HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 05 AĞUSTOS 2021, PERŞEMBE

'Onlar bir ümmettiler gelip geçtiler...'

12.06.2001 00:00:00
Başlığımız bir ayet meali. Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in tarihin karanlıklarına gömülmüş, geriye sadece harabeler, taş yığınları, kırık dökük eşyalar kalmış toplumlardan söz ettikten sonra ibret uyarısı. Kısacası "zulümleri yüzünden ıpıssız yurtları" kalan insanlardan. Kimbilir uğruna ne zulümler gördüler, ne haksızlıklara uğradılar, güçlüklerle karşılaştılar, eziyetler çektiler? Kendileri nicelerinin canını yaktılar, kanını döktüler?

Bunun yanında tarih sahnesinde görüldükleri dönemlerde şehirler kurdular, medeniyetler tesis ettiler. Bugün yeryüzünün her tarafında görülen kalıntılar, harabeler onlardan izler taşıyor. Karanlıkta kalanlar, zamana yenik düşenler, ismi cismi yoklara karışanlar göz önündekiler yanında hiç mesabesinde.

Kuşkusuz bu insanlardan bir kısmı, yaşadıkları zaman dilimleri içinde mutlu bir hayat sürdüler. Bir kısmı ise hayatlarını vahşet ve dehşetin, hırsların, kinlerin pençesi altında ezilerek tamamladı. İnsanlığın kaderi hayatı böyle tamamlamak değildi şüphesiz. Ne var ki, yüreği benlik, gurur, kibir vahşetinde sıkışmış kendini bilmezlerin şerrinden kurtulamamışlar. Tarihin her döneminde böyleleri hiç eksik olmamış.

Ezelden ebede akıp giden zaman seli zalimi de silmiş süpürmüş, mazlumu da almış götürmüş. Hepsi unutulmuş gitmiş. Ancak günün ölçülerine göre değerlendirildiği zaman bazılarına dudak büktürecek öyle olaylar var ki, son derece basit. İnançlı, yürekli, sadık, Hak aşığı insanların hatıraları arasında bugün bile yadediliyor. İnsanlık sayfalarına şeref satırlar eklemiş. İnsan olmanın haysiyetini yansıtıyor. İnanmanın hazzını tattırıyor.

Kutlu Kur'an böyle olaylardan, insanlardan ve toplumlardan yer yer söz açar. Anlatır ve arkasından alınacak derse, ibrete dikkat çeker. "Onlar bir ümmettiler. Gelip geçtiler. Kazandıkları kendilerine" buyurur. Daha sonra da verilen tarihi bilginin üzerine mesajını ekler: "Sizin kazandıklarınız da size! Siz, onların yaptıklarından sorumlu olmazsınız!"

Evet. Niceleri geldi geçti bu fani alemden. Kimileri zulüm gördü. Kimileri zulmetti. Kimileri mutlu idi. Kimileri sefalet çekti ömür boyu. Çileler içinde tamamladı hayatını. Bazıları güldü. Bazıları gözyaşlarına boğuldu. Yıllar, asırlar, her devir aşağı yukarı aynı bahtı paylaştı.

İnsanlığın yıllarca, asırlarca çektiği çilelerin, gördüğü zulümlerin önde gelen sebebi acaba neydi?

Böyle bir soruya hiç şüphe yok, değişik ve ilginç cevaplar verilebilir. Ama bir cevap var ki, üzerinde sanırız birleşmek daha kolaydır. İnsanın kendisi, hırsını, kinini, vahşetini yenememiş olanların katı kalbi. Sevgiden nasip alamamış taş yüreği. Hep kendini düşünen, hırsı, kini uğruna akla gelmedik şeyler yaparak insanlık şeref ve haysiyetini ayaklar altına alabilen, kitlelerin canına kasdedebilen, kanına giren insanlıktan çıkış...

Buna karşılık, insanlık tarihinin hiç bir devresinde yüreği sevgi dolu, inanmış, cesur, hak-hukuk kaygısını endişe haline getirmiş, Allah'tan korkan, kuldan utanan sadık insanlar da eksik olmamış. İnsanlara kol kanat geren; almaktan değil vermeden hoşlanmış, hemcinslerinin derdini dert edinen...

Kur'an-ı Kerim'in bahsetmesiyle hatıraları bize kadar ulaşan böyle insanlara, yaptıklarına baktığınız zaman, hele bugünün bazı insanlarıyla karşılaştırdığımızda kendilerini aşıp insan sevgisini, hakkı, hukuku ön plana nasıl çıkarabildiler, her fırsatta insanlık onurunu korumayı görev bildiler?" diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.

Kütüphanemde, elimi attığımda ulaşabileceğim yakınlıkta bir kitap var. Zağra Müftüsünün Hatıraları. Halk arasında 93 harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Zağra Müftüsü olan Hüseyin Raci Efendi'nin kaleminden çıkmış. Şehri işgal eden Rus askerlerinin estirdiği vahşet ve dehşet havasını, kaçıp kurtulmak için yaya yapıldak yollara düşen "evlad-ı Fatihan"ın perişanlığını, düşmanla işbirliği yapan hıyanetin asırlar boyu birlikte yaşadıkları insanlara reva gördükleri zulmü anlatır. Yıllar önce okuduğum halde hafızamda hala canlılığını koruyan bir yeri var ki "hatırlanması dahi bir günâ elemdir." Zağra eşrafından birinin karısını tutmuşlar. İte kaka askerlerin ve halkın toplandığı meydana getirmişler. Kasaturaların ucuyla elbiselerini, çamaşırlarını yırtarak soymuşlar. Kadıncağız kanayan yerlerine aldırmaz, elleriyle örtünmeye çalışırmış. Buna da mani olmuşlar. Zavallı çıplak vücuduyla kalınca feryat etmekten sesi kısılmış. Sonunda mosmor kesilerek şehit düşmüş.

Allah rahmet eylesin. Bu hanımın iffet duygusunu, hayasını günümüze taşıdığımızda Kainatın Efendisi'nin "utanmadıktan sonra dilediğini yap" demekte ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

Osmanlı'nın son yılları. İttihat ve Terakki hükümeti işbaşında. Türk ordusunun paşalarından biri, romatizma tedavisi görmek üzere Viyana kaplıcalarına gidecektir. Gerekli işlemler tamamlanır. Maliye kendisine 17 altın yolluk-yevmiye verir. Rahmetli gider. Üç ay tedavi görür. Döndüğünde maliyeye müracaat ederek aldığı 17 altının 14'ünü harcadığını, kalan üçünü geri vereceğini söyler. İlgili görevli "aman efendim, bu para sizin hakkınız. Niçin iade ediyorsunuz" dediğinde paşanın söyledikleri tertemiz vicdanların parıltısını yansıtır: "Beyefendi, ben tedaviye gittim. Devletimin bana verdiği 17 liranın 14'ünü bu maksatla harcadım. Üç lira arttı. Hakkım olan harcadıklarımdır. Bu miktar arttığına göre hakkım değildir. Bana ömrümün sonunda yetim hakkı mı yedireceksiniz? Parayı alınız ve makbuzunu veriniz!"

Böylesine aydınlık bir vicdana, yüksek duyguya, hak-hukuk, helal-haram gözetme soyluluğuna "bârekallah!" demez de ne dersiniz? Arkasından eklemez misiniz? "Onlar bir ümmettiler. Göçüp gittiler. Kazandıkları onların, sizin kazandıklarınız da sizin. Siz onların yaptıklarından sorumlu olmazsınız." Şu cümleyi de eklerseniz ne mutlu size, "Elbette biz onlardan sorumlu olmayız. Ancak, kendi sorumluluklarımızdan da kurtulamayız."
 
Mücteba Uğur / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.