Liberal anlayışta vergi sistemi -1-
Liberal kapitalist modellerin vergi uygulamaları, ülkeler arasında ufak tefek ayrılıklar sergilese de temelde belli bir yaklaşımın ürünüdür
21.08.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Liberal kapitalist modellerin vergi uygulamaları, ülkeler arasında ufak tefek ayrılıklar sergilese de temelde belli bir yaklaşımın ürünüdür. Milli Devlet modelinin vergi sahasındaki uygulamaları ile de taban tabana zıttır.
Milli Devlet modelimizdeki vergi uygulamalarını açıklamadan önce, liberal kapitalist uygulamaların temel karakteristiklerine dikkat çekmekte fayda vardır.
Liberal kapitalist modellerin vergi ile ilgili en belirgin uygulamalarından biri, ikili vergi sistemidir. Yani sermayenin elde ettiği kârdan alınan vergi ile emeğin kârından alınan vergi bir değildir.
Spekülatif hareketlerle elde edilen kârdan, faizden, borsadan, bono–tahvil piyasalarından elde edilen kârlardan ya hiç vergi alınmamakta, ya da çok az miktarda alınmaktadır.

Oysa üretimden, ticaretten ya da hizmetten elde edilen kârlardan alınan vergiler, son derece yüksektir.
İkili vergi uygulamalarının dünya ekonomisi üzerinde ciddi tahribatlar yaptığı ortadadır. Bireyleri, çalışarak kazanma yerine, para ile para kazanmaya yönelten bu uygulama; hem gelir dağılımında dengesizliğe sebep olmakta, hem de işsizliği arttırmaktadır.
Sadece FX piyasalarında günde 5.1 trilyon dolar işlem olduğu ve bu rakamın günlük ticaret hacminin 92 katı (20.23 trilyon Dolar/365)271 olduğu dikkate alındığında; bu dengesizliğin boyutları daha iyi anlaşılacaktır.
Sanal dünyada kazanılan bu paraların karşılığında bir üretim artışının olmadığı da ortadadır. Üretim aynı kalmakta; ama mutlu bir azınlığın sahip olduğu servet sürekli artmaktadır.
Bunun bir diğer anlamı ise, mutlu azınlığın toplam üretimden elde edecekleri fayda artarken; toplumun diğer büyük kesiminin üretimden elde edeceği faydanın aynı oranda azaldığıdır.
İkili vergi uygulamaları insanları çalışmadan kazanmaya teşvik ettiği için verimlilikte büyük kayıplara sebep olmaktadır. Toplumun büyük bir kesimi, çalışıp üreteceğine, oturduğu yerde–sanal ortamlarda kazandığı için, sahip olduğu enerjiyi ve kabiliyeti toplumun ve kendisinin yararına kullanmamaktadır.

Öte yandan faiz gelirinden vergi alınmamakta; ama faiz ödemeleri için, toplumun çalışan–üreten kesiminden elde edilen vergi gelirleri kullanılmaktadır. Faiz ve ikili vergi mekanizması ile, milletlerin elde ettikleri gelirler, borç batağına sokulmuş devletler üzerinden global azınlığa aktarılmaktadır.
Yine bir diğer önemli nokta, birey ve kurumlardan alınan direkt vergilerin yanında dolaylı vergilerin olmasıdır.
Ülkemizde de KDV olarak bilinen vergi, buna örnek gösterilebilir. Dünyada dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı artarken, direkt vergi gelirlerinin payı azalmaktadır. Dolaylı vergiler demek, toplumun en fakiri ile en zengin bireylerden aynı miktarda vergi almak demektir.
Örneğin, bir ekmek alırken; toplumun en zengin bireyi ile en fakirinin o ekmek için devlete verdiği vergi aynıdır.
Dolaylı vergi uygulamalarının zaman içerisinde oransal olarak da artarak devam ediyor olması; hem gelir dağılımdaki adaletsizliği arttırmakta, hem de dar gelirli kesimden adil olmayan bir şekilde alınan bu paralar onların tüketim kabiliyetini iyice azaltmaktadır. Tüketimin azaldığı toplumlarda ise, buna bağlı olarak stok artışı, üretim azalması ve işsizliğin artması gibi ekonomideki temel parametreler bozulmaktadır.

Bir başka kayda değer nokta ise, kayıt dışı ile ilgilidir. Liberal –kapitalist anlayışlar, gerek dolaylı vergilerle, gerek istihdam vergileri ile ve gerekse gelirden alınan vergilerle öncelikli olarak toplumun orta ve dar gelirli kesiminden alabildiği kadar çok vergi almaktadır.
Bu modeller, kayıt dışını kastederlerken dar gelirli kesimi, küçük esnafı, tarımla uğraşanları kastederler. Bu yaklaşım, maalesef ülkemizde de böyledir.
Dolayısıyla kayıt dışı ekonomi ile mücadele adı altında yapılanlar, dar ve orta gelirlinin, esnafın, küçük işetmelerin üzerine gitmek şeklinde olmaktadır. Elbette ülkemizde ve dünyada tahminlerin de üzerinde muazzam bir kayıt dışı vardır; ama bunun adresi, dar gelirli ve orta sınıf kesim değildir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Milli Devlet modelimizdeki vergi uygulamalarını açıklamadan önce, liberal kapitalist uygulamaların temel karakteristiklerine dikkat çekmekte fayda vardır.
Liberal kapitalist modellerin vergi ile ilgili en belirgin uygulamalarından biri, ikili vergi sistemidir. Yani sermayenin elde ettiği kârdan alınan vergi ile emeğin kârından alınan vergi bir değildir.
Spekülatif hareketlerle elde edilen kârdan, faizden, borsadan, bono–tahvil piyasalarından elde edilen kârlardan ya hiç vergi alınmamakta, ya da çok az miktarda alınmaktadır.

Oysa üretimden, ticaretten ya da hizmetten elde edilen kârlardan alınan vergiler, son derece yüksektir.
İkili vergi uygulamalarının dünya ekonomisi üzerinde ciddi tahribatlar yaptığı ortadadır. Bireyleri, çalışarak kazanma yerine, para ile para kazanmaya yönelten bu uygulama; hem gelir dağılımında dengesizliğe sebep olmakta, hem de işsizliği arttırmaktadır.
Sadece FX piyasalarında günde 5.1 trilyon dolar işlem olduğu ve bu rakamın günlük ticaret hacminin 92 katı (20.23 trilyon Dolar/365)271 olduğu dikkate alındığında; bu dengesizliğin boyutları daha iyi anlaşılacaktır.
Sanal dünyada kazanılan bu paraların karşılığında bir üretim artışının olmadığı da ortadadır. Üretim aynı kalmakta; ama mutlu bir azınlığın sahip olduğu servet sürekli artmaktadır.
Bunun bir diğer anlamı ise, mutlu azınlığın toplam üretimden elde edecekleri fayda artarken; toplumun diğer büyük kesiminin üretimden elde edeceği faydanın aynı oranda azaldığıdır.
İkili vergi uygulamaları insanları çalışmadan kazanmaya teşvik ettiği için verimlilikte büyük kayıplara sebep olmaktadır. Toplumun büyük bir kesimi, çalışıp üreteceğine, oturduğu yerde–sanal ortamlarda kazandığı için, sahip olduğu enerjiyi ve kabiliyeti toplumun ve kendisinin yararına kullanmamaktadır.

Öte yandan faiz gelirinden vergi alınmamakta; ama faiz ödemeleri için, toplumun çalışan–üreten kesiminden elde edilen vergi gelirleri kullanılmaktadır. Faiz ve ikili vergi mekanizması ile, milletlerin elde ettikleri gelirler, borç batağına sokulmuş devletler üzerinden global azınlığa aktarılmaktadır.
Yine bir diğer önemli nokta, birey ve kurumlardan alınan direkt vergilerin yanında dolaylı vergilerin olmasıdır.
Ülkemizde de KDV olarak bilinen vergi, buna örnek gösterilebilir. Dünyada dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı artarken, direkt vergi gelirlerinin payı azalmaktadır. Dolaylı vergiler demek, toplumun en fakiri ile en zengin bireylerden aynı miktarda vergi almak demektir.
Örneğin, bir ekmek alırken; toplumun en zengin bireyi ile en fakirinin o ekmek için devlete verdiği vergi aynıdır.
Dolaylı vergi uygulamalarının zaman içerisinde oransal olarak da artarak devam ediyor olması; hem gelir dağılımdaki adaletsizliği arttırmakta, hem de dar gelirli kesimden adil olmayan bir şekilde alınan bu paralar onların tüketim kabiliyetini iyice azaltmaktadır. Tüketimin azaldığı toplumlarda ise, buna bağlı olarak stok artışı, üretim azalması ve işsizliğin artması gibi ekonomideki temel parametreler bozulmaktadır.

Bir başka kayda değer nokta ise, kayıt dışı ile ilgilidir. Liberal –kapitalist anlayışlar, gerek dolaylı vergilerle, gerek istihdam vergileri ile ve gerekse gelirden alınan vergilerle öncelikli olarak toplumun orta ve dar gelirli kesiminden alabildiği kadar çok vergi almaktadır.
Bu modeller, kayıt dışını kastederlerken dar gelirli kesimi, küçük esnafı, tarımla uğraşanları kastederler. Bu yaklaşım, maalesef ülkemizde de böyledir.
Dolayısıyla kayıt dışı ekonomi ile mücadele adı altında yapılanlar, dar ve orta gelirlinin, esnafın, küçük işetmelerin üzerine gitmek şeklinde olmaktadır. Elbette ülkemizde ve dünyada tahminlerin de üzerinde muazzam bir kayıt dışı vardır; ama bunun adresi, dar gelirli ve orta sınıf kesim değildir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)





































































































