logo
01 HAZİRAN 2026

"Milli siyaset şart"

09.08.2008 00:00:00
Dışa bağımlı bir siyasi iktidarın asla muvaffak olamayacağını belirten Prof. Baş, "Türkiye'nin ihtiyacı, IMF'nin, AB'nin, ABD'nin dediklerini değil, milletin taleplerini icra edecek.... Yeni Mesaj: Medyayı takip ettiğimiz zaman özellikle ekonomi konusunda yalan rüzgarları estirildiğini görüyoruz. Sanayici ve işadamlarına gittiğimizde, halkın arasında dolaştığımızda, devletin rakamlarını yalanlayan bir durum görüyoruz. Türkiye'deki bir çok sanayi kuruluşunun işçi çıkartıp, üretimi azalttığını; hatta bazılarının kepenklerini indirdiğini görüyoruz. Piyasada, reel sektörde adeta bir çöl havası, durgunluk var. Bunu neye bağlıyorsunuz? Siz yıllar öncesinden bunun böyle olacağını dile getirmiştiniz. Bu öngörünüzü neye dayandırarak yapmıştınız? Prof. Dr. Haydar Baş: Öncelikle Yeni Mesaj gazetesi okurlarına saygılarımı arzederim. Ekonomi çok farklı bir kulvar. Bu kulvar yıllardan bu tarafa, maalesef bizim toplumumuz tarafından pek idrak edilememiş. Bu münasebetle de, milletin derdine deva olacak formüller ortaya konulamamıştır. Şimdi diyeceksiniz de, batı toplumu bunun formüllerini ortaya koydu mu ki, sıra bize gelsin. Eğer böyle bir soru tevcih edilirse, elbette ki onlar da ekonominin kurallarını vazederken, adilane bir kural vazetmemişler. Malumunuz komünizm ve sosyalizmde, halkların tamamı devlete hizmet eder. Yani insanların eşitlemek için elindeki bütün imkanlar insanoğluna ayrılır, "Siz işte devlete hizmet edeceksiniz, hizmet ettiğiniz devlet de size takdir ettiği standartlarda hepinize aynı seviyede bir hayat yaşatacak." İşte komünizmdeki eşitlik de budur. O bakımdan, komünist bloklarda herkes devlete çalışmış, devlet de kendi takdirinde geçim kaynağı oluşturmuş, onun bir fazlasını dahi halka vermemiştir. Halk bu takdir edilen rakamla ister geçinsin, ister geçinmesin; ama mutlaka talim, terbiye yaparak geçinmesini bilecektir. Bilmese kendi paşa gönlü bilir. Bu tarzda bir idare hayatı komünist dünyada hayata geçmiştir. Komünist dünyada bu böyle de, liberal kapitalist dünyada nasıl bir idare tarzı ortaya çıktı? Kapitalist liberal dünyada herkes görüntüde kendine çalışacak ama devlet kamu hizmetlerini yapabilmesi için de halktan vergi alacak. Halktan topladığı vergi hizmete kifayet etmezse, işadamlarına borçlanacak, bu borçlanmanın mukabili aldığı vergilerle bu açığı kapatacak. Böyle garip bir denklem var. Bu da sonunda öyle bir denklem ortaya çıkardı ki, halk görüntüde kendine çalıştı ancak hakikatte şu vergi, bu vergi adı altında çalıştığının yüzde 60'ını devlete verdi. Yüzde 40'ı da zaten kendisine kifayet etmedi. Yani halk görerek ve bilerek açlığa mahkum oldu. Böyle bir manzara var. ABD'de, Afrika'da, Avrupa'da? Yani bu sistemin uygulandığı ülkelerde bu açlık var. Bunu bu mantıkla yok etmemiz mümkün değil. Şimdi o kadar korkunç bir paylaşım oldu ki, halbuki paylaşımın adil olması lazım. Toplumda kapital olmadığı için sıkıntı olmadı, bilakis para var, ancak adilane bir dağılım için sıkıntı var. Bir bakıyorsunuz ki, İstanbul'da şu kadar insan yaşıyor; İstanbul'a giren paranın herkese adil bir şekilde dağılması gerekirken, bakıyorsun 10 milyon kişi istisna oluyor, birkaç kişi asıl oluyor. Veya 10 kişi, 100 ya da bin kişi olsun? 10 milyonda bin kişi bu toplumda olması gereken paranın yüzde 90'ını alıyor; geriye kalan milyonlar yüzde 10'unu alıyor. İşte bak sen adalete!Sadece İstanbul böyle? Türkiye'nin diğer vilayetleri, dünyanın bütün ülkeleri ve şehirleri böyle bir manzaraya sahip? Hayatlarını böyle sürdürüyorlar. Bu anlayışla da halk beklediğini bulamadı ve insanlık iktisadi olarak -kabul etsek de etmesek de- çok ciddi bir arayışın içine girdi. Şimdi sistematik olarak işin içine girip de, 'neden bu böyle olmuştur' diye meselenin bu tarafına el atsak bu saatten sonra, ama özet olarak demek isteriz ki, yanlış sistem ve paylaşım, nakıs paylaşım insanları biçare yapmış, istediğini alamamanın, fakir-fukara olmanın bezgin Bir manzara arzetmenin durumunu yaşanır hale getirmiştir. Şimdi ihtiyacınız var. Neye? Gömleğe, ayakkabıya, atlete? Kaç para maaş alıyorsunuz? Asgari ücret? Asgari ücretin 500 YTL olduğunu kabul edelim. Böyle bir vatandaşın okuyan çocuğu vardır, mutlak surette bakmakla mükellef olduğu bir hanımı vardır, ev kirası, su, elektrik parası vardır, ulaşım masrafı vardır? Bunları hesap ettiğiniz zaman alması gereken 2 bin YTL olması gerekirken, ama bunun 4'te birini alarak böyle bir hayatı sürdürebilir mi? Biz bu insanlara tüketici diyoruz. Bu insan da pazarda hayırlı bir müşteri olabilir mi? Olamaz? Olması mümkün değil. İşçi böyle, memur böyle, orman köylüsü böyle, tarım kesimi, hayvancısı böyle, madenci böyle? Yani diyebilirim ki, toplumun yüzde 99'u bu manzarayı yaşıyor. Girdisi yok, çıktısı fazla. Zaruri harcamaları var. Bu insan yemeden, giymeden, ısınmadan ve aydınlamadan duramaz. Bunları gözardı etmek mümkün değil. Bütün bunlardan yararlanabilmesi için elinde hiçbir imkanı bulunmuyor. 500 YTL maaş alan, 1000 YTL maaş alan? Nereden bakarsanız bakın, 4 nüfuslu bir ailenin elektrik masrafı 100 YTL'nin altında değildir. Bir o kadar da su masrafını katın. Haydi bu aileyi 300 YTL'lik bir evde oturtun. Bu insanlar ekmek yemeyecek mi, peynir yemeyecek, çay içmeyecek mi, komşusuna gitmeyecek mi, komşu ona gelmeyecek mi? Böyle bir ailenin bu toplumda yaşaması mümkün değil. Yaşayamayacağı için de, vatandaş pazara gidiyor; gitmiyor değil. Pazarlar kalabalık ancak iyi bir tüketici olmadığı için, istediğini alamadığı için esnaf iş yapamıyor. İş yapamadığı için de, olması gereken cironun belki 15'te, 20'de, belki de 50'de birini yapıyor. Şimdi dükkanında veya tezgahında malını sergileyen bu insan, esnaf; bu malı hep peşin parayla alıp oraya koymuyor ki? Zamanı geldiğinde ödeyecek. Alışveriş yapamadığı için ne ile ödeyecek bunu? Ödemesi mümkün değil. Bu sefer hatırlarsanız kredi davası, banka kredi kartları çıkardılar. Biz o zaman dedik ki, "Kimse kredi kartlarına yapışmasın." Kredi kartlarına güvenip de, sakın bir şey almasın. Şimdi bankaların hayata bakış tarzları şudur: Güneşli havalarda gelir sana şemsiye verir, yağmurlu havalarda elindeki şemsiyeyi alır! İster geçin, ister geçinme! Taktiği bu. "Yağmur beni ıslatacak" dersin ama seni dinlemez, bu beni ilgilendirmez, der. O hesap sana ait. Şimdi böyle bir mantıkla, tüketici zannetti ki, benim çok ciddi gelirlerim var, aldığı 600 YTL maaşla, tüketicilere verilen banka kredi kartları bin YTL'lik, veya 2 bin YTL'lik limit tanıdılar. Bu limite göre de, alışveriş yaptılar. Ödeme zamanı gelince, ödeyemediler. Şimdi 1 milyon insan -az evvel izah ederken, ne dedik?- kredi kartlarıyla borçlu. 300 milyar YTL Türk vatandaşı bankalara borçlu? Şimdi bunu veremiyor. Şimdi bunu veremeyen vatandaş, pazarda müşteri olabilir mi? Biz işte ta baştan beri diyoruz ki, tüketiciyi güçlendirmediğimiz müddetçe pazarda hayırlı müşteri bulabilmemiz mümkün değil. Esnafın iş yapması mümkün değil. Orman köylüsü, tarım kesimi, hayvancısı pazara gelir, elindeki mamulü satacak kimse bulamaz. Niye? Çünkü şehirdeki insanların alım gücü bu malları eritemiyor. Neden? Çünkü ceplerinde para yok. Olmadığı için de bu işi yapamıyor. Türkiye'de tüketim bitmiştir. Tüketici tamamen devre dışına çıkarılmıştır. Bu sebepten dolayı da, az evvel de ifade ettiğiniz, iflaslar oldu. Az evvel ifade ettiğiniz cirolar olamıyor. Bilmem nerede açılan 100 küsur fabrika, iki yıl içinde heba olup gidiyor. 3-5 tanesi ayakta kalabiliyor, diğerleri yok olup gitmiş durumda. Bu anlayış müddetçe - ki devam edecek- Türkiye halkının iki yakasının bir araya gelmesi asla ve kat'a mümkün değildir. Anlatabildik mi? Hiç mümkün değil. Dünya şimdi dikkat edersiniz aynı kaderi yaşadı. Aynı yanlış yolda gittiler, bizimkiler de onların yanlışlarını kopya ederek hayatlarına geçirdiler. Biz bağırdık onlara, "bunlara taklit etmeyin, bunların bir şey bildiğini zannetmeyin". Malthus isimli papaz, sana iktisat sistemi yapacak, sen de bundan hayır göreceksin. Şimdi Batının battığını görmüyorlar. Batı dünyası batmıştır. Hatırlarsanız ben 2005'te ne demiştim size, "Avrupa Birliği batmaya mahkumdur" dağılacaktır. Şimdi bunlar Avrupa Birliği diyorlar. Ne Avrupa Birliği, birlik mi kaldı ortada? Hem mesela diyor ki, dolaşım hakkını vermiyorum. Ne demektir dolaşım hakkı? Avrupa'da gezip de sen herhangi bir sanayide, herhangi bir merkezde, pazarlamada iş bulamazsın ey Türk. Kafana akıl koy! Bunu imzaladı bizimkiler. Peki sen iş bulamadığın bir yerde ne işin var? Onu söyle bakalım bana. Türkiye'nin havasında mı, güneşinden mi kaçıyorsun? Şimdi o kadar garip bir manzara var ki, Avrupa Birliği konusu inşallah ayrı bir zamanda geniş detaylarıyla ele alınır ve bunu izah ederiz. AB dağılmaya mahkûmdur. Bakın sosyal bütün imkânlarını geri aldı. Niye? Çünkü veremiyor. Eskiden bir işçi istediği zaman doktora, istediği zaman hastanede yatardı. Ücretsiz bakımı temin edilirdi. Şimdi öyle değil. İstediğiniz miktarda ilaç alamazsınız, tedavi göremezsiniz. Avrupalı artık tedbir alma durumunda kalmıştır. Mecburdur buna. Niye? Geliri yok. Gelir kapıları daraldı. Biz ne demiştik: "yeraltı kaynakları bitti, çalışanı ihtiyarladı". Şimdi senin benim gençlerimin çalışmasıyla bir şey kazanacak da, o kadar halkı bakacak. 15 yıl gider dedik, 5 yılı gitti, kaldı 10 sene. Konuştuğum zaman oradaki mühendis arkadaşlarla, "Hocam o kadar da gitmez" dediler. Ben de bu görüşe katılıyorum. Nitekim oradan gelen bizim iktisadi görüşlerimizin tartışmasında hazır olan iktisatçı bilim adamları aynen bizim görüşümüze katılıyorlar. Hatta AB üyesi Hollandalı bir hanım katılımcı geldi, bana şunları söyledi: "Siz Avrupa Birliği 15 yıl gidemez, dediğinizde 'hamasi olarak konuştuğunuzu zannettim. Ancak sizin Milli Ekonomi Modeli ile Milli Devlet, Sosyal Devlet kitaplarınızı okuduğumuzda, anladım ki, sizin dedikleriniz matematik hesabına dayalıdır, ben şimdi aynı kanaatteyim, Avrupa'nın da bunalımdan kurtulması için mutlaka dediklerinizi yerine getirmesi lazım." Şimdi Avrupa'nın durumu böyle, ABD'nin ki ise bir başka alem. Kalktı tabii ekonomi çıkmaza girdi. Ne yaptılar? İşin içinden çıkabilmek için 'dediler ki, dünyada bu işten anlayan biri var mı'; aradılar, taradılar geldiler Türkiye'den Haydar Hoca'dan kopya çektiler. Bunu şimdi hayatlarına geçirmeye çalışıyorlar. Ben 'tüketici' diyorum ya, onlar da 'tüketici' demiyor ama 'hızlı tüketenler' diyorlar. Yani Milli Ekonomi Modeli'nden yaptıkları alıntı. 'Hızlı erken tüketenler' yani bila ücret imkânlar tanınacak, onlar tüketecek, piyasada kan dolaşmaya çalışacak ve iktisadi hayat düzelecek. Barack Obama dedi ki, "Kopya çekiyorsun, ey Bush o düşünce senin değil, Haydar Hoca'nın Milli İktisat Modeli'nde bu". Şimdi biz bu adamları ikna ettik, kendi insanımızı ikna edemiyoruz. Bana diyorlar ki bazıları, "O kadar güzel şeyler söylüyorsun ki, sen bunun kaynağını nereden bulacaksın." Bakın şunlara! Şeytan çarptı onları? Dillerini, gözlerini şeytan çarptı, görmüyor. Ben sana ne diyorum, sende öyle kaynaklar var ki, bu kaynakları 3-5 tane sülük emiyor, milletin anasını ağlatıyor, ben da sana diyorum ki, bu kaynakları alacağım, beraber bunları millet olarak işleteceğiz, kazanacağız, devlet de zengin olacak, sen de zengin olacaksın. Şimdi bir, iki misal vereceğim. Mesela bizim Çayeli Bakır İşletmeleri. 50 milyar dolarlık yer altı kaynağı. Rezervi 50 milyar dolar. Şimdi hammadde işletilip mamul hale getirilirse, bir'e 10 değer kazanır. 50 çarpı 10 ne eder? 500 milyar dolar? En azı bir'e 10? Bir'e 10, bir'e 100 var. Sadece Çayeli İşletmesi ile birlikte ben bu memleketi 10 sene bakarım. Eğer 2 trilyon dolarlık bizim bildiğimiz Gümüşhane'de mermer rezervi var. 2 çarpı 10 ne eder, 20 trilyon dolar. 20 trilyon dolarla Türkiye 100 sene idare eder. Eee baba, senin kafan etse, ben ne yapayım? Bir de kaynak nerede diyor? Nerede olacak kaynak, gözün kör mü senin, kulağın sağır mı? Bastığın yerin altı hazine. 3 katrilyon dolarlık işlenmemiş rezerv var. Bu ne demek biliyor musunuz? 3 çarpı 10, 30 katrilyon dolar. Bu ne demek? Türkiye 10'a katlayacaksın, bu 10 kat nüfusu kıyamete kadar bakacaksın, bu serveti bitiremezsin.  Sadece bor madeni. Az evvel konuştuk. Ama bunu yapak irade, akıl lazım. IMF'nin, AB'nin, ABD'nin dediklerini değil, milletin dediğini icra edecek, hayata geçirecek siyasi irade lazım. Şimdi millet kendini temsil edene bakıyor? Kanunlar çıkıyor, soruyorum Allah aşkına, AB'nin dediği yasalar mı çıkıyor, milletin dediği yasalar mı? ABD'nin, IMF'nin dediği yasalar mı çıkıyor, milletin dediği yasalar mı? El cevap, IMF'nin, ABD'nin ve AB'nin dediği yasalar çıkıyor. Sen ile ben havamızı alıyoruz. Ve zannediyoruz ki, irade bizim irademiz. Bak şu kapanma olayını düşündünüz mü? Kapatma davasında o kadar enteresan bir oyun oynandı ki, Sayın Başbakan şimdi caka satıyor. Hadi bakalım, o zaman madem sen başörtüsünü hallet hadi, elini öpeceğim. Partimi kapatıp, senin partine dâhil olacağım. Hallet bakalım. Ne yaptınız? El ele verdiniz, Anayasa Mahkemesi toplandı, 9'a iki karar çıktı, dedi ki, bundan sonra başörtüsü değişikliğini talep etmek bile yasak, öyle mi? Yanlış mı konuşuyorum. Sen kendilerine göre suç olan unsuru hukuk olarak devreden kaldırdın, dediler ki, daha bundan sonra bunun yapacağı bir şey de yok? Bu da oldu bizim gibi? Devam etsin yoluna? Şimdi bundan sonra, Sayın Başbakan, halka söz vererek halledeceğim konuları nasıl halledeceksin? Söyle de, biz de anlayalım. Yapamaz. Çünkü o basiret, o ince zeka sizin ekibinizde oluşmamış. Şunu söylemek istiyorum. Şu anda müthiş bir oyun oynandı? Asker şimdiye kadar bunlara karşı değil miydi? Devlet karşı değil miydi? Şikayet ettikleri şey neydi? Devlet müsaade etmiyor, asker müsaade etmiyor. Asker ile devlet bir oldu, dediler ki, "Bunu kapatmayın". Şimdi hepsi senin yanında? Göster kendini bakalım, nasıl göstereceksin. Göster maharetini, elini öpeyim. Hiçbir şey gösteremezler. Kendirline ait bir tek projeleri yok, bu arkadaşların. Yüce Milletimiz şunu çok iyi görmesi lazım, bu iktidarı bugüne kadar getirdiler, hüsnü niyet sahibidirler ama bundan sonra başımızı taşa vurduğumuz zaman, çile çekmesini de öğreneceğiz. Niye? Çünkü sakallının sözünü dinlemediniz. Değil mi? Ne dedi, sayın Başbakan 2002 seçimlerinde? Güzel sakallıların işi değil bu, dedi. Bakalım sakalsızların işi mi? Hodri meydan, çıkalım milletin huzurunda tartışalım. Demokrasiden, insan haklarından bahsediyorsun. Hodri meydan. İstediğin yerde, istediğin TV kanalında. Gelemezsin? Niye, çünkü senin ayakların altı boşta. Haydar Hoca gibi koltukta oturmuyorsun. Fazla da ileri gitmeyelim, saygıda kusur etmiyoruz değil mi? Haddimizi aşmayalım, onu yapmayız, sevgimiz, hürmetimiz de sonsuzdur. Onu da bir cümle ile ifade edelim. Ayıkmaları için bu tip iğneleyici cümleleri de söylemek zorundayız aksi takdirde uyanmaları da mümkün olmaz. Bizim vazifemiz muhalefet etmek. Ne demek muhalefet? Antitez üreterek -gerçi bunların tezi yok ki, antisini üretesin- yanlışı ortaya koyacaksın, doğrusunu göstereceksin. Biz şimdi doğruyu söylüyoruz. Onların ki hep yanlış. Şimdi demek istediğim, böyle bir toplumda tüketici tamamen tükenmiş. 500 YTL'lik asgari ücretle ne yapabilirsin ki? Diyorsun, niye dükkânlar kapalı, niye işyerleri, fabrikalar kapalı? Niye kapasiteler düştü? Bundan dolayı düştü. Düzeltmeleri hiç mümkün değil. Biz ne dedik, biz bu milletin tamamına maaş vereceğiz. Bazı aklı evveller 'veremez' dedi. Ben veririm. Hadi iddiasına girelim. Ben bunu veririm ancak sizin rey verdikleriniz bunu veremezler çünkü bu işi bilmezler. Toplumun en güçlü kaynağı tüketimdir. Ben şimdi size bir hesap yapacağım. Bak şimdi Türkiye'de bilmem ne kadar insana 500 YTL maaş verdiğimizi düşünelim! Hanımlara gerek ev hanımı meslek maaşı, gerekse de vatandaşlık maaşı 1000 verdiğimizi düşünelim. Bir ayda topluma giren para, bilmem şu kadar eder. Hesap olarak bir kalem, bir tavuk, bir çift ayakkabı satan esnaf bunların 10 katını satacak. Şimdi yılsonuna geldik. Bire 10 katladık. Müşteriler var şimdi piyasada. Hanım daha kocasına minnet etmiyor. Her ay 1000 YTL cebine giriyor. Öyle değil mi? Yaşlılar kimseye minnet etmiyor, her ay 500 YTL cebine giriyor. Keza gencinin öyle, çocuğunun öyle. Pazarda müşteri oluyor. Maaş alıyorlar. İş yapıyorlar. Bunlar zaruri ihtiyacı çok olan sınıftır, parayı üst üste koyup da arttırmaz. Çünkü harcayan sınıftır. En azı bire 10, bire 15 tüketim artar. Dolayısıyla fabrikalar da ürettiğinin 15 katını üretir. Ne veriyordu bu adam vergi olarak yılsonunda? Mesela 100 bin YTL? Şimdi 10 veya 15 ile çarp bunu? 100 bin YTL vergi veren 1 milyon YTL vergi verir, değil mi? En az bire 10 artar. Şimdi görünüşte ne idi? Devlet bunu nasıl verecek? Devletin sonunda karı 10 katına çıktı, nasıl vermesin? Tüketen herkes üretime kaynaktır da ondan. Bunun hayata mutlaka geçmesi lazım. Şimdi ekonomideki bu anlayış, inşallah devrim niteliğine sahip olur. Rusya'da, Venezüella'da, ABD'de kısmen hayata geçmeye başlamıştır. Batlık ülkelerde uygulanıyor. Benim kongrelere sunulan tebliğleri içeren kitapları, lütfen okuyun, orada bunu çok net göreceksiniz.Bize 7 milyon insan 'evet' dedi ama bunların 500 bini seçim sandığına gidip sözünde durdu. Şimdi bu 7 milyon kişi sözünde duracak. En az 9 - 10 milyon olacaklar, ben de bu işi bitireceğim. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, ben bu işi biliyorum, yaparım. Bütün dünya karşımıza çıksa, biz bu işi yaparız. Çünkü bizim ihtiyacımız olan yabancı kaynaklar değil. Bizim kaynaklarımız bize yeter, artar bile. Benim ihtiyacım halkadır. Bu halkın da çalışacağını çok iyi bildiğim için, biz bu işi bununla yaparız. Ama kafamızı duvara vurup da, neden bize söylenen güzel sözleri duymadık da. İşitmedik de, şimdi de 'aç, susuz, biçare kaldık', ülke bölündü, vatan parçalandı dersek, hiçbir güç de bizi kurtaramaz. Devamı yarın?

CHP’de geçmiş dönemlerde görev yapan 221 milletvekili ve senatör ortak bildiri yayımladı

Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kılıçdaroğlu ve görevden uzaklaştırılan Özel tartışmaları sürerken, CHP’de geçmiş dönemlerde görev yapan 221 milletvekili ve senatör ortak bildiri yayımladı. Eski vekiller, en geç 45 gün içinde olağanüstü kurultaya gidilmesi için çağrı yaptı

31.05.2026 18:05:00
Haber Merkezi
CHP’de geçmiş dönemlerde görev yapan 221 milletvekili ve senatör ortak bildiri yayımladı
CHP’de geçmiş dönemlerde görev yapan 221 milletvekili ve senatör ortak bildiri yayımladı
Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kılıçdaroğlu ve görevden uzaklaştırılan Özel tartışmaları sürerken, CHP'de geçmiş dönemlerde görev yapan 221 milletvekili ve senatör ortak bildiri yayımladı. Eski vekiller, en geç 45 gün içinde olağanüstü kurultaya gidilmesi için çağrı yaptı.

Mahkemenin verdiği "mutlak butlan" kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine dönen Kemal Kılıçdaroğlu etrafındaki tartışmalar sürerken, parti içinde dikkat çeken bir çıkış daha geldi. CHP çatısı altında geçmiş dönemlerde görev yapan 221 milletvekili ve senatör ortak bir kamuoyu duyurusu yayımlayarak karara tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu tarafında bulunan Gürsel Tekin ise delegeler üzerinde soruşturma ve tedbir kararları bulunduğunu gerekçe göstererek "Kurultay hemen olmaz" mesajı verdi.

Ortak bildiride, 38. Olağan Kurultay'ın ardından oluşan yönetimin yargı kararıyla ortadan kaldırılmasının demokratik siyasete zarar verdiği savunuldu.

Açıklamada, seçim süreçlerinin Anayasa'nın 79. maddesi gereğince Yüksek Seçim Kurulu tarafından yürütüldüğü ve YSK kararlarının kesin olduğu hatırlatılarak, yargının siyaseti düzenleme aracı haline getirilmesinin toplum vicdanında derin yaralar açacağı ifade edildi.

Bildiriye imza atan eski milletvekilleri ve senatörler, yaklaşık 2,5 yıl önce gerçekleştirilen kurultayın sonuçlarının yok sayılmasını millet iradesine müdahale olarak değerlendirdi.

Açıklamada, siyasal meşruiyetin temel kaynağının sandık olduğu belirtilirken, kurultayda ortaya çıkan iradenin yargı eliyle ortadan kaldırılmasının siyasal kurumlara olan güveni zedelediği savunuldu.

Eski CHP'liler, partide yaşanan tartışmaların büyümeden çözülebilmesi için olağanüstü kurultayın tek çıkış yolu olduğunu belirtti.

Bildiride, mahkeme kararı sonrasında ortaya çıktığı öne sürülen "hukuki temsil boşluğunun" giderilmesi amacıyla derhal olağanüstü kurultay çağrısı yapılması gerektiği vurgulanarak, bu sürecin en geç 45 gün içinde tamamlanması gerektiği ifade edildi.

Ortak açıklamada, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Özgür Özel'e de destek verildi. Özel'in liderliğinde CHP'nin yeniden Türkiye'nin birinci partisi haline geldiği ve toplumda yeni bir umut oluşturduğu belirtilen bildiride, bu siyasi enerjinin olağanüstü kurultay iradesiyle sürdürülmesi gerektiği savunuldu.

Eski dönem CHP milletvekilleri ve senatörlerin soyadına göre alfabetik sırayla yer aldığı imzacılar listesi şu şekilde:

Erol Ağagil, Metin Arif Ağaoğlu, Yaşar Ağyüz, Mustafa Akaydın, Vezir Akdemir, Zekeriya Akıncı, Yakup Akkaya, Ayşe Nedret Akova, Bahattin Alagöz, Yavuz Altınorak, Züheyir Amber, Kemal Anadol, Ali Arabacı, Oya Araslı, Necla Arat, Çetin Arık, Arsan Savaş Arpacıoğlu, Ali Arslan, Şevket Arz, Gani Aşık, İsmet Atalay, Abdülkadir Ateş, Aytuğ Atıcı, Erkan Aydın, Hasan Aydın, Osman Aydın, Ergün Aydoğan, Hüseyin Aygün, Feridun Ayvazoğlu, Mustafa Balbay, Bülent Baratalı, Süheyl Batum, Hüseyin Bayındır, Coşkun Bayram, Gülsün Bilgehan, Hüsnü Bozkurt, Mehmet Boztaş, Çetin Osman Budak, Rıdvan Budak, Mehmet Büyükyılmaz, Barış Can.

Ethem Cankurtaran, Mehmet Alev Coşkun, Mustafa Çakır, Rasim Çakır, Halil Çalık, Musa Çam, İsmet Çanakçı, Tolga Çandar, Vahit Çekmez, Süleyman Çelebi, İzzet Çetin, Ömer Çiftçi, Yüksel Çorbacıoğlu, Osman Çoşkunoğlu, Halil Çulhaoğlu, Ayşe Eser Danişoğlu, İsmail Değerli, Kemal Değirmendereli, Nurettin Demir, Yılmaz Demir, Ali Demirçalı, İlhan Demiröz, Turgut Dibek, Celal Dinçer, A. Sedat Doğan, Muharrem Doğan, Orhan Düzgün, Mehmet Ali Edipoğlu, Kemal Ekinci, Oktay Ekşi, Emine Gülizar Emecan, Orhan Eraslan, Nevin Gaye Erbatur, Tuncay Ercenk, Fuat Erçetin, Ali Haydar Erdoğan, Haydar Erdoğan, Hikmet Erenkaya, Abdurrezzak Erten, Refik Eryılmaz.

Mustafa Gazalcı, Hasan Gemici, Nejat Gencan, Süleyman Girgin, Coşkun Gökalp, Cengiz Gökçel, Cemalettin Gürbüz, Zeynep Damla Gürel, Uluç Gürkan, Ayşe Gürocak, Güneş Gürseler, Hulusi Güvel, Namık Havutca, Mahmut Işık, Ruşen Işın, Mehmet Kahraman, Sena Kaleli, Nail Kamacı, İrfan Kaplan, Mehmet Hilal Kaplan, Emin Karaa, Selahattin Karaahmetoğlu, Erdal Karademir, Tuncay Karaytuğ, Atilla Kart, Mehmet Kartal, Yılmaz Kaya, Yakup Kepenek, Mehmet Kerimoğlu, Mehmet Kesimoğlu, Ahmet Güryüz Ketenci, Ali Keven, İsmet Önder Kırlı, Emin Koç, Haluk Koç, Tevfik Koçak, Muhsin Koçyiğit, Osman Korutürk, Erdal Koyuncu, Ural Köklü, Ali İhsan Köktürk, Emre Köprülü, Şevket Köse, Tufan Köse, Mustafa Kul, Şevki Kulkuloğlu, Kazım Kurt, Rüştü Kurt, Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Sedef Küçük, Mehmet Küçükaşık.

Faruk Loğoğlu, Türkan Miçooğulları, Mustafa Moroğlu, Güldal Mumcu, Ziya Gökalp Mülayim, Ali Oksal, Güldal Okuducu, Melda Onur, Selahattin Öcal, Ensar Öğüt, Kadir Gökmen Öğüt, Şinası Öktem, Hasan Ören, Sakine Öz, İsmail Özay, Ahmet Sırrı Özbek, Hüseyin Özcan, Osman Özcan, Suat Özcan, İbrahim Özdiş, Kamil Özev, Kazım Özev, Ufuk Özkan, Yüksel Özkan, Mustafa Özyurt, Mustafa Özyürek.

Mehmet Parlakyiğit, Sedat Pekel, Kemal Sağ, Nadir Saraç, Faruk Sarıaslan, Ali Sarıbaş, Sıdıka Sarıbekir, Timucin Savaş, Mehmet Nuri Saygun, Bedri Serter, Nur Serter, Behiç Sonbay, Ertöz Vahit Suiçmez, Tayfur Süner, Ali Haydar Şahin, Şadan Şimşek, Yahya Şimşek, Ali Tekin, Hayati Tekin, Erol Tınaztepe, Mustafa Timisi, Mehmet Tomanbay, Ramis Topal, Binnaz Toprak, Muharrem Toprak, Altan Tuna, Zülfükar İnönü Tümer, Neccar Türkcan, Elif Doğan Türkmen, Rıza Türmen, Enis Tütüncü, Şahin Ulusoy, Engin Uysal, Necati Uzdil, Sedat Uzunbay.

Zeki Ünal, Baha Ünlü, Halil Ünlütepe, Engin Ünsal, Hüseyin Ünsal, Fahrettin Üstün, Akın Üstündağ, Kazım Üstüner, Ali Cumhur Yaka, Rıza Yalçınkaya, Abdülaziz Yazar, M. Ziya Yergök, Erdoğan Yetenç, İdris Yıldız, Sacit Yıldız, Dilek Yılmaz, Mustafa Yılmaz (Malatya), Necati Yılmaz, Rıza Yılmaz, Ahmet Yılmazkaya, Bayram Yılmazkaya, Selami Yiğit, Bekir Yurdagül, Candan Yüceer, Vedat Yücesan, Alaattin Yüksel, Şefik Zengin, Veli Zeren.

GÜRSEL TEKİN: KURULTAY HEMEN OLMAZ
Gürsel Tekin ise kurultay çağrısına yanıt verdi.

Kurultayın hemen olmayacağını açıklayan Tekin sosyal medya hesabından şu ifadeleri yazdı:

"Sevgili CHP'liler, İstanbul'un 196 delegesinin tamamı hakkında mahkeme kararıyla tedbir uygulanmış durumda. Bunun yanında 44 delege tutuklu, 21 delege AK Partiye geçmiş, 5 delege istifa etmiş, 14 delege ihraç edilmiş ve 163 delegenin adı soruşturma dosyalarında yer alıyor.

Ortada böylesine ağır bir tablo varken, delegasyonun meşruiyeti ve temsiliyet gücü ciddi şekilde tartışılır hale gelmiştir. Soruyorum: Bu şartlarda yapılacak bir kurultay ne kadar sağlıklı, ne kadar kapsayıcı ve ne kadar tartışmasız olabilir?"

İstanbul'da 'Gezi' alarmı verildi. Metro İstanbul'un bazı istasyonları geçici olarak kapatıldı

İstanbul’da Gezi eylemlerinin 13. yıl dönümü kapsamında Taksim ve çevresinde yapılması planlanan anma ve basın açıklaması öncesinde İstanbul Valiliği kararıyla ulaşımda bir dizi kısıtlama uygulamaya konuldu. Metro İstanbul bazı istasyonların geçici olarak kapatıldığını duyurdu

31.05.2026 16:28:00
Haber Merkezi
İstanbul'da 'Gezi' alarmı verildi. Metro İstanbul'un bazı istasyonları geçici olarak kapatıldı
İstanbul'da 'Gezi' alarmı verildi. Metro İstanbul'un bazı istasyonları geçici olarak kapatıldı
Gezi eylemlerinin13. yılı dolayısıyla Taksim Dayanışması'nın yaptığı eylem çağrısının ardından İstanbul Valiliği çeşitli tedbirler aldı. Taksim Dayanışması'nın "Gezi Direnişi 13. yılında, umudu ve dayanışmayı büyütüyoruz" başlığıyla bugün saat 19.00'da Taksim'de gerçekleştirmeyi planladığı basın açıklaması öncesinde, Beyoğlu ve Şişli'de yoğun güvenlik önlemleri uygulanmaya başlandı.

Valiliğin yasak kararının ardından bugün saat 13.00 itibarıyla Taksim'e ulaşımı etkileyen yeni düzenlemeler devreye alındı. Eylem yasağının gelmesi ardından metro seferlerinde kısıtlamaya gidilirken, Beyoğlu ve Şişli'de çok sayıda cadde ve sokak araç trafiğine kapatıldı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaya göre, saat 11.00'den itibaren Beyoğlu'nda İstiklal Caddesi, Sıraselviler Caddesi, İnönü Caddesi, Mete Caddesi, Tarlabaşı Bulvarı, Cumhuriyet Caddesi'ne bağlanan birçok yol ile çevredeki çok sayıda cadde ve sokakta trafik akışı durduruldu. Ayrıca Taksim ve çevresine çıkan pek çok bağlantı yolu da geçici olarak ulaşıma kapatıldı.

Yetkililer, sürücüler için alternatif güzergah olarak Meclis-i Mebusan Caddesi, Barbaros Bulvarı, Cumhuriyet Caddesi, Piyalepaşa Bulvarı, Bahriye Caddesi, Kurtuluş Caddesi ve bazı çevre yollarını işaret etti.

Şişli'de ise Taşkışla Caddesi, Mim Kemal Öke Caddesi, Cumhuriyet Caddesi ve Askerocağı Caddesi araç trafiğine kapatıldı. Bu bölgede sürücüler için Ortaklar Caddesi, Abide-i Hürriyet Caddesi, Vali Konağı Caddesi, Halaskargazi Caddesi ve çevre yolları alternatif güzergâh olarak belirlendi.

Toplu ulaşımda da önemli değişiklikler yapıldı. Metro İstanbul'un açıklamasına göre, İstanbul Valiliği'nin kararı doğrultusunda bugün saat 13.00'ten itibaren ikinci bir duyuruya kadar M2 Yenikapı–Hacıosman Metro Hattı'ndaki Taksim istasyonu, F1 Taksim–Kabataş Füniküler Hattı ile TF1 Maçka–Taşkışla Teleferik Hattı hizmet vermeyecek.

Ayrıca Şişhane Metro İstasyonu'nun İstiklal Caddesi çıkışı yolcu kullanımına kapatılırken, diğer giriş ve çıkışların açık kalacağı bildirildi. M2 hattında çalışan metro araçları ise Taksim istasyonunda durmadan seferlerine devam edecek.

1 litre benzinle 861 kilometre

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencileri, geliştirdikleri özel araçla sadece 1 litre benzin kullanarak 861 kilometre yol kat etmeyi başararak enerji verimliliğinde tarihi bir rekor kırdı

31.05.2026 13:47:00 / Güncelleme: 31.05.2026 13:49:51
Haber Merkezi
1 litre benzinle 861 kilometre
1 litre benzinle 861 kilometre
İTÜ bünyesindeki mühendislik öğrencilerinden oluşan teknoloji takımı, küresel enerji krizine ve çevre kirliliğine alternatif çözümler üretmek amacıyla geliştirdikleri ultra verimli araçla büyük bir başarıya imza attı. Tamamen yerli imkanlar ve yenilikçi mühendislik çözümleriyle tasarlanan araç, test sürüşlerinde ulaştığı yakıt tasarrufu oranıyla uluslararası standartları altüst etti.

Aerodinamik tasarım ve hafiflik başarıyı getirdi

Projenin temelini hafif kompozit malzemeler ve sürtünmeyi minimuma indiren aerodinamik tasarım oluşturuyor. Öğrenciler, aracın motor yönetim sistemini ve yanma odası geometrisini optimize etmek için yapay zeka destekli yazılımlardan faydalandı.

Takım kaptanı, elde edilen başarıya dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Amacımız sadece bir araç üretmek değil, geleceğin mobilite çözümlerine yön vermekti. 1 litre benzinle İstanbul'dan neredeyse Antalya'ya kadar ulaşabilecek bir verimlilik seviyesine ulaştık. Bu başarı, Türk gençlerinin fırsat verildiğinde neler yapabileceğinin en net kanıtıdır."

Uluslararası yarışmalarda Türkiye'yi temsil edecekler

Geliştirilen bu prototip araç, önümüzdeki aylarda düzenlenecek olan prestijli uluslararası enerji verimliliği yarışmalarında Türkiye adına sahne alacak. Sektör temsilcileri, İTÜ'lü gençlerin geliştirdiği bu teknolojinin ticari otomotiv sektöründeki hibrit ve verimli motor mimarilerine de ilham kaynağı olabileceğini belirtiyor.

Tatilciler dönüş yolunda: 43 ilin geçiş noktasında kilometrelerce kuyruk

Ulaşımda 43 ilin geçiş noktasında yer alan "kilit kavşak" Kırıkkale'de, kurban bayramı tatilini tamamlayan vatandaşların dönüşe geçmesiyle gece yarısı yoğun trafik oluştu. Kilometrelerce uzayan araç kuyruğu havadan görüntülendi

31.05.2026 06:00:00
İHA
Tatilciler dönüş yolunda: 43 ilin geçiş noktasında kilometrelerce kuyruk
Tatilciler dönüş yolunda: 43 ilin geçiş noktasında kilometrelerce kuyruk
Kurban Bayramı tatilini memleketlerinde ya da tatil bölgelerinde geçiren vatandaşlar, dönüş için yeniden yollara akın etti.








Türkiye'nin önemli ulaşım güzergahlarından biri olan Kırıkkale'de de gece saatlerinde de yoğunluk arttı. Ankara-Samsun ve Kırıkkale-Kayseri kara yollarının kesiştiği "kilit kavşak"ta yaşanan araç yoğunluğu havadan görüntülendi.








Kilometrelerce araç kuyruğuna takılan sürücüler tampon tampona ilerledi. Trafik ekipleri de yoğunluğun yaşandığı bölgelerde önlem aldı. Ekipler, ulaşımın aksamaması için kavşaklar ve bağlantı yollarında çalışma yaptı. 






Trafik yoğunluğunun pazar gecesine kadar devam etmesi bekleniyor.




















Artvin'de dere taştı: 5 köyün ulaşımını sağlayan yol hasar gördü

Borçka ilçesinde etkili olan sağanak yağış hayatı olumsuz etkiledi. Yağışların ardından debisi yükselen Camili köyü deresi taşarak çevrede hasara neden oldu

30.05.2026 11:38:00
İHA
Artvin'de dere taştı: 5 köyün ulaşımını sağlayan yol hasar gördü
Artvin'de dere taştı: 5 köyün ulaşımını sağlayan yol hasar gördü
Artvin'in Borçka ilçesinde etkili olan sağanak yağış nedeniyle Camili köyü deresi taştı. Taşkın sonucu beş köyün ulaşımını sağlayan kara yolunda hasar meydana gelirken, yol güvenlik amacıyla ulaşıma kapatıldı.






Taşkın sırasında dere üzerinde bulunan ve bölgedeki beş köyün ulaşımını sağlayan kara yolunun bir bölümünde çökme ve hasar meydana geldi. Yol üzerindeki köprünün korkuluklarının bir kısmı da sel sularına kapılarak yıkıldı.








İhbar üzerine bölgeye sevk edilen ekipler, bölgede güvenlik önlemleri alarak yolu ulaşıma kapattı. Yetkililer, su seviyesinin normale dönmesinin ardından yapılacak teknik incelemeler sonrasında yolun onarılarak yeniden ulaşıma açılacağını belirtti.













Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı

Muğla'nın Bodrum ilçesinde rahatsızlanan televizyon programcısı ve haber sunucusu Reha Muhtar, özel bir hastanede tedavi altına alındı

30.05.2026 11:29:00 / Güncelleme: 30.05.2026 11:32:17
İHA
Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı
Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı
Uzun yıllar televizyon ekranlarında görev yapan Reha Muhtar'ın, yaşadığı rahatsızlık nedeniyle Bodrum'daki özel bir hastaneye başvurduğu öğrenildi. Doktorlar tarafından yapılan kontrollerin ardından Muhtar'ın kalp yetmezliği teşhisiyle tedavi altına alındığı belirtildi.



Hastanede gözetim altında tutulan Muhtar'ın sağlık durumunun doktorlar tarafından yakından takip edildiği öğrenilirken, ailesi de Bodrum'a hareket etti.

Muhtar'ın eski eşi oyuncu Deniz Uğur, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, çocukları Mina ve Poyraz ile birlikte Bodrum'a geldiklerini belirterek sevenlerinden dua istedi. Uğur paylaşımında, "Reha Muhtar'ın hastaneye kaldırıldığı haberini aldık. Çocuklarımızın babalarının yanında olmaları ve sağlık durumunu takip etmeleri için Bodrum'a doğru yola çıktık. Bu süreçte destek veren herkese teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verdi.



Reha Muhtar'ın tedavisinin sürdüğü öğrenildi.

Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin


 
 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, "Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz" dedi.

30.05.2026 10:42:00
AA
Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin
Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin

Diyarbakır'da Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen ve sonuçları geçen yıl kamuoyuyla paylaşılan çalışmada, insan beyninin yaşam boyunca beş gelişim evresinden geçtiğinin ve 9 ile 32 yaş arasının 'ergenlik dönemi' olarak tanımlandığının ortaya konulduğunu söyledi.
Doğumdan ileri yaşlara kadar yaklaşık 4 bin kişinin beyin taramalarının incelendiği araştırmada beynin nöral bağlantılarının zaman içindeki değişimi haritalandırılırken, 32 yaşından sonra gelişimin daha stabil bir yapıya geçtiğini anlatan Atlı, ilerleyen yaşlarda ise gerileme evrelerinin başladığının belirlendiğini ifade etti.
Söz konusu araştırma bulgularının klinik gözlemleriyle de örtüştüğünü belirten Atlı, çalışmanın ileri görüntüleme teknikleriyle elde edilen verilere dayandığını anlattı.

Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu

Atlı, şunları kaydetti: "Benim de yakından takip ettiğim bir çalışma. Bu veriler, manyetik rezonans (MR) görüntüleme çalışmalarında tespit edilmiş. Burada aslında çalışan ve büyüyen bir beyin ortaya konuluyor. Ergenlik kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Ergenlik deyince çoğumuzun aklına hırçın, sinirli bir genç geliyor ama sadece mesele o değil. Ergenlik, büyüyen, gelişen, her şeyi alan ve sürekli aktivite gösteren bir beyin demektir. Bu çalışma da bunu destekliyor. Beynin gelişimi 30'lu yaşların başına kadar sürüyor. 32 yaşa kadar beynin nöronlarındaki gelişim devam etmekte, sinir ağları verimli bir şekilde çalışmaktadır. Bu süreçte beyin sürekli bir yapılanma içerisinde ancak 30'lu yaşların başından sonra bu gelişim yerini daha stabil bir evreye bırakır. 66 yaşına kadar görece dengeli bir dönem devam ederken, sonrasında gerileme başlar, 80'li yaşlardan itibaren ise bu gerileme daha belirgin hale gelir."

Ergenlik sürecinin uzamasında toplumsal değişimlerin de etkili olabileceğine işaret eden Atlı, "Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu. Günümüzde eğitim süreçlerinin uzamasıyla birlikte bu yaşlar ileriye kaydı. Bugün gençlere evlilik planlarını sorduğumuzda 30-35 yaş aralığı öne çıkıyor. Bu da ergenlik döneminin sosyal olarak da uzadığını gösteriyor. Ailelerin çocuklara erken yaşta sorumluluk vermesi önemli. Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor

Günümüzde "ev genci" olarak tanımlanan bir kesimin ortaya çıktığını belirten Atlı, şunları söyledi: "Bu bireylerin halen bir gelişim süreci içinde olduğunu söylemek mümkündür ancak bu noktada, gençlere nitelikli bir psikososyal eğitim sunulması, sosyal ve mesleki beceriler kazandırılarak hayatın içine aktif şekilde dahil edilmeleri büyük önem taşıyor. Aksi halde 30'lu yaşlara kadar aile içi çatışmalar devam ediyor. Anne ve babalar 'Bana bağırdı, sözümü dinlemedi' derken, gençler de 'Babam bana bağırdı, travmatize oldum' şeklinde karşılık veriyor. Bu kısır döngüden çıkabilmek için hem ailelerin hem de gençlerin süreci doğru yönetmesi ve erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor. Eskiden çağlar yüzlerce yıl sürerken, bugün 10-20 yıl içinde büyük değişimler yaşanıyor. Bu dönüşüm, beynin gelişim süreçlerini de etkilemiş olabilir."

Bireyin yaşamını nasıl değerlendirdiğinin gelişim algısını etkilediğini dile getiren Atlı, "50 yaşına gelmiş birinin kendini 20 yaşında hissetmesi farklı şekillerde yorumlanabilecek bir durumdur. Asıl sorulması gereken, kişinin 20 ile 50 yaş arasında nasıl bir yaşam sürdüğüdür. Eğer işlevsel ve üretken bir yaşam geçirmemişse, kendini hala 20 yaşındaymış gibi hissedebilir. Buna karşılık, spor yapan, kitap okuyan, sosyal aktivitelere katılan ve topluma katkı sağlayan bir yaşam sürmüşse, bu süreci kıymetli görür ve yaşına uygun bir olgunluk hisseder çünkü o 50 yılı dolu dolu yaşamıştır" ifadelerini kullandı.

Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser


 
 
Türk Sanat Müziği sanatçısı Muazzez Ersoy, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir otelde konser verdi.

30.05.2026 01:11:00
AA
 Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser
 Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser

Türk Sanat Müziği sanatçısı Muazzez Ersoy, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir otelde konser verdi.

Side'deki bir otelde düzenlenen konserde Ersoy, sevilen şarkılarını seslendirdi, istek parçaları da repertuvarına ekleyerek izleyicilere keyifli bir gece yaşattı.

Ersoy'un şarkılarına oteli dolduran tatilciler de eşlik etti. Sanatçı, bazı şarkılarını seyircilerin arasında seslendirdi.
Otel sahibi, Manavgat Side Otelciler Birliği Başkanı Zafer Süral, Ersoy'a çiçek takdim etti.

Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!


 
Modern yaşam tarzının etkisiyle insülin direnci artık küresel bir sağlık sorunu haline geldi. Dünya genelinde erişkinlerin yaklaşık yüzde 25-35’inde insülin direnci olduğu tahmin ediliyor. Kesin tanı verileri değişiklik göstermekle birlikte ülkemizde de yaklaşık her 3 kişiden 1’inin insülin direnci veya prediyabet, bir başka deyişle ileride tip 2 diyabet gelişme riskini gösteren metabolik bir tablo sürecinde olduğu düşünülüyor.

30.05.2026 01:04:00
MURAT ÇORBACI
  Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!
  Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!

Çağımızın önemli bir problemi olan insülin direnci artık yalnızca ileri yaşlarda değil; 20'li yaş grubunda, ergenlik döneminde, hatta çocukluk çağında da giderek daha sık görülüyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, erken yaşta başlayan insülin direncinin ilerleyen yıllarda ciddi hastalıklara zemin hazırladığına dikkat çekerek, "İnsülin direnci ne kadar erken başlarsa; tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma yaşı da o kadar erkene kaymaktadır. Ayrıca uzun süreli metabolik yük, organ hasarını da hızlandırmaktadır. Bu nedenle, insülin direncini önlemek için çocukluk ile ergenlik döneminde sağlıklı beslenmek ve aktif bir yaşam sürmek son derece önemlidir" dedi.

Hücre içi sinyal iletimi bozulunca…

İnsülin direncinin oluşumundaki temel mekanizma, hücre içi sinyal iletimindeki bozulma olarak açıklanıyor. Normalde pankreasın ürettiği insülin hormonu, kandaki şekeri (glikoz) hücrelerin içine taşıyarak enerji olarak kullanılmasını sağlıyor. Ancak özellikle karın çevresindeki yağ dokusunun artmasıyla gelişen inflamasyon, serbest yağ asitleri ve bazı hormonlar, insülinin hücreler üzerindeki etkisini azaltıyor. Bu durum pankreasın daha fazla insülin üretmesine yol açıyor. Ancak artan insüline rağmen kas, yağ ve karaciğer hücreleri bu hormona yeterince cevap veremiyor. Sonuç olarak kandaki şeker hücrelere taşınamıyor. Pankreas sürekli daha fazla insülin üretse de etkili sonuç alınamıyor ve bu durum zamanla kan şekerinin normalden yüksek seyretmesine neden oluyor.

Gençlerde en önemli nedenlerine dikkat!

Günümüzde insülin direncinin en önemli risk faktörleri arasında fiziksel hareketsizlik, hatalı beslenme (yüksek kalorili ve rafine karbonhidrat ağırlıklı gıdalar) genetik yatkınlık, uyku düzensizliği ve stres yer alıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direncinin gençlerde görülen artışın temel nedenlerini şöyle sıraladı: "Fast-food tüketiminin yaygınlaşması, özellikle paketli gıdalar ve kolalı içeceklerin tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması gençlerde oluşan insülin direncinin en önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Bu etkenler doğrudan metabolik sistemi etkilemelerinin yanı sıra karın bölgesinde yağlanmaya yol açmaktadırlar. Karın bölgesindeki yağlar insülinin etkisini bozan hormonlar ve inflamatuar maddeler salgılamaktadır. Ayrıca araştırmalar, çocukluk çağı obezitesindeki artışa paralel olarak gençlerde insülin direncinin daha sık görüldüğünü göstermektedir."

Bel çevresinde yağlanma varsa, zaman kaybetmeyin!

İnsülin direnci çoğu zaman sinsi ilerliyor ve uzun süre fark edilmeyebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direnci belirti verdiğinde ise gelişen sorunları şöyle sıraladı: "En yaygın belirtiler; yemek sonrası uyku hali ve halsizlik, tatlı krizleri, karın bölgesinde yağlanma ile kilo vermede zorlanmadır. Yorgunluk ve dikkat azalması da insülin direncine bağlı gelişebilmektedir." Dr. Belgin Küçükkaya, ancak bu belirtilerin sıklıkla göz ardı edildiği için insülin direncine çoğunlukla geç tanı konulduğunu vurguluyor.  Oysa erken dönemde yapılacak yaşam tarzı değişikliğiyle insülin direnci büyük ölçüde geriletilebiliyor. Bu sayede diyabet ve kalp hastalıkları gibi ciddi komplikasyonların önüne geçmek  mümkün olabiliyor. Dr. Belgin Küçükkaya, erken tanı için özellikle ailede diyabet öyküsü ve bel çevresinde yağlanma artışı varsa zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Tedavide ilk basamak: Yaşam tarzı değişikliği

İnsülin direncinin tedavisinde amaç, insülin duyarlılığını artırmak ve metabolik dengeyi sağlamak. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, tedavi sürecinde yaşam tarzı değişikliğinin ön plana çıktığını belirterek, şu bilgileri paylaştı: "İnsülin direncinde  en etkili yaklaşım, beslenme ve fiziksel aktivite değişikliğidir. Glisemik indeksi düşük beslenmek, şekerli içeceklerden kaçınmak, haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak ve yeterli süre uyumak, insülin direncinin kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır. Stres yönetimi de tedaviyi desteklemektedir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisine başvurulmaktadır."

İnsülin direncine karşı 6 önemli kural!

• Haftada en az 150 dakika düzenli fiziksel aktivitede bulunmak
Dengeli ve düşük glisemik indeksli beslenmek
• Şekerli içeceklerden uzak durmak
Paketli ve işlenmiş gıda tüketimini azaltmak. En önemli madde bu!
• Sağlıklı kiloyu korumak
Yeterli uyumak ve stres yönetimine dikkat etmek

Isparta'da korkunç kaza


 
 
Isparta'da direğe çarpan hafif ticari araçtaki 2 kişi öldü, 2 kişi yaralandı. Hafif ticari araç resmen ikiye bölündü.  

30.05.2026 01:00:00
AA
Isparta'da korkunç kaza
Isparta'da korkunç kaza

Isparta'da hafif ticari aracın elektrik direğine çarpması sonucu 2 kişi öldü, 2 kişi yaralandı.
Büyükhacılar köyünde Hasan Karabulut'un kullandığı, hafif ticari araç, yol kenarındaki elektrik direğine çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde sürücü Karabulut'un olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi.
Kazada ağır yaralanan İsmail Aktaş, Osman V. ile Mustafa K. hastaneye kaldırıldı.

Yaralılardan Aktaş, yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.