Kuvayı Milliye fetvaları
17 Mart 1920'de İstanbul'un işgalinin ertesi günü Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliye adına yayınladığı "İslam âlemine beyanname"de Mustafa Kemal, hilafete bakışı, İslamiyet ve haçlı taarruzu hakkında şunları yazmıştır
Haber Merkezi





"Mukaddes İslam hilafetinin yüksek merkezi olan İstanbul, Meclis-i Mebusan ve bütün resmî hükûmet müesseselerine de el konulmak sûretiyle, resmen ve cebren işgal altındadır. Bu tecavüz, Osmanlı saltanatından ziyade, hilafet makamında hürriyet ve bağımsızlıklarının yegâne dayanağını gören bütün İslam âlemine yapılmıştır.
Asya'da ve Afrika'da Peygamberin beğeneceği yolda yüksek bir gayretle, hürriyet ve bağımsızlık mücahedesinde devam eden İslam ehlinin manevî kuvvetlerini kırmak için son tedbir olarak İtilaf Devletleri tarafından kalkışılan bu hareket, hilafet makamını esaret altına alarak, 1300 seneden beri payidar olan ve müebbeten yok olmaktan korunmuş kalacağına şüphe bulunmayan İslam hürriyetini hedef almaktadır.
(…) Osmanlı millî kuvvetleri; hilafet ve saltanatın uğradığı zincirleme suikastların başladığı günden beri devam eden samimi birlik ve dayanışma içinde vaziyeti bütün vehametine rağmen azim ve metanetle karşılamakta ve bu son haçlı hücumlarına karşı bütün dünya İslamlığının ortak mukavemet hissiyatına emin olmaktan doğan bir yardım hissiyle azim ve imanın etken olduğu mücahedede, İlahi inayet ve muvaffakiyete mazhar olacağına itimat eylemektedir.
(…) Devam eden haçlı feveranının bu son sefilane işi, İslamiyet'in irfan ve bağımsızlık nuruna ve hilafetin birleştirdiği mukaddes kardeşliğe bağlı olan bütün Müslüman kardeşlerimizin vicdanında kıyam vazifesini uyandıracağından emin olarak, Cenab-ı Hakk'ın mukaddes mücahedelerimizde cümlemize İlahi yardımlarını göndermesini ve ruhaniyet-i Peygamberiye dayanan birleşik teşkilatımıza yardımcı olmasını niyaz ederiz."
Dinsiz anlatılmak istenen Mustafa Kemal'in kurtuluş mücadelesi; esasen Müslümanların ve onların başındaki padişahın taşıdığı hilafet makamının bir mânâda esir edilişinedir.
Çünkü Dürrizade Abdullah Efendi'nin adı ile yayınlanan fetvanın İngiliz etkisiyle hazırlandığı bilinmekteydi.
Fevzi Çakmak, 27 Nisan 1920'de TBMM'de bunu şöyle beyan eder:

" … Ancak tabii malumatınız var, bu kabinenin (Damat Ferit Paşa Hükûmeti) teşekkülü ile beraber temasa geldiğim gerek o kabine erkanından olan zevattan, gerekse Harbiye Nezareti'nde bulunan bazı arkadaşlardan aldığım malumata nazaran o kabineye tazyik icra ettiler. Fetvayı veriniz diye.
Nihayet o fetvayı aldılar. Malumunuz veçhile o fetva İngiliz süngüsüyle alınmış, İslam'ı sinesinde birbirine düşürmek için, ilk defa yazılmış acı bir vesikadır."
Bu arada Padişah'ın yayınlattığı fetvaların etkisi görülmüş, fetvalar ve Bab-ı Ali'nin beyanları ile aldatılan halk, Mustafa Kemal ve Kuvva hareketine yer yer isyan etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, 24 Nisan 1920'de TBMM'de yaptığı konuşmasında bu isyanlara da değinir:
"Ne yazık ki İstanbul muhitinde düşmanlarımıza düşmanlarımızdan daha çok hizmet edenler, maksatlarını kolaylaştıranlar bulunuyor. İşte onların yardımıyla vatanımızın bazı noktalarında milletin birliğini, dayanışmasını harice karşı vukû bulmamış gibi gösterecek ve memleketimizin içerisinde asayişsizliğe delalet edecek ahval vardır.
(…) Anzavur epeyce zamandan beri İngilizlerin parasıyla, silahıyla teşvikiyle ve bittabi İstanbul'da mahiyet ve ahlaklarını arz etmeye çalıştığım kimselerle birlikte faaliyet icra ediyordu.
(…) Anzavur Biga'da göründü. Gönen'i zaptetti. Balıkesir'i zaptetti. Bursa'yı tehlikeye düşürdü.
(…) Diğer taraftan Düzce, Hendek, Bolu, Adapazarı, İzmit havalisine de memleket ve milletin menfaati için zararlı fikirler safle faaliyet sahası bulmuş oluyor.
Bir aralık Adapazarı'nda bir isyan yapıldı. Bazı zevatı gönderdik. Nasihat ettirdik. Neticede aldatılmış olanlar aydınlatılmak ve uyarılmak sûretiyle sükûnet temin edildi.
Fakat İzmit'i doğrudan doğruya işgal etmiş olan İngilizler yakından para ile daima aynı ateşi körüklemekte devam ediyorlardı.
Onun için Adapazarı vakasına müteakip Hendek'te, onu müteakip Düzce'de aynı tezahürat oldu. Birtakım insanlar toplanıyor, hükûmeti basıyor, telgrafhaneyi basıyorlar. Ne istediklerini anlamıyoruz ve bununla İngilizler Avrupa'ya, bu Osmanlı milletinde birlik ve dayanışma mevcut değildir, bunlar kendi kendilerini idare edemezler…"
Milliyetçi ve vatanperver din adamalarımızın Mustafa Kemal ile beraber bu isyanları bastırmada gayretleri büyüktür.
25 Mayıs 1920'de Zile'de Avukat Ali denilen şahsın başlattığı isyan da Müftü Hacı Tevfik'in, Afyon'da Şükrü Hoca'nın ve Isprata'dan Hafız İbrahim'in yardımları önemlidir.
Mustafa Kemal Paşa, 5. Kafkas Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey'i bu ayaklanmayı bastırması için görevlendirdi.
"Hakikaten başka merkezlerden yardım görebilmem imkansızdı. İsyan her an genişliyor, tehlikeli hal alıyordu. Bu sırada Amasya'dan Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Merkeziyesi Reisi Müftü Tevfik Efendi'den bir telgraf aldım. Geleceğini bildiriyordu, geldi.
Amasya'da askerî tabirle 'esnan dışı' dediğimiz yeni yaşları ya çok genç, ya da geçkin olanlardan kurduğu milis kuvvetlerinin başında olarak isyanı bastırmaya geleceğini anlattı. Nasıl bahtiyar oldum, anlatabilmem mümkün değildir.
Gerçekten de çok kısa bir zaman sonra müftü efendi kendisi at üzerinde kıyafeti ile ardında çoğu çirt hayvanlarını binek yapmış süvarilerin de ellerine ecdat yadigârı ne bulabilmişlerse hatta bulamayanlar da kazmalarla geldiler. Maddî bakımdan olduğu kadar mânen de kuvvetlenmiştik. Ayaklananların başlarında olanlar isimleri ve hüviyetleriyle tanınıyorlardı.
Müftü Efendi dedi ki: 'Kumandan bey, bunlar iğfal edilmiş biçarelerdir. Çoğu ne yaptığının farkında değildir. Hepsi milletimizin evlatları din kardeşlerimizdir. Ben onlarla konuşacağım, sizce mahsur var mı?'
"Hayatından endişe ettiğim' cevabını verdim.
Fakat o, emin vasıtalar bularak asilerin başlarındakilere haber gönderdi. Bazıları menfi cevap verdiler. Fakat temaslarını sürdürenler de oldu. Bunlar kısa zaman içinde çoğaldılar, affedilmek vaadi ile safımıza katıldılar.
Asilerde panik başlamıştı. Bunun üzerine Müftü Efendi'nin fetvasını yüksek sesle okuyan münadilerle, muhtelif istikametlerde bir umumi taaruza geçtik.
Hacı Tevfik Efendi at üzerinde ve yanımda idi. Yer yer beyaz bayraklar gözüktü. Teslim olanları tevkif ettik. Müftü Efendi bunlara ayrı ayrı nasihat etti. Büyük kısmı yalanlar ve tezvirlerle aldatılmıştı.
Aralarında daha sonra büyüme, yayılma ve var güçleriyle safımıza katılanlar oldu. Büyüme, yayılma ve menfi tesirleri tehlikeli olabilecek Zile isyanını emsaline pek rastlanılmayan böylesi tedbirlerle bastırmayı başardık." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)






















































































