Milli devlet ve küreselleşme meselesi -1-
Küreselleşmenin ateşli savunucularından ve Clinton döneminde ABD Devlet Sekreteri olan Strobe Talbot, Time dergisinde yayınlanan “Küresel Devletin Doğuşu” başlıklı makalesinde Milli Devlet konusunda şunları ifade etmektedir
21.10.2026 00:38:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Küreselleşmenin ateşli savunucularından ve Clinton döneminde ABD Devlet Sekreteri olan Strobe Talbot, Time dergisinde yayınlanan "Küresel Devletin Doğuşu" başlıklı makalesinde Milli Devlet konusunda şunları ifade etmektedir:
"Önümüzdeki 100 yılda Milli Devletçiliğin modası geçecek ve tüm devletler tek bir küresel otoriteyi kabul edecekler. Böylece 20. yüzyıl ortalarında benimsenen hedef "dünya vatandaşlığı" da gerçekleştirilmiş olacak.
Ulusal egemenlik ve bağımsızlık gibi kavramlar yeni dünya düzenine yakışmayan, ağdalı, abartılı kavramlar olacak. Bütün devletler aslında birer sosyal düzenlemeden ibarettir ve gerçekte tüm devletler geçici ve yapay oluşumlardır. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) sınırsız bir dünyanın polisliğini üstlenecek ve üye ülkelerin iç olaylarına bile müdahale edebilecek bir güce sahip olacaktır."
Talbot'un ifadesinde geçen küresel otorite, elbette ki ABD olacaktır.

ABD eski Başkanı Bill Clinton ise, Bosna savaşı ertesinde yaptığı bir konuşmada küreselleşmenin Milli Devlete bakış açısını şöyle ortaya koymaktadır: "Küreselleşme gevşek sınırlar ister ve üniter devlet yapıları bu sürece uygun değildir."
Bu bağlamda Dünya Ticaret Örgütünün Dünya Bankası ve IMF gibi örgütler sanki üye ülkelerin eşit oy hakkı ile yönlendirdikleri kuruluşlar gibi gözükse de işin aslı bu şekilde değildir. IMF'de en çok katılım payı veren ABD'nin söz hakkı en fazladır. Dünya Ticaret Örgütünde 134 ülke üye olmasına rağmen söz hakkı G7'lerin elindedir.
Toplantılara gidecek masrafları karşılama imkanı olamayan birçok ülkenin bu örgütteki söz hakkı sadece kağıt üzerinde kalmaktadır DTÖ'de en hayati kararlar G7 ülkelerinin gayrı resmi toplantılarda bir araya gelmesi sonucunda oluşturulmakta ancak bundan sonra geniş katılımlı resmi toplantılara formalite olarak taşınmaktadır.
Bu görüşmeler esnasında IMF ve DB'ye borçlu ülkelerin pek bir itiraz hakları da bulunmamaktadır.

Bu yeni anlayışta devlet tamamen yok edilmemekte ve küreselleşmenin önünü açması için bir jandarma gibi kullanılmak istenmektedir.
Küreselleşmeye karşı oluşacak her türlü sivil itaatsizlik, grev ve tüketici boykotları gibi toplumsal demokratik hareketlerin devletler tarafından engellenmesi istenmektedir.
Aksi takdirde devletler küresel şirketler tarafından dava edilecek ve büyük tazminatlar ödemek zorunda bırakılacaklardır. Özet başlıklar halinde Milli Devlet ve Küreselleşme meselesinin mukayesesini şöylece yapmamız mümkündür:
a– Küreselleşme fikri, kapitalizmin bir ürünüdür. Bilindiği gibi kapitalizm ekonomiyi, "Sınırlı kaynaklarla, sınırsız ihtiyaçların karşılanması" olarak tanımlar. Kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar da sınırsız olunca, gelişmiş ülkelerdeki sermaye ve güç sahipleri, kaynakların tüm insanlara yetmeyeceği saplantısından hareketle, dünyadaki bütün kaynaklara göz dikmişlerdir. Sömürgecilik bu mantığın neticesidir.
Milli Devlet ise, gücünü ve milli ideallerini Milli Ekonomi Modeli'nin esaslarıyla şekillendirir. Milli Ekonomi Modeli, ekonomiyi, "Sınırsız kaynaklarla, sınırlı ihtiyaçların karşılanması" olarak tanımlar.

Mantıken düşündüğümüzde insan, kullandığından ve yediğinden çok daha fazlasını üretme kabiliyetine sahiptir. Yine insan, ihtiyaçlarını karşılama konusunda, tek bir seçeneğe sahip değildir, birçok alternatiften yararlanabilir. Bu da kaynakların sınırsız olduğunu net olarak göstermektedir.
Milli Devlet, kaynakların sınırsız, ihtiyaçların da sınırlı olması fikrinden yola çıktığı için, kaynakların adil bir şekilde bölüştürülmesi, herkesin kaynaklardan doya doya yararlanması gerektiğini ortaya koyar.
Halbuki küreselleşme, buna asla müsaade etmez. Küreselleşme mantığı, kaynakların belli ellerde tekelleşmesini doğal bir sonuç olarak kabul eder. Kapitalizmin ürünü sömürgecilik anlayışıdır. Milli Devlet tezi paylaşım, ikram ve dünyada kardeşlik anlayışını getirmektedir
b– Kaynakların sınırlı olduğunu ve belli ellerde toplanmasını temel felsefe kabul eden küreselleşmenin gelir dağılımındaki dengesizliği çözmesi, sosyal adaleti ve daha iyi yaşam koşullarını sağlayabilmesi, kalkınmada bütüncül bir yaklaşım sunabilmesi ve kalkınmanın merkezine insanı oturtması asla mümkün değildir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
"Önümüzdeki 100 yılda Milli Devletçiliğin modası geçecek ve tüm devletler tek bir küresel otoriteyi kabul edecekler. Böylece 20. yüzyıl ortalarında benimsenen hedef "dünya vatandaşlığı" da gerçekleştirilmiş olacak.
Ulusal egemenlik ve bağımsızlık gibi kavramlar yeni dünya düzenine yakışmayan, ağdalı, abartılı kavramlar olacak. Bütün devletler aslında birer sosyal düzenlemeden ibarettir ve gerçekte tüm devletler geçici ve yapay oluşumlardır. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) sınırsız bir dünyanın polisliğini üstlenecek ve üye ülkelerin iç olaylarına bile müdahale edebilecek bir güce sahip olacaktır."
Talbot'un ifadesinde geçen küresel otorite, elbette ki ABD olacaktır.

ABD eski Başkanı Bill Clinton ise, Bosna savaşı ertesinde yaptığı bir konuşmada küreselleşmenin Milli Devlete bakış açısını şöyle ortaya koymaktadır: "Küreselleşme gevşek sınırlar ister ve üniter devlet yapıları bu sürece uygun değildir."
Bu bağlamda Dünya Ticaret Örgütünün Dünya Bankası ve IMF gibi örgütler sanki üye ülkelerin eşit oy hakkı ile yönlendirdikleri kuruluşlar gibi gözükse de işin aslı bu şekilde değildir. IMF'de en çok katılım payı veren ABD'nin söz hakkı en fazladır. Dünya Ticaret Örgütünde 134 ülke üye olmasına rağmen söz hakkı G7'lerin elindedir.
Toplantılara gidecek masrafları karşılama imkanı olamayan birçok ülkenin bu örgütteki söz hakkı sadece kağıt üzerinde kalmaktadır DTÖ'de en hayati kararlar G7 ülkelerinin gayrı resmi toplantılarda bir araya gelmesi sonucunda oluşturulmakta ancak bundan sonra geniş katılımlı resmi toplantılara formalite olarak taşınmaktadır.
Bu görüşmeler esnasında IMF ve DB'ye borçlu ülkelerin pek bir itiraz hakları da bulunmamaktadır.

Bu yeni anlayışta devlet tamamen yok edilmemekte ve küreselleşmenin önünü açması için bir jandarma gibi kullanılmak istenmektedir.
Küreselleşmeye karşı oluşacak her türlü sivil itaatsizlik, grev ve tüketici boykotları gibi toplumsal demokratik hareketlerin devletler tarafından engellenmesi istenmektedir.
Aksi takdirde devletler küresel şirketler tarafından dava edilecek ve büyük tazminatlar ödemek zorunda bırakılacaklardır. Özet başlıklar halinde Milli Devlet ve Küreselleşme meselesinin mukayesesini şöylece yapmamız mümkündür:
a– Küreselleşme fikri, kapitalizmin bir ürünüdür. Bilindiği gibi kapitalizm ekonomiyi, "Sınırlı kaynaklarla, sınırsız ihtiyaçların karşılanması" olarak tanımlar. Kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar da sınırsız olunca, gelişmiş ülkelerdeki sermaye ve güç sahipleri, kaynakların tüm insanlara yetmeyeceği saplantısından hareketle, dünyadaki bütün kaynaklara göz dikmişlerdir. Sömürgecilik bu mantığın neticesidir.
Milli Devlet ise, gücünü ve milli ideallerini Milli Ekonomi Modeli'nin esaslarıyla şekillendirir. Milli Ekonomi Modeli, ekonomiyi, "Sınırsız kaynaklarla, sınırlı ihtiyaçların karşılanması" olarak tanımlar.

Mantıken düşündüğümüzde insan, kullandığından ve yediğinden çok daha fazlasını üretme kabiliyetine sahiptir. Yine insan, ihtiyaçlarını karşılama konusunda, tek bir seçeneğe sahip değildir, birçok alternatiften yararlanabilir. Bu da kaynakların sınırsız olduğunu net olarak göstermektedir.
Milli Devlet, kaynakların sınırsız, ihtiyaçların da sınırlı olması fikrinden yola çıktığı için, kaynakların adil bir şekilde bölüştürülmesi, herkesin kaynaklardan doya doya yararlanması gerektiğini ortaya koyar.
Halbuki küreselleşme, buna asla müsaade etmez. Küreselleşme mantığı, kaynakların belli ellerde tekelleşmesini doğal bir sonuç olarak kabul eder. Kapitalizmin ürünü sömürgecilik anlayışıdır. Milli Devlet tezi paylaşım, ikram ve dünyada kardeşlik anlayışını getirmektedir
b– Kaynakların sınırlı olduğunu ve belli ellerde toplanmasını temel felsefe kabul eden küreselleşmenin gelir dağılımındaki dengesizliği çözmesi, sosyal adaleti ve daha iyi yaşam koşullarını sağlayabilmesi, kalkınmada bütüncül bir yaklaşım sunabilmesi ve kalkınmanın merkezine insanı oturtması asla mümkün değildir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)


























































































