Milli devlet ve küreselleşme meselesi -3-
Milli Devlet’te ise paraya ulaşmak kolaydır. Paraya iki yeni fonksiyon daha kazandırılmıştır: Para, tahrik unsurudur; Para, emeğin ve üretimin karşılığıdır
24.10.2026 00:42:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Milli Devlet'te ise paraya ulaşmak kolaydır. Paraya iki yeni fonksiyon daha kazandırılmıştır: Para, tahrik unsurudur; Para, emeğin ve üretimin karşılığıdır. Milli Devlet'te, üretim projesi olanlara devlet, paranın tahrik unsuru özelliğini kullanarak faizsiz kredi verecektir. Bu da üretim maliyetlerinin düşmesi anlamındadır.
Milli Devlet'te piyasada bulunan paranın maliyetsiz olması, paranın belirli ellerde bloke olmasının, haksız kazançlar elde edilmesinin önünü tamamen kesmektedir. Milli Devlet'te para, aynı zamanda tüketimi tetiklemek için de kullanılmaktadır Tüketim kabiliyeti olan, ama parasızlık yüzünden tüketim yapamayan insanlara, Sosyal Devlet projeleriyle adil bir şekilde verilen para, üretilen mamullere yepyeni ve sağlam bir iç pazarın kapılarını açmaktadır.
Dışa bağımlı olmadan, üretimi de tüketimi de sağlıklı ve dengeli bir şekilde kendi bünyesinde sağlayabilen bir ekonomi, olması gerekendir ve Milli Devlet bunu sağlamaktadır.
g– Küresel–kapitalist anlayış, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin Merkez bankalarını "devletten bağımsız" hale getirerek; ulus–devletlerin, Merkez bankaları üzerinden Senyoraj geliri elde etmesine yasak getirmiştir. Böylece büyüyen ekonomilerde üretim ile tüketim arasında oluşan açık, gelişmekte olan ülkelerin Merkez bankalarının çıkardığı hard currencylerin faizle borç alınması ile karşılanmaktadır.
Şöyle ki; büyüyen ekonomilerde üretim ile tüketim arasında her zaman belli bir açık olacaktır. Eğer bu açığa müdahale edilmezse, ekonominin zaman içerisinde kendini dengelemesi mümkün değildir. Bize göre, üretim ile tüketim arasındaki ekonominin yapısından kaynaklanan bu açığın kapatılması ancak devlet tarafından yapılabilir. Devletin senyoraj hakkını kullanarak emisyonu genişletmesi bu açığı kapatmanın yoludur.
Emisyon, üretilen bu mal ve hizmetin karşılığı olan paradır. Elde edilen mal ve hizmetin karşılığının belli bir oranda piyasalarda bulunması ise ekonomilerin devamı için bir zorunluluktur; Milli Devlet'in vazifesi işte bu para dengesini Senyoraj hakkı ile sağlamaktır.
Halbuki bugün Merkez Bankası'nın para basarak –yani devletin Senyoraj hakkını kullanarak– piyasanın söz konusu ihtiyacını karşılaması gerekirken, kapitalist düzende piyasalardaki bu açık, dış kaynaklı borçlarla karşılanmaya çalışılmaktadır.

Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kaydi para ve yabancı para emisyonun yerine ikame edildiği için devletlerin senyoraj geliri elde etmesi mümkün değildir.
Milli Devlet, senyoraj hakkını kullanmak suretiyle piyasanın ihtiyacı olan emisyonu genişleterek hem küresel hortumu kesmekte, hem de vatandaşına kendi emek ve üretiminin karşılığı olan maliyetsiz parayı temin ederek devleti ve milleti "faizli borç" batağından kurtarmaktadır.
ğ– Küreselleşme mantığında devlet, küçüldüğü ve kendi kaynaklarını kullanamadığı için ancak vergi ve borçla varlığını sürdürebilir. Borçlandıkça borçlanır, tek geliri vergi olduğu için de vatandaşlarının üzerindeki vergi yükünü durmadan arttırır. Gerek oransal olarak gerekse dolaylı vergilerle yük dar gelirli kesimin omuzlarına yüklenmektedir. Alınan borçlar faizin de etkisiyle katlanarak büyür ve ödenebilmesi mümkün olmayan meblağlar ortaya çıkar. Artık toplanan vergilerin tamamı, borçların faizlerini bile karşılayamaz.
Böyle durumlarda da "sürdürülebilir borç", sürdürülebilir cari açık gibi kavramlarla va rolan tehlikenin şiddetini gizlemeye çalışırlar, ekonomiyi toz pembe göstermek isterler. Bunun karşılığında da o ülkeye ait ne varsa hepsini sömürürler, ta ki bitirene kadar.
Milli Devlet ise, borç almak yerine, bağımsızlıktan kaynaklanan senyoraj hakkını kullanmak suretiyle kendi parasını basmayı ve kendi kaynaklarını devreye sokmayı esas alır. Borç ve faiz yükü olmadığı için toplanan vergiler vatandaşa tamamen hizmet olarak döner. Devlet kendi ayakları üzerinde durduğu için gerek iktisadi, gerekse siyasi hiçbir taviz vermek zorunda kalmaz.

h– Küreselleşme, kuşatma altına almaya çalıştığı devletlere yabancı parayı, ithal enerjiyi, ithal ürünü teşvik ederek yerli üretimin bitmesine sebep olur. Devletin, ihracatı yerli para ile sübvanse etmesi istenmez. Üreticiler yüksek maliyetlerle ürettikleri ürünlere gerek iç piyasada gerekse dış piyasada Pazar bulamazlar. Ülke üretim konusunda tamamen dışarıya bağımlı hale gelir. Özellikle tarım ürünleri konusundaki dış bağımlılık, o ülkeyi her türlü dış tehdit ve sömürüye açık hale getirir. Yıllar önce kendi kendine yetebilen Somali'nin bugünkü hali buna örnektir. Maalesef ülkemiz de yavaş yavaş bu noktaya doğru getirilmektedir.
Milli Devlet'te ise yerli para, yerli enerji, yerli ürün teşvik edilir. Bu da maliyetleri düşürmektedir. Sosyal Devlet projeleriyle tüketici kesim desteklendiğinden iç pazar sorunu da yoktur. Üretici malını değerinden tüketiciye satabilecektir.
ı– Küreselleşme, yapılan ihracatın, hard currency ile, yani dolarla yapılmasını teşvik eder. Bu sebeple yapılan bütün ihracatta kazanan ABD olur. Bugün ABD en fazla cari işlemler açığı veren ülke olmasına rağmen hala varlığına devam etmesinin sebebi parasının dünya parası olması ve yaptığı ithalatı da ihracatı da kendi parası ile yapmasıdır. Milli Devlet'te ise ihracatta hedef, yerli paranın kullanım alanlarını genişletmektir. Bu sebeple ihracatın yerli parayla yapılmasını teşvik eder. Bunun için de azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde Sosyal Devlet projeleri devreye konulacak, hem yerli paranın sahası genişletilecek, hem de üretilen mal ve emek ülke dışında da karşılık bulacaktır.

i– Küreselleşme, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde devletin küçülmesini, devlet kurumlarının, madenler başta olmak üzere yer altı ve yerüstü kaynaklarının özelleştirilmesini tavsiye eder, hatta bu konuda baskı yapar. Bu mantığa göre özelleştirmeden kasıt, bu kurum ve kaynakların küresel yabancı şirketlere çok cüzi fiyatlara satılmasıdır. Bazen geçici olarak yerli sermayenin almasına müsaade ederler, bu bir geçiş aşamasıdır.
1997 yılı itibariyle ülkemizde devletin ekonomik hayattaki payı yüzde 26,6 idi. Bu tarihten sonra da birçok özelleştirme yapıldı ve sırada olanlar var. IMF ve Batılı ülkeler hala özelleştirme için baskıda bulunuyorlar. Esasen hedefledikleri, devletimizin etkisinin tamamen ortadan kalkması, milletimizin ise sahipsiz kalmasıdır. Küresel güçler yıllardan beri bakir durumda olan madenlerimizi çıkarmamızı engellemişlerdir. 3 katrilyon dolarlık yer altı ve yerüstü kaynağına sahip olmamıza rağmen, maalesef bugün enerjisini ağırlıklı olarak ithal eden bir ülke konumundayız. OECD ülkeleri içerisinde en pahalı enerji kullanan ülkelerden birisiyiz.
Milli Devlet anlayışında ise devlet, güçlüdür; bir baba gibidir. Milli Devlet, özelleştirme adı altında devletin işletmelerinin ve milletin yer altı ve yerüstü kaynaklarının yabancılara devredilmesine karşıdır; kurumların daha verimli işletilmesi için kendi vatandaşlarına özelleştirme imkanı tanır, devlet –millet ortaklığını hayata geçirir.
Milli Devletin özelleştirme anlayışında, küreselleşmenin aksine kurumların yüzde 51'i devlette kalmak kaydı şartıyla, kalan yüzde 49'unun özelleştirilmesi söz konusudur. Özelleştirme işleminde sırasıyla, önce o kamu kuruluşunda çalışanlar dikkate alınır, sonra o kuruluşun bulunduğu bölgenin insanları, sonra yerli sermaye sahipleri, sonra da ülke dışında bulunan ama o ülkenin vatandaşı olan sermaye sahipleri devreye sokulur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Milli Devlet'te piyasada bulunan paranın maliyetsiz olması, paranın belirli ellerde bloke olmasının, haksız kazançlar elde edilmesinin önünü tamamen kesmektedir. Milli Devlet'te para, aynı zamanda tüketimi tetiklemek için de kullanılmaktadır Tüketim kabiliyeti olan, ama parasızlık yüzünden tüketim yapamayan insanlara, Sosyal Devlet projeleriyle adil bir şekilde verilen para, üretilen mamullere yepyeni ve sağlam bir iç pazarın kapılarını açmaktadır.
Dışa bağımlı olmadan, üretimi de tüketimi de sağlıklı ve dengeli bir şekilde kendi bünyesinde sağlayabilen bir ekonomi, olması gerekendir ve Milli Devlet bunu sağlamaktadır.
g– Küresel–kapitalist anlayış, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin Merkez bankalarını "devletten bağımsız" hale getirerek; ulus–devletlerin, Merkez bankaları üzerinden Senyoraj geliri elde etmesine yasak getirmiştir. Böylece büyüyen ekonomilerde üretim ile tüketim arasında oluşan açık, gelişmekte olan ülkelerin Merkez bankalarının çıkardığı hard currencylerin faizle borç alınması ile karşılanmaktadır.
Şöyle ki; büyüyen ekonomilerde üretim ile tüketim arasında her zaman belli bir açık olacaktır. Eğer bu açığa müdahale edilmezse, ekonominin zaman içerisinde kendini dengelemesi mümkün değildir. Bize göre, üretim ile tüketim arasındaki ekonominin yapısından kaynaklanan bu açığın kapatılması ancak devlet tarafından yapılabilir. Devletin senyoraj hakkını kullanarak emisyonu genişletmesi bu açığı kapatmanın yoludur.
Emisyon, üretilen bu mal ve hizmetin karşılığı olan paradır. Elde edilen mal ve hizmetin karşılığının belli bir oranda piyasalarda bulunması ise ekonomilerin devamı için bir zorunluluktur; Milli Devlet'in vazifesi işte bu para dengesini Senyoraj hakkı ile sağlamaktır.
Halbuki bugün Merkez Bankası'nın para basarak –yani devletin Senyoraj hakkını kullanarak– piyasanın söz konusu ihtiyacını karşılaması gerekirken, kapitalist düzende piyasalardaki bu açık, dış kaynaklı borçlarla karşılanmaya çalışılmaktadır.

Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kaydi para ve yabancı para emisyonun yerine ikame edildiği için devletlerin senyoraj geliri elde etmesi mümkün değildir.
Milli Devlet, senyoraj hakkını kullanmak suretiyle piyasanın ihtiyacı olan emisyonu genişleterek hem küresel hortumu kesmekte, hem de vatandaşına kendi emek ve üretiminin karşılığı olan maliyetsiz parayı temin ederek devleti ve milleti "faizli borç" batağından kurtarmaktadır.
ğ– Küreselleşme mantığında devlet, küçüldüğü ve kendi kaynaklarını kullanamadığı için ancak vergi ve borçla varlığını sürdürebilir. Borçlandıkça borçlanır, tek geliri vergi olduğu için de vatandaşlarının üzerindeki vergi yükünü durmadan arttırır. Gerek oransal olarak gerekse dolaylı vergilerle yük dar gelirli kesimin omuzlarına yüklenmektedir. Alınan borçlar faizin de etkisiyle katlanarak büyür ve ödenebilmesi mümkün olmayan meblağlar ortaya çıkar. Artık toplanan vergilerin tamamı, borçların faizlerini bile karşılayamaz.
Böyle durumlarda da "sürdürülebilir borç", sürdürülebilir cari açık gibi kavramlarla va rolan tehlikenin şiddetini gizlemeye çalışırlar, ekonomiyi toz pembe göstermek isterler. Bunun karşılığında da o ülkeye ait ne varsa hepsini sömürürler, ta ki bitirene kadar.
Milli Devlet ise, borç almak yerine, bağımsızlıktan kaynaklanan senyoraj hakkını kullanmak suretiyle kendi parasını basmayı ve kendi kaynaklarını devreye sokmayı esas alır. Borç ve faiz yükü olmadığı için toplanan vergiler vatandaşa tamamen hizmet olarak döner. Devlet kendi ayakları üzerinde durduğu için gerek iktisadi, gerekse siyasi hiçbir taviz vermek zorunda kalmaz.

h– Küreselleşme, kuşatma altına almaya çalıştığı devletlere yabancı parayı, ithal enerjiyi, ithal ürünü teşvik ederek yerli üretimin bitmesine sebep olur. Devletin, ihracatı yerli para ile sübvanse etmesi istenmez. Üreticiler yüksek maliyetlerle ürettikleri ürünlere gerek iç piyasada gerekse dış piyasada Pazar bulamazlar. Ülke üretim konusunda tamamen dışarıya bağımlı hale gelir. Özellikle tarım ürünleri konusundaki dış bağımlılık, o ülkeyi her türlü dış tehdit ve sömürüye açık hale getirir. Yıllar önce kendi kendine yetebilen Somali'nin bugünkü hali buna örnektir. Maalesef ülkemiz de yavaş yavaş bu noktaya doğru getirilmektedir.
Milli Devlet'te ise yerli para, yerli enerji, yerli ürün teşvik edilir. Bu da maliyetleri düşürmektedir. Sosyal Devlet projeleriyle tüketici kesim desteklendiğinden iç pazar sorunu da yoktur. Üretici malını değerinden tüketiciye satabilecektir.
ı– Küreselleşme, yapılan ihracatın, hard currency ile, yani dolarla yapılmasını teşvik eder. Bu sebeple yapılan bütün ihracatta kazanan ABD olur. Bugün ABD en fazla cari işlemler açığı veren ülke olmasına rağmen hala varlığına devam etmesinin sebebi parasının dünya parası olması ve yaptığı ithalatı da ihracatı da kendi parası ile yapmasıdır. Milli Devlet'te ise ihracatta hedef, yerli paranın kullanım alanlarını genişletmektir. Bu sebeple ihracatın yerli parayla yapılmasını teşvik eder. Bunun için de azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde Sosyal Devlet projeleri devreye konulacak, hem yerli paranın sahası genişletilecek, hem de üretilen mal ve emek ülke dışında da karşılık bulacaktır.

i– Küreselleşme, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde devletin küçülmesini, devlet kurumlarının, madenler başta olmak üzere yer altı ve yerüstü kaynaklarının özelleştirilmesini tavsiye eder, hatta bu konuda baskı yapar. Bu mantığa göre özelleştirmeden kasıt, bu kurum ve kaynakların küresel yabancı şirketlere çok cüzi fiyatlara satılmasıdır. Bazen geçici olarak yerli sermayenin almasına müsaade ederler, bu bir geçiş aşamasıdır.
1997 yılı itibariyle ülkemizde devletin ekonomik hayattaki payı yüzde 26,6 idi. Bu tarihten sonra da birçok özelleştirme yapıldı ve sırada olanlar var. IMF ve Batılı ülkeler hala özelleştirme için baskıda bulunuyorlar. Esasen hedefledikleri, devletimizin etkisinin tamamen ortadan kalkması, milletimizin ise sahipsiz kalmasıdır. Küresel güçler yıllardan beri bakir durumda olan madenlerimizi çıkarmamızı engellemişlerdir. 3 katrilyon dolarlık yer altı ve yerüstü kaynağına sahip olmamıza rağmen, maalesef bugün enerjisini ağırlıklı olarak ithal eden bir ülke konumundayız. OECD ülkeleri içerisinde en pahalı enerji kullanan ülkelerden birisiyiz.
Milli Devlet anlayışında ise devlet, güçlüdür; bir baba gibidir. Milli Devlet, özelleştirme adı altında devletin işletmelerinin ve milletin yer altı ve yerüstü kaynaklarının yabancılara devredilmesine karşıdır; kurumların daha verimli işletilmesi için kendi vatandaşlarına özelleştirme imkanı tanır, devlet –millet ortaklığını hayata geçirir.
Milli Devletin özelleştirme anlayışında, küreselleşmenin aksine kurumların yüzde 51'i devlette kalmak kaydı şartıyla, kalan yüzde 49'unun özelleştirilmesi söz konusudur. Özelleştirme işleminde sırasıyla, önce o kamu kuruluşunda çalışanlar dikkate alınır, sonra o kuruluşun bulunduğu bölgenin insanları, sonra yerli sermaye sahipleri, sonra da ülke dışında bulunan ama o ülkenin vatandaşı olan sermaye sahipleri devreye sokulur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)














































































































