Milli maden politikası izlenmeli
Madenler, bir devletin kalkınmasında ve uluslararası itibarının yükselmesinde tarih boyunca büyük bir rol oynamıştır
Haber Merkezi





Ayrıca maden kaynakları, tarım ürünleri gibi her sene yeniden üretilemediği için madencilik ile ilgili politikalar, ileriyi düşünerek belirlenmelidir.
Bu sebepledir ki, milli ekonomi anlayışımızda madenlerimiz ve diğer yeraltı kaynaklarımız öncelikle milli menfaatlerimiz esas alınarak değerlendirilecektir.
Milli Ekonomi Modeli tezimizde, madenler milletin malıdır ve milli servettir. Yabancılara ruhsat vererek devredilmesi yerine; devlet-millet ortaklığıyla işletilmesi gerekir.

"Türkiye'de devlet madenciliği, milli kalkınma hareketiyle yakından alâkalı mühim mevzulardan biridir" diyerek madencilik alanında milli bir politika izleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1935 yılında Brezilya'ya kömür ihraç ederken, bugün IMF dayatmaları ile yapılan özelleştirmeler, Türkiye'yi Kolombiya'dan bile kömür ithal eder noktaya getirmiştir.
Milli bir madencilik politikasını terk edip yerine özelleştirmeyi tercih eden Türkiye, birçok madende maalesef ithalatçı durumuna düşmüştür. Bunun en acı örneğini kömürde görüyoruz. 1980'lerden itibaren başlayan özelleştirme rüzgarından önce son derece düşük miktarlarda başlayan kömür ithalatı 2015 yılında 3 milyar dolara ulaşmıştır.

Ne hazin bir tecelli ki; 1923 yılında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi'nde alınan kararların beşinci maddesinde yer alan "Türkiye halkı, servet itibarı ile bir altın hazinesi üzerinde oturduğuna vakıftır" ifadesi ile teknolojinin son derece az olduğu bir dönemde Atatürk'ün ülkemizin sahip olduğu yer altı zenginliğinden haberdar olması ve bugün teknolojinin son derece gelişmiş olduğu ülkemizde halkımızın bu zenginlikten bihaber olması bizi gerçekten dehşete düşürmektedir.
Yıllar boyunca ülkemizde yeterli maden olmadığı, doğal kaynaklarımızın bize yetmeyeceği yalanını dinleyip durduk.
Oysa gerçek bunun tam tersi idi, bunu en iyi bilen cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk daha Lozan görüşmelerinde bu kaynaklarımızı korumak için gerekli adımları atmış, bizden bu kaynakları isteyen ABD'ye gerekli tavrı koyarak madenlerimiz üzerindeki vesayeti kaldırmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Gazi Mustafa Kemal, çıkardığı kanun ve kurduğu kurumlar ile hem yabancıların buradaki imtiyazlarını ellerinden almış hem de bu kaynakları millet yararına işletmek için gerekli her türlü adımı atmıştır.
Maalesef daha sonraki yıllarda Gazi Mustafa Kemal'in yolu terk edilerek, adım adım bu kaynaklar yabancılara devredilmeye başlanmıştır.
2002 yılının başında ülkemizde işlenmemiş haliyle en az 3 katrilyon dolarlık yer altı ve yer üstü kaynağımız olduğunu ifade etmiştik. O gün bize karşı çıkanlar bir taraftan da hızlı bir şekilde yok olduğunu iddia ettikleri bu kaynakları yabancılarla beraber sahiplenmek için hızlı bir yarışa girdiler.

Şimdilerde, 'Lozan'da söz verdik, gizli madde var, 2023 yılına kadar maden çıkartamayız' diyenler dünyanın en büyük firmaları ile çoktan ortaklık kurup bu kaynakları işletmeye başladılar bile.
Madenlerle ilgili kanunlar
Lozan Barış Antlaşması'yla ahd-i mütekabiliyet (karşılıklı sözleşme) şartı getirilerek yabancıların mülk edinme imkânı sınırlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Lozan Barış Antlaşması'ndan 7 ay sonra çıkardığı Köy Kanunu ile yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köylerde gayrimenkul edinmelerini yasaklamıştır.
18 Mart 1924 tarih ve 442 Sayalı Köy Kanunu'nun 87. maddesindeki hüküm şöyledir: "Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunmayan gerek şahıslar, gerek şahıs hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin (eşhası hususiye ve hükmiye) köylerde arazi ve emlak almaları memnudur (yasaktır)."

Bu kanun, 2003 yılında bir kanun değişikliği ile kaldırılarak ülke kaynaklarının satışının önü açılmıştır.
3.7.2003 Tarih ve 4916 Sayılı Yasa;
4916 sayılı kanunun 38. maddesiyle yabancı gerçek şahıs, cemiyet ve şirketlerin köylerde arazi ve emlak alımını yasaklayan Köy Kanunu'nun 87. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
4916 sayılı Yasanın 19. maddesiyle:
- Yabancılara gayrimenkul satışını sınırlayan Tapu Kanunu'nun 35. maddesi değiştirilmiş, karşılıklı olmak ve kanuni sınırlara uyulmak kaydıyla köy, şehir ayrımı yapılmaksızın yabancı gerçek kişilerle tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin 30 hektara (300 dönüme) kadar serbestçe taşınmaz edinmesi,
- Yabancı kişi ve şirketler lehine Türkiye'deki taşınmazlar üzerine karşılıklılık esasına bakılmaksızın "sınırlı ayni hak" tesis edilmesi,
- Yabancı uyruklu gerçek kişilerin, kanuni miras dışında ölüme bağlı tasarruflar (vasiyet vs) yoluyla taşınmaz edinmesi kabul edilmiştir.
Kamu yararı ve ülke güvenliği yönünden bu maddenin uygulanamayacağı yerleri belirleme ve 30 hektarın üzerindeki taşınmaz alımları Bakanlar Kurulu'nun yetkisine bırakılmıştır.
3213 sayılı Maden Kanunu önce 5177 sayılı kanun ile son olarak da 4/02 /2015 tarihli 6592 sayılı kanun ile değiştirilerek yabancıların çıkardıkları madenden devlet payı %2 seviyelerine kadar düşürülmüştür.
6491 sayılı kanun ile de petrol ile ilgili düzenlemeler yapılarak, işletme ruhsatı yetkileri TPAO'nun elinden alınarak diğer yabancı şirketlerin seviyesine çekilmiş. Ruhsat sahibi firmaya petrol bölgesinde bulunan su kaynaklarının ve topraklarının kamulaştırma yolu ile elde etmesine imkân tanınmıştır.
Verilen bu maden ruhsatlarının toplam arazi büyüklüğü tam net olarak bilinmemekle birlikte topraklarımızın %40'ını geçtiği ortadadır. Sadece petrol ve altın ile ilgili ruhsatların kapsadığı alan ürkütücü boyutlardadır. Bazı firmalar ülkemizin toprak büyüklüğünün %1'ini bulan oranlarda maden arama ruhsatları almışlardır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

















































































