Bugün, İslam tarihinin bağrına kor bir ateşin düştüğü, gökyüzünün bile kan ağladığı o büyük ve acı gün: Aşura Günü.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) "evladım" diyerek bağrına bastığı, Allah'ın sevilmesini bizzat farz kıldığı Ehl-i Beyt'in göz bebeği İmam Hüseyin efendimizin (a.s.) ve beraberindeki 72 yareninin Kerbela'da susuz bırakılarak şehit edildiği o büyük matem günü.
İmam Hüseyin (a.s.), kıyamet sabahına kadar İslam'ın nurunu, izzetini ve onurunu omuzlarında taşıyacak olan mukaddes bir neslin babasıdır.
O'nun şahadeti, sıradan bir ölüm değil; batıla karşı hakkın, zulme karşı adaletin ebedi manifestosudur.
İmam Caferu's-Sadık (a.s.) bu büyük acıyı, "Hüseyin'in başına gelenlerin dışında hiçbir musibete ağlamak yakışık almaz" diyerek kalplerimize kazımıştır.
İmam Ali Rıza (a.s.) ise acımızı teselli edercesine, "Ağlayanlar Hüseyin gibisine ağlamalıdırlar. Çünkü O'na ağlamak büyük günahları döker" buyurmuştur.
Ehl-i Beyt Külliyatı'nın mimarı Prof. Dr. Haydar Baş'ın da belirttiği gibi, bugün Müslümanlara düşen en büyük vazife, bu kutlu yasın matemini tutarak safımızı belli etmektir.
Ancak Kerbela'yı anlama gayretimiz, sadece gözyaşı dökmekle sınırlı kalmamalı; İmam Hüseyin'in canı pahasına dünyaya verdiği mesajı kavramakla taçlanmalıdır.
Koltuk sevdası değil, hakikat kıyamı
İmam Hüseyin'in Kerbela çöllerinde canını ortaya koyarak gerçekleştirdiği o büyük kıyam, asla bir taht mücadelesi ya da iktidar sevdası değildi.
O'nun yürüyüşü, bizzat Allah'ın muradıyla ve Peygamberimizin (s.a.v.) işaretleriyle şekillenmiş ilahi bir görevdi.
Karşısındaki güç; görünüşte İslam halifesi sıfatıyla oturan, dini kendi kirli siyasetine alet eden, ruhu karanlık, dinden nasipsiz zalim Yezit'ten başkası değildi.
O dönem, batılın din olarak dayatıldığı, zalimlerin Müslümanların başında hüküm sürdüğü karanlık bir fetret devriydi.
İşte İmam Hüseyin; sakalıyla, cübbesiyle, zahiri görüntüsüyle dini temsil ettiğini iddia eden o münafık zihniyetin maskesini düşürmek için ayağa kalktı.
O kıyam ettiğinde, sahte dindarların gerçek yüzü ortaya çıktı; Peygamber evladına acımasızca kıyarak aslında Allah'a, Resulullah'a ve İslam'ın özüne olan kinlerini kustular.
Resulullah (s.a.v.), "Hüseyin bendendir, Ben de Hüseyin'denim; Hüseyin'i seveni Allah sever, Hüseyin'e düşman olana Allah düşman olur" buyururken, yıllar öncesinden Kerbela'daki o keskin ayrımı haber veriyordu.
İmam Hüseyin, kanıyla emr-i bi'l-maruf nehy-i ani'l-münkeri (iyiliği emredip, kötülükten men etmeyi) en kusursuz şekilde tarihe kazıdı ve gasp edilen hilafet makamının hakiki sahibini tüm dünyaya ilan etti.
Günümüzün Kûfelileri olmak ya da Hüseynî Duruşu kuşanmak
Bugün bizler, Kerbela'nın sıcak kumlarında yaşanan bu tarihin en büyük zulmüne bakıp ağlarken kendimize şu can alıcı soruyu sormak zorundayız:
"Eğer o gün Kerbela'da olsaydık, İmam'ın yanında mı dururduk, yoksa safımızı Yezit'ten yana mı seçerdik?"
Bu sorunun cevabı, geçmişte değil, tam olarak bugün sergilediğimiz tavırlarda gizlidir.
Ehl-i Beyt sevgisi, hayatın tam merkezinde duran sanal olmayan bir turnusol kağıdıdır.
Gerçek bir Hüseynî Duruşa sahip olanlar, bugün dini, kendi dünyevi ve siyasi çıkarlarına alet edenlerin peşinden gitmez.
İslam dünyasını bölme, parçalama ve işgal etme projelerinde rol kapmaya çalışanlarla, mazlum Müslümanlara namlu doğrultan Haçlı zihniyetiyle aynı safta hizalanmaz.
Hüseynî Duruş; halka hizmeti Hakk'a hizmet bilmektir; halkın hakkını yabancılara, yandaşlara peşkeş çekmemektir.
İmam Hüseyin'i sevmek bir iddiadır ve her iddia gibi ispat ister. Bu ispat ise ancak adaleti, birliği, kardeşliği ve milli onuru hayatın her alanında savunmakla mümkündür.
Prof. Dr. Baş, Hüseynî Duruşun en somut örneğini sergilemiştir
İmam Hüseyin, Ahzab Suresi 33. ayette belirtildiği üzere Allah'ın tertemiz kıldığı Ehl-i Beyt'in beş seçilmiş ferdinden biridir.
O, ismi bizzat Yüce Allah tarafından konulan, Resulullah'ın "Eti etimdendir, kanı kanımdandır" diyerek kendi canından saydığı şehitlerin efendisidir.
O'nu katledenler aslında Allah Resulü'nün kanını akıtmışlar ve hem Peygamberimizin hem de bizzat İmam Hüseyin'in ağır beddualarına duçar olmuşlardır.
Nitekim bu ahın neticesinde Yezit ve avanesi rezilce can vermiş, İmam'ı yalnız bırakan Kûfe ve Medine halkı büyük felaketlerle (Harre Vakası) sarsılmıştır.
O gün bir Kûfeli şairin dediği gibi: "İnsanların kalpleri seninle ama kılıçları Ümeyyeoğulları ile" ikilemi, tarihin en büyük vebalidir.
İşte tam da bu noktada, Türk milleti olarak bugünün Kûfelileri olmama sorumluluğumuz vardır.
Kalbimizle hakka inanıp, menfaatlerimiz uğruna batıla boyun eğmek bizi çözümsüzlük bataklığına sürükler.
Hayatı boyunca küresel teklifleri elinin tersiyle iten, adaleti ve Ehl-i Beyt hakikatini dünyaya haykıran, Milli Ekonomi Modeli ile halkın hakkını halka teslim etmeyi vizyon edinen Prof. Dr. Haydar Baş, hayatı boyunca Hüseynî Duruşun en somut örneğini sergilemiştir.
Bugün de Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, aynı kutlu ayak izlerine basarak, hiçbir dünyevi menfaate tamah etmeden bu onurlu yürüyüşü ve bağımsızlık mücadelesini sürdürmektedir.
İmam Hüseyin'in Kerbela'da yaktığı sönmeyen hakikat meşalesi kalplerimizi aydınlatmaya devam ederken; Yüce Allah'tan bizleri İmam Hüseyin'in, evlatlarının ve Ehl-i Beyt'in o mukaddes yolundan, şefaatinden ayırmamasını niyaz ediyoruz.
Selam olsun Kerbela'nın susuz şehitlerine, selam olsun çağları aşan Hüseynî Duruşu canı pahasına yaşatanlara...
- Yeni anayasa, meşruiyet arayışı ve muhalefetin dizaynı / 24.06.2026
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026




























































