logo
27 HAZİRAN 2026

NATO’da Türkiye için kayıp denge ve stratejik yalnızlık

27.06.2026 00:00:00

Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde başkent Ankara'da gerçekleştirilecek olan 36. NATO Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, şehirde askeri ve bürokratik bir alarm durumu yaşanmaktadır. 

"Operasyon Turkuaz" planı kapsamında 55 bin polis ve jandarmanın görevlendirildiği, 15 otel ve stratejik güzergahların "kırmızı alan" ilan edildiği bu olağanüstü atmosfer, ittifakın doğu sınırındaki jeopolitik fay hatlarının ne denli hareketli olduğunu gözler önüne sermektedir. 

Ankara genelinde uygulanan 13 günlük eylem yasakları ve Esenboğa Havalimanı'ndaki uçuş kısıtlamaları, basına yansıyan teknik tedbirlerin ötesinde, Türkiye'nin omuzlarındaki ağır stratejik yükün fiziki birer tezahürüdür. 

Ancak müttefik 32 devlet ve hükümet başkanının katılacağı bu tamamen kapalı ve yüksek gizlilik dereceli oturum, salt bir güvenlik organizasyonu olmaktan öte, Türkiye'nin 1952'den bu yana süregelen NATO üyeliğini, aldığı ve alamadığı destekler ekseninde yeniden masaya yatırmayı zorunlu kılmaktadır.

İttifakın askeri hamalı Türkiye'nin muazzam katkıları ve Kürecik çelişkisi

Türkiye, 18 Şubat 1952'de dahil olduğu Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) Soğuk Savaş'tan günümüze kadar güneydoğu kanadını tek başına sırtlayan en kritik aktörüdür. 

ABD'den sonra ittifak bünyesindeki yaklaşık 400 bin aktif personeliyle en büyük ikinci askeri insan gücünü sağlayan Ankara, ortak fonlara en fazla finansal katkı veren ilk 8 ülke arasında yer almaktadır. 

Sadece bütçe ve asker sayısıyla değil; Kosova (KFOR), Bosna-Hersek, Afganistan (ISAF) ve Irak'taki istikrar operasyonlarına sunduğu öncü katkılarla müttefiklik hukukunun gereklerini fazlasıyla yerine getirmiştir. 

İzmir'deki Kara Komutanlığı (LANDCOM), İncirlik ve Konya hava üsleri gibi hayati tesisleri ittifakın hizmetine sunan Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni titizlikle uygulayarak Karadeniz'deki askeri dengenin de yegane koruyucusu konumundadır.

Buna karşın, zirve öncesinde Millî Savunma Bakanlığı tarafından yapılan bir açıklama, ittifakın önceliklerindeki yapısal çarpıklığı bir kez daha deşifre etmiştir. 

NATO Daimi Savunma Planı kapsamında, Almanya'ya ait bir adet Patriot Hava Savunma Sistemi'nin Malatya'daki Kürecik Üssü'ne konuşlandırıldığı duyurulmuştur. 

Bu hamle, Türkiye'nin şehirlerini ve sivil halkını korumaya yönelik bir jest değil, doğrudan NATO'nun Füze Savunma Sistemi'nin en kritik erken uyarı radarına kalkan olma amacını taşımaktadır. 

Geçmişte Suriye kaynaklı balistik füze tehditleri en üst düzeye ulaştığında Adana ve Gaziantep'teki Patriot bataryalarını sökmekte tereddüt etmeyen Batılı müttefiklerin, bugün söz konusu Kürecik Radar Üssü olduğunda anında tahkimat yapması manidardır. 

Bu durum, "NATO için Türkiye'nin güvenliği değil, kendi stratejik çıkarlarının merkezi olan Kürecik Üssü'nün güvenliği önemlidir" gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.

Ankara'nın NATO tarafından yalnız bırakıldığı kronik krizler

Ankara'nın müttefiklik ilişkilerinde "ittifak dayanışması" göremediği alanlar, geçici bir fikir ayrılığının ötesinde kronik birer güven krizine dönüşmüştür. Bu krizlerin başında, Suriye'nin kuzeyinde yaşanan terörle mücadele çelişkisi gelmektedir. 

Türkiye, PKK'nın doğrudan uzantısı olan YPG/PYD yapılanmasını varoluşsal bir tehdit olarak tanımlarken, başta ABD olmak üzere pek çok NATO üyesi bu örgütü "DEAŞ ile mücadele" kisvesi altında silahlandırmış, fonlamış ve lojistik destek sağlamıştır. 

Ankara'nın sınır hattında güvenli bölge kurarak insani dramı önleme projelerine sırt çeviren müttefikler, Türkiye'nin gerçekleştirdiği sınır ötesi harekatlara karşı örtülü veya açık silah ambargoları uygulamaktan geri durmamışlardır.

Hava savunma sistemleri hususunda yaşanan süreç ise tam bir oyalama ve cezalandırma stratejisidir. 

Türkiye'nin teknoloji transferi ve ortak üretim şartıyla Patriot satın alma talepleri ABD Kongresi tarafından ısrarla reddedilmiş, ülkenin acil savunma ihtiyacı görmezden gelinmiştir. 

Bunun üzerine egemenlik hakkını kullanarak Rusya'dan S-400 sistemlerini tedarik eden Ankara, parasını ödediği ve üretim ortağı olduğu F-35 savaş uçağı programından hukuksuz bir biçimde çıkarılarak cezalandırılmıştır. 

Benzer bir çifte standart, Kıbrıs ve Ege sorunlarında da kendisini göstermektedir. 1964 yılındaki Johnson Mektubu ile Türkiye'yi Sovyet tehdidine karşı güvencesiz bırakmakla tehdit eden zihniyet, bugün Yunanistan'ın uluslararası antlaşmalara aykırı olarak Doğu Ege adalarını silahlandırması karşısında derin bir sessizliğe bürünmüş durumdadır. 

Doğu Avrupa'yı Rusya'ya karşı tahkim etmek için milyarlarca dolar akıtan ittifak, Türkiye'nin güney sınırlarındaki asimetrik tehditlere karşı güvenlik şemsiyesini sadece kağıt üzerinde bırakmıştır.

Ateş çemberindeki Türkiye: Ankara Zirvesi'nin riskleri ve Bağımsız istikbal seçeneği

Ankara'da toplanacak olan 36. NATO Zirvesi, Türkiye'yi etrafı savaşlarla sarılı bir coğrafyada çok daha tehlikeli ve kritik kararlar almaya zorlayabilir. 

Kulislerde iddia edilen, Orta Doğu'da Arap ülkelerinden müteşekkil bir "Sünni NATO" oluşumu planı ve bölgesel savaşların tırmandırılması yönündeki senaryolar, Türkiye'nin jeopolitik dengelerini altüst etme potansiyeline sahiptir. 

Toplantının tam da NATO'nun doğu sınırında yapılması, Ankara'nın yakın ticari ve diplomatik ilişkilere sahip olduğu Rusya, Çin ve İran gibi bölge güçlerinde haklı bir tehdit algısı yaratmaktadır. 

Gazze, Batı Şeria ve Lübnan'da yürütülen katliamlara göz yuman, hatta bu hukuksuz eylemlere sınırsız askeri ve diplomatik destek sağlayan Batı blokunun, bölgede yeni bir İran savaşı kışkırtıcılığı yapması işten bile değildir. 

İsrail'in saldırganlığına ve bölgedeki katliamlara zemin hazırlayan, Trump'ın övgüleriyle perdelenen böyle bir ittifak vizyonunun, Türk milletinin ve bölgesel barışın hayrına bir sonuç doğurmayacağı aşikardır.

Türkiye, dört bir tarafının savaşlarla ve NATO'ya yön veren ABD güdümlü krizlerle çevrili olduğu bu kritik kavşakta son derece uyanık ve temkinli olmak zorundadır. 

Hangi küresel birlik veya askeri ittifak olursa olsun, Türkiye'nin ve Türk milletinin milli çıkarlarına hizmet etmeyen, hatta ulusal güvenliğini tehdit eden hiçbir karara rıza gösterilmemelidir. 

Eğer Ankara, ittifaka dahil olduğu günden beri canıyla ve malıyla sunduğu eşsiz hizmetlerin karşılığında en sıkışık anlarında yalnız bırakılıyorsa, daha da ötesi son raddede daha büyük risk çemberine atılıyorsa NATO ile olan ilişkilerini köklü bir biçimde masaya yatırmak zorundadır. 

Bağımsız devlet olma vasfı, müttefiklerin bencil çıkarlarına köle olmayı değil; gerektiğinde "hayır" diyebilme iradesini gerektirir. 

Türkiye, kendi millî çıkarlarını merkeze alan, egemenlik haklarından taviz vermeyen bağımsız bir dış politika çizgisine sımsıkı sarılmalı ve kendisini ateşe atacak senaryoların figüranı olmayı kesin bir dille reddetmelidir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.