Önceki gün basına yansıyan bir habere göre, Danıştay'ın, misyoner faaliyetleri ile ilgili bir kararı, ilginç bir şekilde misyonerlik faaliyetlerinin önünü açtı.
RTÜK tarafından uyarı cezası alan bir "misyoner radyo" için Danıştay'dan şaşırtıcı bir yorum geldi. Danıştay, dini yayma eyleminin de din özgürlüğü olarak yorumlanacağını bildirirken, misyoner yayınların, yasa dışı faaliyetin propagandası olarak algılanamayacağını, dini bilgi olarak değerlendirilmesi gerektiğini öne sürdü.
Bir bu eksikti; o da oldu iş tamam oldu. Yapılan bu son uygulamanın başımızı çok ağrıtacağı kanaatini taşıyorum.
Bir ülkenin işgali önce sosyal ve kültürel yolla başlatılır. Halk belli bir kıvama getirildikten sonra işgal gerçekleştirilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler" adlı eserinde bu konu geniş detaylarıyla anlatılmıştır.Konumuzla alakalı olması sebebiyle kitaptan bir örnek aktaralım.
"Afrikalılar:
Ülkemize gelen misyonerler ellerimize İncil tutuşturdular; gözlerinizi kapatın bunu okuyun, dediler. Gözlerimizi açtığımızda ellerimizde İncil olduğu halde; ayaklarımızın altından topraklarımızın gittiğini gördük."
Tarihten gerekli dersleri çıkaramayan milletlerin dünya sahnesinde varlıklarını uzun süreli koruyamayacakları muhakkaktır.
Misyonerlik faaliyetlerinin ülke bütünlüğüne verdiği zararları anlamamak için çok saf olmak gerekiyor. Danıştay'ın yorumunu değerlendirirken hukukun üstünlüğünü savunmadığımız kanaati çıkarılmamalıdır, aksine, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir toplumda yaşamak en büyük arzumuzdur. Ancak hukukun üstünlüğünü sağlayalım, derken devletin bölünmez bütünlüğüne zarar verilmemelidir.
Kendi ülkesinde Müslüman Türkün, inançlarından kaynaklanan bazı ibadetlerini bile tam manasıyla yerine getiremediği bir zamanda; Danıştay'ın bu yorumu misyonerlerin gücüne güç katacaktır. Evlatlarımıza belli bir yaştan önce yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'i öğretmek gibi, başını istediği gibi kapatamadığı bir ülkede misyonerlere verilmek istenen haklar, kötü niyetli faaliyetlerin de serbestlik kazanabileceği neticesini doğurmaktadır.
Batı'ya entegre olmuş bir hukuk sistemi bu neticeyi kendi kurgusu içinde inceden inceye ayarladığı kanaatindeyim. Ülkesini seven her akıl sahibinin bu yorumu yeniden gözden geçirip ülke bütünlüğü adına sağ duyulu davranmasını bekliyoruz.
Beşeri hukuk, zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde sürekli değiştirilebilen bir olguya sahiptir. O zaman hukuksal yorumlar sosyolojik açıdan, devlet bütünlüğü açısından da ele alınmalı, gerekli hukuki düzenlemeler yeniden yapılmalıdır. İlgililerden bu konuda gerekli hassasiyeti bekliyoruz.
RTÜK tarafından uyarı cezası alan bir "misyoner radyo" için Danıştay'dan şaşırtıcı bir yorum geldi. Danıştay, dini yayma eyleminin de din özgürlüğü olarak yorumlanacağını bildirirken, misyoner yayınların, yasa dışı faaliyetin propagandası olarak algılanamayacağını, dini bilgi olarak değerlendirilmesi gerektiğini öne sürdü.
Bir bu eksikti; o da oldu iş tamam oldu. Yapılan bu son uygulamanın başımızı çok ağrıtacağı kanaatini taşıyorum.
Bir ülkenin işgali önce sosyal ve kültürel yolla başlatılır. Halk belli bir kıvama getirildikten sonra işgal gerçekleştirilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler" adlı eserinde bu konu geniş detaylarıyla anlatılmıştır.Konumuzla alakalı olması sebebiyle kitaptan bir örnek aktaralım.
"Afrikalılar:
Ülkemize gelen misyonerler ellerimize İncil tutuşturdular; gözlerinizi kapatın bunu okuyun, dediler. Gözlerimizi açtığımızda ellerimizde İncil olduğu halde; ayaklarımızın altından topraklarımızın gittiğini gördük."
Tarihten gerekli dersleri çıkaramayan milletlerin dünya sahnesinde varlıklarını uzun süreli koruyamayacakları muhakkaktır.
Misyonerlik faaliyetlerinin ülke bütünlüğüne verdiği zararları anlamamak için çok saf olmak gerekiyor. Danıştay'ın yorumunu değerlendirirken hukukun üstünlüğünü savunmadığımız kanaati çıkarılmamalıdır, aksine, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir toplumda yaşamak en büyük arzumuzdur. Ancak hukukun üstünlüğünü sağlayalım, derken devletin bölünmez bütünlüğüne zarar verilmemelidir.
Kendi ülkesinde Müslüman Türkün, inançlarından kaynaklanan bazı ibadetlerini bile tam manasıyla yerine getiremediği bir zamanda; Danıştay'ın bu yorumu misyonerlerin gücüne güç katacaktır. Evlatlarımıza belli bir yaştan önce yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'i öğretmek gibi, başını istediği gibi kapatamadığı bir ülkede misyonerlere verilmek istenen haklar, kötü niyetli faaliyetlerin de serbestlik kazanabileceği neticesini doğurmaktadır.
Batı'ya entegre olmuş bir hukuk sistemi bu neticeyi kendi kurgusu içinde inceden inceye ayarladığı kanaatindeyim. Ülkesini seven her akıl sahibinin bu yorumu yeniden gözden geçirip ülke bütünlüğü adına sağ duyulu davranmasını bekliyoruz.
Beşeri hukuk, zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde sürekli değiştirilebilen bir olguya sahiptir. O zaman hukuksal yorumlar sosyolojik açıdan, devlet bütünlüğü açısından da ele alınmalı, gerekli hukuki düzenlemeler yeniden yapılmalıdır. İlgililerden bu konuda gerekli hassasiyeti bekliyoruz.
Misafir Kalem (A) / diğer yazıları
- RESUL BALCI: Karlar düşerken / 22.02.2025
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012

























































