Elimizi kolumuzu bağlayan anlaşmaları onaylamayı devam ediyoruz.Geçtiğimiz günlerde, ABD ile ilişkilerimizde el kitabı olarak ifade edilen Ortak Vizyon Belgesi'nin açıklanmasının ardıdan, şimdi de nükleer sahada teslimiyeti kabullendik.Ecevit hükümeti'nin ABD ile 26 Temmuz 2000 yılında imzaladığı "Nükleer Enerjinin Barışçıl Kullanımına İlişkin İşbirliği Anlaşması", 6 yıl aradan sonra Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı, Resmi Gazete'de yayımlandı ve yürürlüğe girdi.AKP hükümetinin yürürlüğe koyduğu anlaşma, kısaca ifade etmek gerekirse, nükleer haklarımızı kendi elimizle sınırlandırmamız ve nükleer güç açısından ABD'ye tam teslim olmamız anlamına geliyor.Bu anlaşmaya göre, Türkiye ABD'nin kontrolünde sadece barışçıl amaçlı nükleer çalışma yapabilir.Nükleer malzeme askeri amaçlı olarak kullanılamayacak.Türkiye kesinlikle nükleer bir patlayıcı patlatamayacak. Nükleer konularda gizlilik taşıyan verilerin transferi yasaklandı.Hassas nükleer teknoloji transferi yasaklandı.Transfer edilen özel nükleer malzemenin miktarı bile bu anlaşmayla sınırlandırılıyor.Bu anlaşmayla Türkiye sadece kendini sınırlamıyor, ayrıca dünya çapında nükleer yayılmanın önlenmesine ilişkin tedbirlerin kuvvetlendirilmesi konusundaki desteklerini teyit ediyor. Bu önlem ve tedbirlerin ABD ve İsrail'i kapsamadığını da buraya not düşmekte fayda var.Zaten hangi anlaşma ABD ya da İsrail'i bağlıyor ki. Onlar başta Türkiye olmak üzere bütün ülkelerin elini kolunu bağlamaya çalışırlarken, niyetlerinin küreselleşme adı altında bütün dünya ülkelerini kendi hegemonyaları altına almak olduğunu görmemek mümkün değil.Onların bu gayretleri kendileri adına doğru olabilir, ama yanlış olan bizlerin bu oyuna alet olmamızdır.Onlar bir taraftan güçlenmeye çalışırlarken, bizlerin de dirençlerini kırmaya, güç sahibi olmamızı engellemeye çalışıyorlar.Önemle vurgulamalıyız ki, esasen nükleer güç dediğimiz olay tamamen barışçıl olması gerekmektedir. Hiçbir ülke, buna ABD ve de İsrail de dahil, nükleer patlayıcılara sahip olmamalıdır. Topyekün dünyanın güvenliği için bu gerekmektedir.Fakat durum gözüktüğü gibi değildir. Bugün nükleer enerjinin barışçıl olması gerektiğini vurgulayan ülkeler, maalesef nükleer güçlerini askeri olarak da sürekli arttırmaktadır. Böyle bir durum dünyada varolan dengesizliği daha da arttırmaktadır.Eğer ABD ve İsrail askeri amaçlı nükleer güce sahipse, bu durum bütün bağımsız ülkelerin de bu güce sahip olmalarını zorunlu kılar. Türkiye'nin de yapması gereken, ABD'ye bunu deklare etmektir. Tek taraflı yaptırım anlaşmaları ülkemizin ve dünyanın geleceği açısından tehlikeler oluşturmaktadır.Ülkemiz, dünyada süper güç olabilecek bir nükleer potansiyele sahiptir. Uranyum, toryum gibi radyoaktif hammaddeler ülkemizde bol miktarda mevcuttur.Bugün nükleer altyapı teknolojisine sadece ABD sahip değildir. Başta Rusya olmak üzere, birçok ülkenin yardımıyla bu teknolojiyi transfer etmek hiç de zor değildir. Nükleer güce sahip olmak, "caydırıcı" olması hasebiyle, artık stratejik bir zorunluluk olmuştur.Ama görünen o ki, tavsiyelerini okyanus ötesinden alan iktidarımızın bu uyarıları dikkate alması imkansızdır.Bu mantıkla devam edildikçe, elimizi sürekli zayıflatacak, karşımızdakilerin de elini sürekli güçlendirecek adımlar atılmaya devam edilecektir.Gerçekleri görüp, ülkemizin ve aziz Türk milletinin yararına adımlar atmak, icazeti bu aziz milletten almayı gerektirir.Emanet, icazetini bu milletten alanlara ve milli projeleri olanlara teslim edilmeli, böylece üzerimizdeki karanlık bulutlar derhal dağıtılmalıdır.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
























































