / 16.09.2026
- 2026-2027 eğitim yılında derinleşen kriz ve çözüm arayışı / 15.09.2026
- 11 Eylül, bir güvenlik zafiyeti mi, yoksa üretilmiş bir işgal gerekçesi mi? / 14.09.2026
- ABD-İsrail ikilisinin Orta Doğu stratejisi ve "savaşı yayma" tuzağı / 13.09.2026
- Bretton Woods, Nixon Şoku, Dolar prangası ve Milli Para devrimi / 12.09.2026

























































