logo
08 AĞUSTOS 2026

Milli maden politikası izlenmeli

Madenler, bir devletin kalkınmasında ve uluslararası itibarının yükselmesinde tarih boyunca büyük bir rol oynamıştır

09.05.2026 00:10:00
Haber Merkezi
 
Milli maden politikası izlenmeli
Milli maden politikası izlenmeli
"Madenler, bir devletin kalkınmasında ve uluslararası itibarının yükselmesinde tarih boyunca büyük bir rol oynamıştır. Dolayısıyla, madencilik konusunda yapılacak olan en ufak bir ihmalin, ülkelerin iktisadi kalkınma hareketine ağır bir darbe vurması kaçınılmazdır.

Ayrıca maden kaynakları, tarım ürünleri gibi her sene yeniden üretilemediği için madencilik ile ilgili politikalar, ileriyi düşünerek belirlenmelidir.

Bu sebepledir ki, milli ekonomi anlayışımızda madenlerimiz ve diğer yeraltı kaynaklarımız öncelikle milli menfaatlerimiz esas alınarak değerlendirilecektir.

Milli Ekonomi Modeli tezimizde, madenler milletin malıdır ve milli servettir. Yabancılara ruhsat vererek devredilmesi yerine; devlet-millet ortaklığıyla işletilmesi gerekir.







"Türkiye'de devlet madenciliği, milli kalkınma hareketiyle yakından alâkalı mühim mevzulardan biridir" diyerek madencilik alanında milli bir politika izleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1935 yılında Brezilya'ya kömür ihraç ederken, bugün IMF dayatmaları ile yapılan özelleştirmeler, Türkiye'yi Kolombiya'dan bile kömür ithal eder noktaya getirmiştir.

Milli bir madencilik politikasını terk edip yerine özelleştirmeyi tercih eden Türkiye, birçok madende maalesef ithalatçı durumuna düşmüştür. Bunun en acı örneğini kömürde görüyoruz. 1980'lerden itibaren başlayan özelleştirme rüzgarından önce son derece düşük miktarlarda başlayan kömür ithalatı 2015 yılında 3 milyar dolara ulaşmıştır.







Ne hazin bir tecelli ki; 1923 yılında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi'nde alınan kararların beşinci maddesinde yer alan "Türkiye halkı, servet itibarı ile bir altın hazinesi üzerinde oturduğuna vakıftır" ifadesi ile teknolojinin son derece az olduğu bir dönemde Atatürk'ün ülkemizin sahip olduğu yer altı zenginliğinden haberdar olması ve bugün teknolojinin son derece gelişmiş olduğu ülkemizde halkımızın bu zenginlikten bihaber olması bizi gerçekten dehşete düşürmektedir.

Yıllar boyunca ülkemizde yeterli maden olmadığı, doğal kaynaklarımızın bize yetmeyeceği yalanını dinleyip durduk.

Oysa gerçek bunun tam tersi idi, bunu en iyi bilen cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk daha Lozan görüşmelerinde bu kaynaklarımızı korumak için gerekli adımları atmış, bizden bu kaynakları isteyen ABD'ye gerekli tavrı koyarak madenlerimiz üzerindeki vesayeti kaldırmıştır.







Cumhuriyetin ilk yıllarında Gazi Mustafa Kemal, çıkardığı kanun ve kurduğu kurumlar ile hem yabancıların buradaki imtiyazlarını ellerinden almış hem de bu kaynakları millet yararına işletmek için gerekli her türlü adımı atmıştır.

Maalesef daha sonraki yıllarda Gazi Mustafa Kemal'in yolu terk edilerek, adım adım bu kaynaklar yabancılara devredilmeye başlanmıştır.

2002 yılının başında ülkemizde işlenmemiş haliyle en az 3 katrilyon dolarlık yer altı ve yer üstü kaynağımız olduğunu ifade etmiştik. O gün bize karşı çıkanlar bir taraftan da hızlı bir şekilde yok olduğunu iddia ettikleri bu kaynakları yabancılarla beraber sahiplenmek için hızlı bir yarışa girdiler.







Şimdilerde, 'Lozan'da söz verdik, gizli madde var, 2023 yılına kadar maden çıkartamayız' diyenler dünyanın en büyük firmaları ile çoktan ortaklık kurup bu kaynakları işletmeye başladılar bile.

Madenlerle ilgili kanunlar

Lozan Barış Antlaşması'yla ahd-i mütekabiliyet (karşılıklı sözleşme) şartı getirilerek yabancıların mülk edinme imkânı sınırlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Lozan Barış Antlaşması'ndan 7 ay sonra çıkardığı Köy Kanunu ile yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köylerde gayrimenkul edinmelerini yasaklamıştır.

18 Mart 1924 tarih ve 442 Sayalı Köy Kanunu'nun 87. maddesindeki hüküm şöyledir: "Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunmayan gerek şahıslar, gerek şahıs hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin (eşhası hususiye ve hükmiye) köylerde arazi ve emlak almaları memnudur (yasaktır)."







Bu kanun, 2003 yılında bir kanun değişikliği ile kaldırılarak ülke kaynaklarının satışının önü açılmıştır.

3.7.2003 Tarih ve 4916 Sayılı Yasa;

4916 sayılı kanunun 38. maddesiyle yabancı gerçek şahıs, cemiyet ve şirketlerin köylerde arazi ve emlak alımını yasaklayan Köy Kanunu'nun 87. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
4916 sayılı Yasanın 19. maddesiyle:
- Yabancılara gayrimenkul satışını sınırlayan Tapu Kanunu'nun 35. maddesi değiştirilmiş, karşılıklı olmak ve kanuni sınırlara uyulmak kaydıyla köy, şehir ayrımı yapılmaksızın yabancı gerçek kişilerle tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin 30 hektara (300 dönüme) kadar serbestçe taşınmaz edinmesi,
- Yabancı kişi ve şirketler lehine Türkiye'deki taşınmazlar üzerine karşılıklılık esasına bakılmaksızın "sınırlı ayni hak" tesis edilmesi,
- Yabancı uyruklu gerçek kişilerin, kanuni miras dışında ölüme bağlı tasarruflar (vasiyet vs) yoluyla taşınmaz edinmesi kabul edilmiştir.
Kamu yararı ve ülke güvenliği yönünden bu maddenin uygulanamayacağı yerleri belirleme ve 30 hektarın üzerindeki taşınmaz alımları Bakanlar Kurulu'nun yetkisine bırakılmıştır.
3213 sayılı Maden Kanunu önce 5177 sayılı kanun ile son olarak da 4/02 /2015 tarihli 6592 sayılı kanun ile değiştirilerek yabancıların çıkardıkları madenden devlet payı %2 seviyelerine kadar düşürülmüştür.
6491 sayılı kanun ile de petrol ile ilgili düzenlemeler yapılarak, işletme ruhsatı yetkileri TPAO'nun elinden alınarak diğer yabancı şirketlerin seviyesine çekilmiş. Ruhsat sahibi firmaya petrol bölgesinde bulunan su kaynaklarının ve topraklarının kamulaştırma yolu ile elde etmesine imkân tanınmıştır.

Verilen bu maden ruhsatlarının toplam arazi büyüklüğü tam net olarak bilinmemekle birlikte topraklarımızın %40'ını geçtiği ortadadır. Sadece petrol ve altın ile ilgili ruhsatların kapsadığı alan ürkütücü boyutlardadır. Bazı firmalar ülkemizin toprak büyüklüğünün %1'ini bulan oranlarda maden arama ruhsatları almışlardır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama

Adana'da 24 yaşındaki kadını sokak ortasında öldüren zanlı, yaklaşık 750 saatlik kamera görüntülerinin incelemesinin ardından İstanbul'da saklandığı petshopta yakalandı

03.08.2026 10:50:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama
Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama
Adana'da 24 yaşındaki kadını sokak ortasında tabancayla vurarak öldüren zanlı, yaklaşık 750 saatlik kamera görüntülerinin incelemesinin ardından İstanbul'da saklandığı petshopta yakalandı. Şüphelinin ifadesinde cinayeti kıskançlık nedeniyle işlediğini öne sürdüğü öğrenilirken, olayla ilgili gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 15 şüpheliden 13'ü tutuklandı.






Olay, 24 Temmuz'da merkez Seyhan ilçesi Gülbahçesi Mahallesi 13362. Sokak'ta meydana geldi. İddiaya göre, Reyhan Acar (24) sokakta bir kişinin tabancayla açtığı ateş sonucu kanlar içerisinde yere yığılırken, saldırgan olay yerinden kaçtı. Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. İlk müdahalesi olay yerinde yapılan Acar, ambulansla kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, cinayeti aydınlatmak için yaklaşık 750 saatlik güvenlik kamerası görüntüsünü mercek altına aldı. Yapılan çalışmalar sonucunda saldırıyı Bilal F.'nin (24) gerçekleştirdiği belirlendi. Şüphelinin eşi Öykü F. (22) ile birlikte İstanbul'a kaçtığını tespit eden ekipler, soruşturmayı derinleştirdi. Çalışmalarda Bilal F.'nin kaçmasına ve saklanmasına yardım ettiği öne sürülen 13 kişinin kimliği de belirlendi.







Yunanistan'a kaçma planı başarısız oldu

Yapılan araştırmalarda Bilal F. ile eşi Öykü F.'nin Edirne'ye giderek Yunanistan'a kaçmayı planladığı tespit edildi. Ancak polis uygulamasını fark eden şüphelilerin ayçiçeği tarlasına kaçarak izlerini kaybettirdiği, bir gece burada saklandıktan sonra yeniden İstanbul'a döndükleri öğrenildi.







Yakalanmamak için 3 saatte bir adres değiştirdi, petshopta yakalandı

Cinayet dedektifleri, şüphelilerin İstanbul Bahçeşehir'de bir sitede saklandığını belirledi. Özel Harekat polislerinin de desteğiyle düzenlenen operasyonda Öykü F. sitenin bahçesinde yakalanırken, Bilal F. adreste bulunamadı. Bölgedeki güvenlik kameralarını inceleyen ekipler, zanlının yakalanmamak için yaklaşık 3 saatte bir adres değiştirdiğini belirledi. İzini süren polis, Bilal F.'yi siteye yakın bir petshopta saklanırken yakalayarak gözaltına aldı.

Bilal F.'nin yakalanmasının ardından harekete geçen ekipler, şüphelinin Adana'dan kaçmasına ve İstanbul'da saklanmasına yardım ettiği belirlenen 13 kişiyi de eş zamanlı operasyonlarla gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında bulunan Fırat T.'nin cinayet suçundan 39 yıl, Şeyhmus Y.'nin ise yine cinayet suçundan 37 yıl kesinleşmiş hapis cezasıyla arandığı öğrenildi.









Cinayeti kıskançlık nedeniyle işlediğini öne sürdü

Emniyetteki sorgusunda Bilal F.'nin "Reyhan ile ilişkimiz vardı. Başkasıyla görüştüğünü düşündüğüm için kıskançlık krizine girdim. Bu nedenle saldırıyı gerçekleştirdim" dediği öne sürüldü.

Emniyetteki işlemlerinin ardından Bilal F. ve eşi Öykü F. ile birlikte 15 şüpheli adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan Bilal F. ve 12 şüpheli tutuklanırken, Bilal F.'nin eşi Öykü F. ile 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü

Karadeniz'in eşsiz doğası ve yaylalarına ulaştıran karayollarındaki yön ve işaret tabelaları son yıllarda magandaların atış poligonuna dönüştü

01.08.2026 11:56:00 / Güncelleme: 01.08.2026 12:00:52
İHA
 
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Bölge genelinde yollara güvenliği sağlamak amacıyla yerleştirilen yüzlerce trafik işaret ve yön levhası, kimliği belirsiz şahısların ateşli silahlarla hedef tahtası haline getirilmesi sonucu kevgire döndü. Sürücülerin can güvenliğini tehlikeye atan bu durum, aynı zamanda ülke ekonomisine de milyonlarca liralık dev bir yük bindiriyor.






Özellikle Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin'in virajlı, dik ve sık sık sis çöken yayla yollarında hayati önem taşıyan "Keskin Viraj", "Dur" ve "Heyelan Riski" gibi uyarı levhaları magandaların kurşunlarıyla parçalanmış durumda. Kurşun delikleri sebebiyle üzerindeki reflektörleri (gece parlayan kaplama) özelliğini yitiren tabelalar, gece seyahat eden sürücüleri adeta kör noktada bırakıyor. Bölgede sürekli yolculuk yapan yerel halk ve sürücüler duruma isyan ederek, "Zaten yollarımız engebeli ve sisli. Tabelalara bakarak yolumuzu bulmaya çalışıyoruz ama tabelalar delik deşik. Virajı göremiyoruz, uçurumu fark edemiyoruz. Bir tabela magandalığı yüzünden her an canımızdan olabiliriz" sözleriyle tepkilerini dile getirdi.








Milli servet çöpe gidiyor, tabela başına maliyet katlanıyor

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ekipleri, kurşunlanan levhaları yenilemek için yoğun mesai harcıyor ancak takılan her yeni tabela kısa süre içinde yeniden hedef tahtası haline geliyor. Yapılan son maliyet hesaplamalarına göre; yalnızca bir tek trafik levhasının sökülmesi, yeniden imal edilmesi ve sahada montajının yapılmasının maliyeti 3-5 bin TL arasında değişiyor. Yılda belki binlerce tabelanın tahrip edildiği ülkede harcanan milyonlarca liralık milli servet magandaların "zevk" uğruna yaptığı atışlar nedeniyle çöpe gidiyor.

Tabelaları kurşunlayan kişilerin tespit edilmesi durumunda ise cezai işlem uygulanıyor. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 152 uyarınca "Kamu malına zarar verme" suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. TCK Madde 170 kapsamında meskun mahalde veya yolda silah ateşlemekten "Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma" suçlamasıyla 6 aydan 3 yıla kadar ek hapis cezası uygulanabiliyor. Zarar verilen tüm tabelaların maliyetleri, faizleriyle birlikte faillerden nakit olarak tazmin ediliyor. Jandarma ve emniyet birimleri, vatandaşları da tabelalara ateş açan kişileri gördüklerinde plakalarıyla birlikte derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbar etmeye çağırıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.