Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yılbaşı akşamı yaptığı program konuşmasında dinlerarası diyalogun Müslümanları Hıristiyanlaştırmanın adı olduğunu belirtti.
Sayın Baş, dinler arasında bir diyalogun asla mümkün olmadığını, İslam’ın her yönü ile mükemmel olduğunu, diğer dinlerden alacağı hiçbir şeyin olmadığını vurguladı.
Prof. Dr. Baş, diyalog sürecinde Thomas Michel’in rolünden de bahsetti.
Aksiyon Dergisi’nden Mustafa Aydın bir konuşmasında Thomas Michel için “Katolik bir nur talebesi” ifadesini kullanıyor; yine Moral Dergisi aynı Michel için “Nur talebesi Hıristiyan” diyor.
Peki, bu nur talebesi Katolik Hıristiyan Michel neler yapmış bir bakalım.
1986 yılında Vatikan ile Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi arasında bir anlaşma imzalanıyor ve Michel bu anlaşma gereği Ankara’ya geliyor, bu üniversitede Hıristiyanlık dersi veriyor.
Sayın Baş’ın da altını çizdiği gibi, bu üniversitede ders verme dışında da faaliyetlerde bulunuyor ve ilahiyatçılardan dinlerarası diyalog fikrinin temellerini atabileceği akademik bir kadro kuruyor.
1988 yılında ise İzmir İlahiyat’a giriyor ve aynı çalışmayı orada da yapıyor ve yine akademik kadro kuruyor. 1989’da Konya ilahiyatta ders veriyor ve yine akademik kadro kuruyor.
İşte o gün Michel’in Vatikan’ın görevlisi olarak, Vatikan menfaatine oluşturduğu ilahiyat kadroları bugün zehirli meyvesini veriyor.
Aynen İngiliz Ajan Humpher’ın, Muhammed Abdulvahhabı bir fitne unsuru olarak Hicaz bölgesine yerleştirdiği gibi…
Bugün ilahiyat fakültelerimiz maalesef Abdulvahhaplarla dolu…
Şiileri, Alevileri Nusayrileri dinsiz ilan edenleri mi ararsın, Müslüman Suriye ile savaşıp da ölenleri şehit ilan edenleri mi ararsın, Müslüman kadınların Suriye’yi bölmek isteyen teröristlerle yatağa girmesinin fetvasını verenleri mi ararsın, Haçlıları kurtarıcı, Müslümanları zalim ilan edenleri mi ararsın…
Micheller Humpherları solladı, bugünün ilahiyatçıları, sakallıları, cübbelileri de Abdulvahhapları solladı.
Dünün Abdulvahhapları İslam’ı saptırmanın mücadelesini veriyorlardı, bugünküler ise Müslümanları direkt olarak Haçlının safında bir nefer haline getiriyor.
İşte meşhur ahir zaman bu dönem; işte Deccal hareketi de bu…
Bugün ekranlarda boy gösteren, görünüşte İslam’ı anlatan, ama gerçekte zehir kusan, Thomas Michel’in tezgahından geçmiş, Vatikan’ın onayını almış, vaftiz edilip boynuna gizli bir şekilde Haç takmış onlarca ilahiyatçı var. Bu rakam oldukça iyimser olabilir.
Bundan sonra her gördüğünüz sakallıyı Müslüman, her konuşulanı da İslam zannetmeyin. Bundan önce duyduklarınızı da İslam süzgecinden yeniden geçirin.
Şu gerçeği de ifade etmek lazım, Deccal Thomas Michel değildir. Çünkü hadis-i şeriflerde Deccal’in Müslümanlar arasından çıkacağı ve Müslümanları bölük bölük Hıristiyan yapacağı ifade ediliyor.
Demek ki Deccaller, Thomas Michellerin tezgahlarından geçenlerdir.
Ne büyük nasipsizlik…
Cenab-ı Hakk’ın rahmetine açılan kapı olan dini bilmek ve bu bilgiyi O’na yaklaşmak için değil de, insanları o kapıdan saptırmak için kullanmak…
Tüm insanlık tarihinin en büyük fitnesinde, Allah’ın lanetlediği bir bir rolü üstlenmek…
Sayın Baş, dinler arasında bir diyalogun asla mümkün olmadığını, İslam’ın her yönü ile mükemmel olduğunu, diğer dinlerden alacağı hiçbir şeyin olmadığını vurguladı.
Prof. Dr. Baş, diyalog sürecinde Thomas Michel’in rolünden de bahsetti.
Aksiyon Dergisi’nden Mustafa Aydın bir konuşmasında Thomas Michel için “Katolik bir nur talebesi” ifadesini kullanıyor; yine Moral Dergisi aynı Michel için “Nur talebesi Hıristiyan” diyor.
Peki, bu nur talebesi Katolik Hıristiyan Michel neler yapmış bir bakalım.
1986 yılında Vatikan ile Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi arasında bir anlaşma imzalanıyor ve Michel bu anlaşma gereği Ankara’ya geliyor, bu üniversitede Hıristiyanlık dersi veriyor.
Sayın Baş’ın da altını çizdiği gibi, bu üniversitede ders verme dışında da faaliyetlerde bulunuyor ve ilahiyatçılardan dinlerarası diyalog fikrinin temellerini atabileceği akademik bir kadro kuruyor.
1988 yılında ise İzmir İlahiyat’a giriyor ve aynı çalışmayı orada da yapıyor ve yine akademik kadro kuruyor. 1989’da Konya ilahiyatta ders veriyor ve yine akademik kadro kuruyor.
İşte o gün Michel’in Vatikan’ın görevlisi olarak, Vatikan menfaatine oluşturduğu ilahiyat kadroları bugün zehirli meyvesini veriyor.
Aynen İngiliz Ajan Humpher’ın, Muhammed Abdulvahhabı bir fitne unsuru olarak Hicaz bölgesine yerleştirdiği gibi…
Bugün ilahiyat fakültelerimiz maalesef Abdulvahhaplarla dolu…
Şiileri, Alevileri Nusayrileri dinsiz ilan edenleri mi ararsın, Müslüman Suriye ile savaşıp da ölenleri şehit ilan edenleri mi ararsın, Müslüman kadınların Suriye’yi bölmek isteyen teröristlerle yatağa girmesinin fetvasını verenleri mi ararsın, Haçlıları kurtarıcı, Müslümanları zalim ilan edenleri mi ararsın…
Micheller Humpherları solladı, bugünün ilahiyatçıları, sakallıları, cübbelileri de Abdulvahhapları solladı.
Dünün Abdulvahhapları İslam’ı saptırmanın mücadelesini veriyorlardı, bugünküler ise Müslümanları direkt olarak Haçlının safında bir nefer haline getiriyor.
İşte meşhur ahir zaman bu dönem; işte Deccal hareketi de bu…
Bugün ekranlarda boy gösteren, görünüşte İslam’ı anlatan, ama gerçekte zehir kusan, Thomas Michel’in tezgahından geçmiş, Vatikan’ın onayını almış, vaftiz edilip boynuna gizli bir şekilde Haç takmış onlarca ilahiyatçı var. Bu rakam oldukça iyimser olabilir.
Bundan sonra her gördüğünüz sakallıyı Müslüman, her konuşulanı da İslam zannetmeyin. Bundan önce duyduklarınızı da İslam süzgecinden yeniden geçirin.
Şu gerçeği de ifade etmek lazım, Deccal Thomas Michel değildir. Çünkü hadis-i şeriflerde Deccal’in Müslümanlar arasından çıkacağı ve Müslümanları bölük bölük Hıristiyan yapacağı ifade ediliyor.
Demek ki Deccaller, Thomas Michellerin tezgahlarından geçenlerdir.
Ne büyük nasipsizlik…
Cenab-ı Hakk’ın rahmetine açılan kapı olan dini bilmek ve bu bilgiyi O’na yaklaşmak için değil de, insanları o kapıdan saptırmak için kullanmak…
Tüm insanlık tarihinin en büyük fitnesinde, Allah’ın lanetlediği bir bir rolü üstlenmek…
Murat Çabas / diğer yazıları
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
























































