Özgür Özel: 'AK Parti gidecek, kara düzen bitecek'
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu. Özel, "Bu iktidar gitmeden her günümüz bir öncekinden daha kötü olacak. Bu iktidar gitmeden hiç kimsenin yüzü gülmeyecek, kimse rahata ermeyecek. Yapılacak iş bu iktidarı değiştirmektir. Milletin huzur bulmasının da refaha kavuşmasının da başka yolu yoktur. AK Parti gidecek, kara düzen bitecek, milletin yüzü gülecektir" dedi
Haber Merkezi





"Yola çıkarken varlığımızı borçlu olduğumuz bu büyük aileye bir söz verdik. Dedik ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Eskiyi geride bıraktık. Talimatınızla yeni bir yola çıktık. Yeni nesil siyaset yapacağız dedik. Söz, yetki, karar tamamen üyenin olacak dedik. Çok istiyorlardı, hep söylendiğinde önlerine çeşitli engeller, mazeretler konuyordu. Dedik ki YENİ Parti gayretiyle hızla kurulması gereken bir dönemde bile yüksek motivasyonuyla ilk kuruluşunu ve bundan sonraki bütün kongrelerini tüm üyelerle yapacak; kanunun gerektirdiği kongreyi ayrıca kanun ne istiyorsa harfiyen yerine getirerek yapacağız. Ama birileri gibi ilçede üç aday var, teke indirin, inmezse Ankara'ya getirin, söylediğimiz adaylaşsın; ilde iki aday var, genel merkezden tek adaya çevrilsin şeklindeki alışkanlıkların tersine dedik ki aday çoksa ön seçimle onu bütün üyelere soracağız. Aday tekse de bütün üyelerin güven oyuna sunacağız.
Kayıtlar açıldı. Ağustosun sonuna kadar üye olanlar eylüldeki ilçe kongrelerinde, ekimin 5'ine kadar üye olanlar ekim ayında yaptığımız il kongrelerinde doğrudan sandık başına giderek ilçe başkanları için, bu hafta sonu da il başkanları için oy kullandı. İlçe seçimlerine Bornova'da, kendi ilçem Manisa'da, Yunusemre'de, Balıkesir'de, İstanbul'da çeşitli evrelerine iştirak etmiştim. Kiminde açılış konuşması yaptım, kiminde adaylardan sonra, kiminde kapanışta, kiminde kendi oyumu kullandım. Ve bu mücadeleye genel başkan olarak eşlik etmek, omuz vermek ve görünür kılmak istedik."
"13 İLİMİZDE YEPYENİ ADAYLAR GÖREVE GELDİ"
Hafta sonu yapılan il başkanları ön seçimine ilişkin konuşan Özel, şunları kaydetti:
"Yozgat'ta böyle birilerinin aldığımız mütevazı oylar, geçmişteki Yozgat'ın siyasi tercihlerinden dolayı hem bize hiç şans vermediği hem de çok haksız yere Yozgat'a mesafeli baktıkları, Yozgat'ta birilerinin bile dolduramadığı bir meydanı doldurduğumuz o mitingle başımızdaki kasketle traktör üstünden Türkiye'deki bütün çiftçileri selamladığımız o günden sonra söz vermiştik. Yozgat'ta söylüyorlardı. 'Bambaşka bir Yozgat var. Daha önce partinin önünden geçmezlerdi. Şimdi çayı şekeri alıp hayırlısı olsuna geliyorlar. Çayımızı içiyorlar. Partiye kaydoluyorlar. Hiç olmazsa tanımak istiyorlar' diyorlardı. Cumartesi sabahın erken saatlerinde Yozgat'taki tüm üyelerimizle buluştuk. Ardından Kırıkkale'de büyük bir atılım yaptığımız, önce milletvekili çıkardığımız, sonra belediyeyi her iki kişiden birinin oyuyla aldığımız, tarihin akışını değiştirdiğimiz Kırıkkale'de, sonra da başkentteydik. Yozgat'ta iki aday yarıştı: Biri genç, biri tecrübeli. Kırıkkale'de iki aday yarıştı: Biri kurucu, biri yeni iddia sahibi. Ankara'da beş aday yarıştı: İkisi kadın, üçü erkek, dördü hukukçu. Kararı genel başkan olarak versem kesin birinde değil bir diğerinde, belki hepsinde, belki ikisinde yanılırdım. O yüzden kararı Yozgat'ta bir tek adam verirse, bir tek kişi verirse görüyoruz tek adamların verdiği kararlar ne oluyor. Dedik ki; 'kararı ne bir tek kişi versin ne delegeler versin; 2 bin 300 kişi otursun Yozgat'ta karar versin, 5 bin kişi otursun Kırıkkale'de karar versin, 64 bin kişi gelsin Ankara için kararı versin. Onların kararı başımızın üzerine.'
Şöyle bir seçimi gerçekleştirdik: Üyelerimiz cumartesi günü dinlediler. Pazar günü kendi ilçelerinde, ilçelerinin büyük mahallelerinde, önemli mekanlarında sandık başına gittiler. Verdikleri kararlarla 13 ilimizde yepyeni, yeni iddia koymuş adaylar göreve geldi. Bazı illerimizde yarıştan kurucu başkanlar çıktı. Bazı illerimizde mutabakat vardı, tek adayla gelindi, güven oyuna sunuldu. Ama kısa sürede 772 bin üyeye ulaştık. Önemli yerlerde tek aday olduğu için 'Sandığa gelen olur mu? Oy verme oranları yüzde 10'larda, 20'lerde, 25'lerde kalırsa acaba bir sorun olur mu?' endişeleri varken hep şöyle düşünmüştüm: Dedik ki biz bu yetkiyi, yani üyenin söz, karar ve yetki sahibi olmasını üyeden gelen ve yıllardır konuşulan bir talebi yerine getirdik. Bunun kıymetini üyeler mutlaka bilecektir demiştik.
Pazar günü üyelerimizin yüzde 65'i sandık başına gittiler ve doğrudan partinin yönetimini belirlediler. Yolun başındayız ancak geri dönülemez bir adım attığımızın farkındayız. İleride bunun tüm partilere örnek olacağını, bir yerde YENİ Parti'nin adayını tüm üyeler belirlemişken diğer partilerin ilçe başkanlarına göre meşruiyetinin, gücünün, duruşunun çok daha sağlam olacağını, il başkanlarının artık kimsenin iki dudağı arasından ya da delege pazarlıklarından değil de doğrudan üyeden güç aldıklarını, bundan sonra da yapacakları çalışmaların bütün üyelerin beğenisine, denetimine, desteğine ve eleştirisine tabi olacaklarını görüyoruz. Bugünden itibaren, tüm illerinde tüm üyeleriyle bu işi başarmış bir parti olarak kendi içimizdeki demokraside çok öz güvenli, çok güçlü bir adımı hep birlikte attık. İktidar olduğumuzda Siyasi Partiler Kanunu'na bunu getirerek tüm partilerin üyeleriyle hakim denetiminde il, ilçe ve genel başkan seçimini hayata geçirmeyi de şimdiden müjdeliyoruz.
Kaybedenin olmadığı, az oy alanın önümüzdeki dönem daha çok oy alanın baş destekçisi olduğu, kimsenin dışlanmadığı, kimsenin bu yarışta geride kalmadığı bir sürecin içindeydik. Kurucu ilçe ve il başkanlarımıza, yöneticilerine ilk günden koşup hem de kolay bir iş yapmayıp kimi 70 yıldır üye olduğu partisini bırakıp kimi çok önemli görevler yaptığı partisini bırakmak zorunda kalıp bir darbeye teslim olmayıp bir butlana tabi olmayıp sarayın atadığı kayyumla siyaset yapmak yerine milletin çizdiği istikamette yürüyen tüm YENİ Parti'lileri saygıyla selamlıyorum."

"BU YAŞADIĞIMIZ SORUNLARIN HİÇBİRİ GÖKTEN ZEMBİLLE İNMEDİ"
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında fon krizine ilişkin şunları kaydetti:
"Bu yaşadığımız sorunların hiçbiri gökten zembille inmedi. Bunların hepsi üst üste konmuş yanlış tuğlaların sonucudur. Yanlış tuğlayla doğru duvar örülmez. Yanlış tuğlayla duvar örüyorsan sonunda o duvarın altında sen de kalırsın, bu millet de kalır. Bu vurgunun açığa çıkmasının üzerinden tam 34 gün geçti. İlk gün 'Ucu nereye varırsa varsın' diyenler ucu kendilerine dokununca çark ettiler. Fon Koordinasyon Kurulu kurdular. Altı kez toplandılar. Sorunu çözmediler. Çözmek bir yana toplantıya dahil ettiklerini ancak dün istifaya ikna edebildiler. Dış güçler diyerek, suyu bulandırarak sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Her gün kriz biraz daha derinleşiyor, suiistimal, kötü yönetim, kötü niyet biraz daha ispatlanıyor. Milyonlarca mağdura her gün yeni mağdurlar ekleniyor. İlk bu iş çıktığında 20 milyar dolarlık önemli bir sorun diye ifade ediliyordu. Geçtiğimiz haftalarda 90 milyar dolara çıktı. Son yapılan hesaplamalarla tarafsız konunun uzmanları 110 milyar dolardan bahsediyorlar. 6 Şubat 2023 depreminin maliyeti 100 milyar dolar. Fon vurgununun maliyeti oldu şimdi 110 milyar dolar. Asrın felaketinden daha yıkıcı, yakıcı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatmak gerekir.
"AYKUT ERDOĞDU 19 AYDIR TUTUKLU, 30 KATI İŞ YAPMIŞ OLANLAR 'TEYİT TELEFONU GELDİ' DİYOR"
Düne kadar SPK Başkanı, Bakan Yardımcısı, önceki SPK Başkanı görevde. Saadet Partisi Sayın Milletvekili Mehmet Atmaca dile getirmişti. 2023 yılı Bursa'da bir şirket borsaya açılmak istiyor. Dönemin, yani o günün AK Parti milletvekilini aracı kılıyor. Milletvekili SPK Başkanı'yla görüşüyor. '30 milyon lira istiyorlar' diyor. '30 milyon lira verirsen senin işlemlerini yapacaklar.' İş adamı 30 milyonu veriyor ve şöyle anlatıyor diyor ki, 'Parayı gönderdik. Bir gün SPK Başkanı arıyor' dediler. Dedim ki, 'Allah Allah! Bir hatamız mı var? Bir eksiğimiz mi var?' 'Sayın Ömer Gönül, SPK Başkanı hatta' Diyor ki, 'Beyefendi gönderdiğiniz emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin.' 30 milyon rüşveti istiyorlar. AK Parti milletvekili aracılığıyla nakit parayı temin ediyorlar. Teyit telefonu açıyor. 'Emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin' diyor. İddia, bunun 30'da 1'i gibi bir paranın bir şirket İstanbul'da bir kreş yaptırsın diye İstanbul Belediyesi'ne bağışlandığıdır. Bu konuda Aykut Erdoğdu 'Bunlar bir kreş yapmak istiyorlar' dediği için ya da 'Bunlar bir şey yapmak istiyorlar' deyince 'Kreş yapsınlar' haberini götürdüğü için rüşvete aracılık etmekten 19 aydır tutuklu. Suçu kabul etse yatarı kalmadı. Böyle bir suçu yok. Ama 30 katı iş yapmış olanlar 'Teyit telefonu geldi' diyor. Ömer Gönül'den 'Emanet geldi verdiğini helal et' diyor.
"NİHAYET BU ÜÇÜ İSTİFA ETTİ"
Şimdi düne kadar bu Ömer Gönül önceki SPK Başkanı bir başka kamu kurumunda başkandı. Bugünkü SPK Başkanı düne kadar duruyordu. Bakan Yardımcısı duruyordu. Pislik bunların paçalarından akıyordu. Ama Erdoğan bunları görevden alamıyordu. Niye biliyor musunuz? Herhangi görevden alacağı bir bürokratın kiminle geçmiş ilişkisini ifşa edeceği... Yani tamam aldık 30 milyonu da Bursa milletvekili 'Şu aracılık etti' demesin diye. 'Tamam bu fona izin verdik de sizin aileden şu aradı' demesin diye. Ya da 'Tamam denetimde farkettik ama arkasından filanca bakan çıktı ben ne yapayım' demesin diye görevden alamadı Erdoğan. Tam 34 gündür bunları görevden alamadı. Altı kez SPK Başkanı'yla fon vurgunu toplatısına girdi. Mikropla birlikte mikrobiyoloji toplantısına giriyor. 'Hastalığı nasıl yeneceğiz?' Mikropla birlikte enfeksiyon hastalıkları çalışıyorlar. 'Mikroplardan nasıl vücudu temizleyebiliriz?' Nihayet bu üçü dün istifa etti. Bak tutmayın küçük enişteyi. Dün akşam 00.04'te üçünün de adını yazmış. Altına da güzelce imzayı çakmış. Allah için havalı imza. 'Üçünü de görevden aldım. Recep Tayyip Erdoğan.' Dün öğlene kadar neredeydin küçük enişte?
"BİZİM LİYAKATLİ KADROLAR OLSA BUNLARA KAŞINI OYNATTIRMAZ"
YENİ Parti olarak bu sorunu daha nasıl çözeceğimizi kanun teklifi olarak verdik. Dedik ki yönetebilme kapasitemizi gösterelim. Konuya hakimiz. Başta Kerim Rota 35 yıllık finans, bankacılık deneyimi, fon yönetimi Türk bankalarının yurt dışında temsili, bunun yanında Ekonomi Eşgüdüm Konseyi'nde İMKB'nin kuruluşunda, yönetiminde yer almış arkadaşlarımızdan tutun bu konularda en deneyimli ekip. Ümit Özlale milletvekili olarak Plan Bütçe'de, önceki dönem genel sekreterlerimiz Selin Sayek Böke finans alanındaki deneyimiyle, Bihlun Hanım İMKB deneyimiyle bütün arkadaşlarımız var gücüyle çalıştılar. 11 kişi iyi bir kanun teklifi hazırladılar. Buradakiler daha milleti nasıl dolandıracaklarını Amerika'dan kopyalarken işin başında liyakatsizler, işbirlikçiler ya da oradan buradan talimatlı yani 'şu kapıyı açık bırak da oradan biz yolumuzu bulalım' talimatına atanmasına vesile olanlara karşı çıkamayanlar yerine bizim bu liyakatli kadrolar olsa bunlara kaşını oynattırmaz.

"BUNLARIN KANUN TEKLİFİ ÇALANA KILIF UYDURAN, PEŞİNİ BIRAKAN VE KENDİNCE İCAT ÇIKARAN BİR ŞEY"
Bizimkiler vurgunu yapanların tam listesinin açıklanması gerektiğini, haksız kazançların son kuruşuna kadar tahsili için tamamının hızla tüm işlemlerinin durdurulması, varlıklarına el konulması gerektiğini uluslararası anlaşmaları sayıyorlar, çeşitli ülkelere kaçırılmış paraların peşine nasıl düşüleceğini, nasıl geriye getirileceğini ve hakkaniyetle bu parayı çalanlardan alıp mağdurlara nasıl dağıtılacağını formüle ettiler. AK Parti de bir kanun teklifi vermiş. Arkadaşlarımız tartıştılar. Komisyonda görüşüldü. Kanunlaşması ile ilgili aceleleri var. Bizim kanun teklifi çalandan alan, mağdura veren, bunların kanun teklifi çalana kılıf uyduran, peşini bırakan ve kendince icat çıkaran bir şey. Büyük bir günah var, işlemiş, haramı yemiş, parayı sırtlamış. YENİ Parti isimlerini söylemese büyük bir mutlulukla karını güya kar vurgunu realize etmiş, parayı kenara koymuş. Şimdi bu işler ortaya çıkınca diyorlar ki 'Sen bugün öl caminin avlusuna gel bırak.' Bir gördüm teklifi dedim ki 'Olacak şey mi tövbe hesabı açmışlar' dedim. Çaldığın parayı diyor şu hesaba bırakırsan diyor ben de senin peşini bırakırım diyor öz Türkçesi.
"AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİ TAM OLARAK BUDUR"
Mesela Sayın Fatma Betül Sayan Kaya parayı verdi vermedi tartışmaları var. Bir iddiaya göre vermedi direniyor. Bir iddiaya göre yok canım vermiş diyor. Eksik diyorlar. İçinden ana parayla faizini kesmiş diyor. Evladım dediği nefsine uymuş dediği hanımefendi 24 daire parası koyup 360 daire parası beş ayda milletin sırtından kazanmış. Parayı koy dediği hesaba ana parayı alırım. İçinden bir de yasal faizi alırım diye hesap kitap yapıyor. Gariban müezzinin vaizin camideki imamın promosyonuna gelince 'Bankada faiz var. Verdiği promosyon faizden veriliyordur. Haram olur. Sen Katılım Bankasına git' deyip ona beşte birini verirler. Sonra günü geldiğinde beş ayda 26 daire parasını bu milletin sırtından 360 daire parasına çıkarırlar. AK Parti'nin kara düzeni tam olarak budur.
"BU İŞİN İÇİNDEN CAMİ BAHÇESİNE GÜNAH BIRAKTIRIP MİLLETİ AFFETTİREREK KURTULAMAZSIN"
Bu iktidar bunu yapamaz. Çünkü en güçlü ortaklık suç ortaklığıdır. Ve bunların hepsi suç ortağıdır. Tam da ahtapotun kolları gibi yayılmış. Kendi fon örgütlerini ve kollarını iyi bildikleri için tasvirde kopya çekmişler. Şimdi dediğim gibi tövbe et kurtul, istifa et kurtul dönemine girdiler. Türkiye Sigorta'nın genel müdürü istifa ediyor. Beyefendi fona da tövbe hesabına da para koymuş. Türkiye Sigorta'yı fonda zarar ettirmiş ama kendisi bizzat kar etmiş. Şimdi o istifa ediyor. 50 liranın üzerinde imzası var bu beyefendinin. SPK Başkanı istifa ediyor. Bu işin baş sorumlularından biri kurdu kuzuya emanet etmişler, altı toplantı, tamamına katılmış. Hazine bakan yardımcısı istifa ediyor. Damadı fon şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapmış. Fatma Betül Sayan Kaya istifa ediyor. Milletin 2.2 milyar lirasını alıp kaçmış. Ve tövbe hesabına üç beş bir şey atan sütten çıkmış ak kaşık gibi temizleniyor. Erdoğan'a söylüyorum: Geçmişte yaptığın gibi elini FETÖ sabunuyla yıkayarak o bütün müşterek işlediğiniz günahlardan kurtulduğun gibi, 17-25 Aralık'ta milat yapıp öncesinde olanlar affa uğramıştır, sonrasında olanlar darbeye karşı çıkmıştır dediğin gibi bu işin içinden kendine özgü yöntemlerle cami bahçesine günah bıraktırıp milleti affettirerek kurtulamazsın. Bunların hepsini atayan AK Partili. Atananlar AK Partili. Soyan AK Partili. Soyulan AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Sen en ortasındasın Erdoğan. Tam ortasındasın.
"ÇÜRÜTMÜŞLER MEMLEKETİ"
Bu çürümüşlük içinde bu yönetim kabiliyeti ortadan kalkmış her tarafında suçlular, her tarafında görevi kötüye kullananlar ekonominin her tarafında bu güvensizlik, borsa altı yıl öncesine düştü. Daha dün yüzde 2,5 düştü. Yarın ne kriz çıkacak, ne skandal patlayacak, hangi bakan, hangi üst düzey bürokrat bu işin arkasından çıkacak, Erdoğan'ın hangi atadığının yaptığı bir başka yanlış ortaya çıkacak belli değil. Bir borsanın toparlanması için en az sabit olması için satıcı kadar alıcı olması lazım. Satıcıdan daha hevesli alıcı yoksa borsa yukarıya doğru gitmez. Alıcının heveslenmesi için güven duyması lazım. Bu öngörülebilirliktir. Ama kimin ne karıştırdığının bilinmediği kimin borsaya açılacağına AK Parti milletvekilinin rüşvetiyle karar verildiği bir yerde bomboş şirketlerin sırf adının anıldığı, iç çamaşırı firmasının adını alıp makinalarını bırakmışlar, teknoloji firması yapıp borsada yukarıya kaldırmışlar, garibanların sırtına atmışlar. Parayı alıp kaçmışlar. Bu memlekette mi şimdi üç tane zibidi istifa etti diye borsaya güven gelecek, yatırımcıya güven gelecek. Çürütmüşler memleketi."
Özel, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Özel, hükümetin hazırladığı bütçenin faturasının yine millete çıkarılacağını belirterek, bütçeyi Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, sokakta ve vatandaşlarla tartışacaklarını, Genel Kurul'da da üzerlerine düşeni yapacaklarını söyledi.
Özel, bu bütçenin YENİ Parti'nin muhalefette olduğu dönemde hazırlanan tek bütçe olacağını ifade etti. Özel, 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi'nde toplam giderin 27 trilyon 276 milyar lira, gelirin 23 trilyon 408 milyar lira ve bütçe açığının 3,9 trilyon lira olarak öngörüldüğüne işaret ederek, açığın geçen yıla göre yüzde 42 artacağını kaydetti.
"AK PARTİ GİDECEK, KARA DÜZEN BİTECEK"
Özel, şöyle konuştu:
"Cumhuriyet tarihinin rekor bütçe açığını vereceklerini son yaptıkları bütçede ilan ettiler. Bütçe dediğin devletin iki kolu; biri parayı toplayan sağ kolu, öbürü millete dağıtan şefkatli sol kolu. İşte bu vergiye gelelim, ne alacak milletten? Vergiler geçen yıla göre yüzde 36 artıyor. Böyle planlamış. Peki enflasyon hedefi ne? Yüzde 21. Zammı neye göre verecek? Hedeflenen enflasyona göre. Yani normalde yüzde 21 geliri artacakken insanların, bir mala yüzde 36 zam yapsan 'Yüzde 15 fırsatçılık var' derler. 'Enflasyon senin yüzünden çıkıyor' derler. Kağıt üzerinde kendi belirledikleri vergi rakamında vergi yüzde 36 artacak, enflasyon yüzde 21 öngörülüyor. Ona göre zam verecekler. Kime? Devlet memuruna, emekliye ve kendi maaş verdikleri herkese, devlet işçilerine. Enflasyonun tam 15 puan üzerinde vergi topluyorlar.
Ayrıca hep eleştirdiğimiz, hep anlattığımız şekilde değişen hiçbir şey yok. 100 liralık verginin 60 lirasını KDV ve ÖTV'den, yani dolaylı vergilerden topluyorlar. Bu, dünyanın en adaletsiz vergisi demek. Türkiye'nin en zengin işadamı da onun fabrikasının kapısında çalışan asgari ücretli bekçi de aynı vergiyi ödüyor, dolaylı vergide. Elektrikte, suda, doğal gazda, çocuk ayakkabısında, okul önlüğünde, çocuk bezinde, sütte, neyde olursa olsun ödediği vergi aynı. Biri Türkiye'nin en zengini, biri en yoksulu ama mazot alırken aynı vergiyi ödüyorlar. Dünyanın en pahalı cipine mazot dolduran, 1972 model traktörüne mazot alanla aynı vergiyi ödüyor. Bu dolaylı vergi, zengin-fakir ayırmayan, dünyanın en adaletsiz vergisinde hedefleri yine yüzde 60, OECD ortalaması yüzde 30.
"ESAS VERMESİ GEREKENDEN YÜZDE 10 VERGİ TOPLAYAN AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİ"
100 liranın 28 lirası da çoğunluğu maaşlardan kesilen gelir vergisi. Bir de stopaj buna dahil. Yani bankaya para koydun, faiz alırsan ondan kesilen. Toplam yüzde 88. Geriye kalıyor yüzde 12, geçen yıl yüzde 11 gerçekleşti. Gerçekten para kazanan, kar ettiği resmi kayıtlarda olan, kendi verdiği beyannamesi ile doğrulanan ve gerçekte vergi vermesi gerekenlerden alınan vergi yüzde 11. Hiç vermemesi ya da az vermesi gerekenlerden yüzde 90, esas vermesi gerekenlerden yüzde 10 vergi toplayan düzenin adı, AK Parti'nin kara düzenidir. İlk iş bu kara düzenin bu vergi düzenini alt-üst edeceğiz."
Özel, 2027'de faiz ödemelerinin yüzde 45 artarak 3 trilyon 975 milyar liraya ulaşacağını vurgulayarak, "Tarihimizde ödediğimiz en yüksek faizi ödeyeceğiz. Her 100 liralık verginin 20 lirası doğrudan faiz ödemesine gidecek. Yani bir zamanlar 'Faize savaş açtım' diyenler, millete 'tefeci' diyenler gerçek anlamda faizci, tefeci, foncu ve vurguncudur. Bu bütçeden 87 milyona asla refah çıkmaz. AK Parti'nin kara düzenini sürdürmek için yapılan bir devam bütçesidir bu. 2026 yılı kötüydü, maalesef söylemeliyim 2027 yılı çok daha kötü olacak. Bu iktidar gitmeden her günümüz bir öncekinden daha kötü olacak. Bu iktidar gitmeden hiç kimsenin yüzü gülmeyecek, kimse rahata ermeyecek. Yapılacak iş bu iktidarı değiştirmektir. Milletin huzur bulmasının da refaha kavuşmasının da başka yolu yoktur. AK Parti gidecek, kara düzen bitecek, milletin yüzü gülecektir" diye konuştu.
"EMEKLİ KIŞI GEÇİRMEK İÇİN CUMHURBAŞKANI'NA HAKARET EDİP CEZAEVİNE GİRDİ"
Özel, geçim sıkıntısı nedeniyle Anayasa Mahkemesi önünde yaşamına son veren emekli ile kışı geçirebilmek için "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçundan cezaevine girdiği belirtilen 66 yaşındaki emeklinin yaşadıklarını anlattı.
Özel, şunları kaydetti:
"Öyle bir yerdeyiz ki 23 bin liraya mahkum olan emekli evladına yük olduğunu hissediyor, geçinemiyor, evin kirasını ödeyemiyor. En nihayetinde 'Para için değil, onurum için' diyerek Anayasa Mahkemesi'nin önündeki eylemde canına kıyıyor. Maalesef bir bu kadar trajik olay daha oldu. 66 yaşındaki bir emekli şöyle diyor, 'Bu yola başvurdum' diyor. Gerekçesi, 'Kışı geçirmem lazımdı, yatacak yerim, yiyecek yemeğim yoktu. Başka çarem kalmadı, cezaevine girecektim' diyor. Eskiden cezaevine girmek için bir suç işleyip girerlerdi. 66 yaşında amcam, birinin canını yakmamak için, harama el uzatmamak için ve öyle bir şey ki belki de bunların hiçbirinin garantisi yok ama en garanti yolu bularak kendini cezaevine attırmış. 'Başka çarem yoktu bu yola başvurdum' diyor. Ne yapmış biliyor musunuz? Cumhurbaşkanına hakaret etmiş. Parkta 'Kalacak yerim yok, çöplükte mi yatayım?' deyip Erdoğan'a ağzına geleni söylemiş. Dakikalar içinde ihbar edilmiş, gözaltına alınmış, sıcak bir hücreye, günde üç kap sıcak yemeğe cezaevinde kavuşmuş. Bir emekliyi cezaevinde kışı geçirmeye mahkum eden sisteme mi yanayım? Bunu sağlamak için en kolay yolun Erdoğan'a hakaret olmasına mı yanayım? Belki bütçe konuşmasında hiç lafı uzatmadan bu emekli amcanın durumunu anlatıp, ülkedeki hem hukuk sistemini hem özgürlükleri hem geçim sıkıntısını, yani AK Parti'nin herkesi canından bezdiren kara düzenini anlatacak herhalde en iyi örneklerden bir tanesi budur."
"AYAZAĞA'DAKİ DERE YATAĞINA İMAR İZNİ AK PARTİ DÖNEMİNDE VERİLDİ"
Özel, geçen hafta İstanbul ve Kocaeli'deki sel felaketinde 8 kişinin hayatını kaybettiğini anımsatarak, şöyle devam etti:
"Tuhaf ölümler ülkesi, boşuna ölümler ülkesi Türkiye'deyiz. Meşhur sözdür, 'Bir ülkenin nasıl olduğunu öğrenmek istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın' diyorlar. Baştan aşağıya trajedilerle dolu; madenlerdeki ölümlerden, yeni doğan bebeklerin kuvözdeki ölümlerine kadar ya da hemen TÜRK-İŞ'in yanındaki kaçak kolonya imalathanesinde yananlardan, karne alınca kar tatiline gidince annesiyle, babasıyla, anneannesiyle yanan evlatlara kadar her birisi tuhaf ölümler ülkesinde, İstanbul'da sekiz insanımızı kaybettik. Sele kapıldılar, hayatlarını kaybettiler. Bir kez daha ailelerine sabır, kendilerine rahmet diliyoruz.
Selin en fazla vurduğu yer Ayazağa dere yatağı. Bunları söyleyince şöyle enteresan bir şey var; normalde Ankara'da sel olur, Allah'a şükür Mansur Başkan'ın emekleriyle devraldığı Ankara'ya göre 10'da biri kadar bile etkilenmiyor Ankara, daha da uğraşılıyor. İzmir'de CHP'nin geçmişte yönettiği yerlerde sel olur, İstanbul'da viyadükte su olur, hep birlikte AK Partililer 'İşte CHP geldi, şöyle oldu.' Bir yıl önce devralmışsın İBB'yi, bir yıl sonra başlarlardı 'İşte sel oldu, sel oldu.'
Savunmasında da uzun anlattı. Mesela Üsküdar'da Kız Kulesi ile Üsküdar'ın birinci katları birleşirdi. Oradaki AK Parti işgali bitti, önceki İçişleri Bakanı İstanbul Valisiyken zabıtanın karşısına polisi dikti, o işgal bitmesin diye. Ekrem Başkan kararlılıkla Üsküdar Meydanı'nı kurtardı. Pek çok yerde yaptıkları kamulaştırmalarla, atık su ve yağmur suyu drenaj sistemleriyle pek çok sorun çözüldü.
Geçtiğimiz hafta sekiz kişi İstanbul'da selde hayatını kaybetti. Bir bakıyorsunuz trollerde tek ses yok İBB'ye karşı. AK Partili milletvekili sel görüntüsü paylaşmıyor. Bakanlar çizmeleri giyip şova kalkışmamış. Bir bakan ortada, o da sus pus. 'Allah Allah' dedik. Bir yandan akılda şu var. 2009'da İstanbul Ayamama'da 31 kişi hayatını kaybetmişti. Erdoğan, 2009'da 31 ölüden sonra helikopterden bakarak selden etkilenen bölgelere 'Bundan sonra dere yatağına yapılaşmaya izin vermeyeceğiz' demişti. Biliyorsunuz, 2001'de, Erdoğan'dan önce Ayamama dere yatağı, etrafında otlaklar, etrafında hiç yapılaşma yok. Erdoğan'ın belediye başkanlığından hemen sonra Ayamama dere yatağı, yanında çok katlılar, siteler. Hatta her şeye karar veriyor ya, derenin bile nereden akacağına karar vermiş, çizdirmiş. Sonrasında yaşanan bu felaket. Bu dere yatağının bu hale gelmesinde Erdoğan'ın imzası, bu felakette tamamen Erdoğan'ın günahı vardır.
O gün demişti ki 'Bundan sonra dere yatağına yaptırdıklarımı yıktıracağım' demişti. Kendisi bunu yapmadığı gibi bu hafta Ayamama'da bu seferki selde hiçbir şey yaşanmamasının sebebi, Ekrem İmamoğlu'nun söz verdiği gibi Tayyip Erdoğan'ın yaptırdığı çok katlıları satın alıp, İBB bütçesiyle satın alıp boşaltıp yıktırıp, Erdoğan'ın yaptırdığı dereyi düzeltip, daralttığı dereyi genişletip temizleyip, Ayamama'nın artık ölüme, felakete değil, denize akmasını sağlamaktır. Öncelikle Ekrem Başkanı bütün İstanbullular adına alnından öpüyorum.
Tabii Ayamama'daki bu yapılanları görmezler, konuşmazlar. Ama Ayazağa'da sekiz insanın Sarıyer ve civarında ölümüne sebebiyet veren o işte hiç konuşmuyorlar. Neden biliyor musun? Ayazağa projesi tam anlamıyla bir Adalet ve Kalkınma Partisi projesidir. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin İBB başkanlığında o dereye imar verilmiştir. Etrafına iskân izinleri verilmiştir. Bu kadarını bilmiyorduk, biz bunu hatırlatıyoruz. Ayamama'da ne yaptıysanız bu yerde yaptınız. Buraları siz imara açtınız, diyoruz. Bakan Kurum diyor ki 'Felakette siyaset yapmamak lazım.' Ya siz siyaset yapmak için en ufak bir şey bulduğunuzda nasıl üstünde tepiniyorsunuz, biliyorsunuz. 'Felakette siyaset yapmamak lazım, gelsinler Sarıyer'de dolaşsınlar.' Sarıyer'i dolaşmak ne? Sarıyer'in her şeyini biliyoruz da ne öğrendik biliyor musun? Hemen o derede bir görüntü var. Ev yapılıyor, yeni bloklar; birinci katı tamamen sudan gitmiş. Gazeteciler çekiyor, diyor ya, 'Yapmış olsaydın, bitmiş olsaydı hem kotun altındakiler hem o birinci katta kalan yer, hepsi sular altında kalacaktı. Büyük bir felaket olacaktı.' Neymiş o proje? RAMS'ınmış o proje. 'Peki RAMS'ın projesine nasıl olur da İBB izin vermiş?' dedim. Çünkü daha yeni yapılıyor. Dediler ki 'Tövbe, biz izin vermedik.' Ya kim? 2027'de teslim olacakmış bloklar. 2026'da aldılar. Nereden aldılar? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan aldılar. Altında imza kimin? Biz İstanbul'a gelir de yönetmeye kalkar diye 'Çek elini İstanbul'dan' dediğimiz Murat Kurum var ya, İstanbul'a gelseydi bu dere yatağına imar verirdi ya, biz yaptırmamıştık ya, işte RAMS Park'ı yapanlar, bu RAMS'ta dere yatağı etkilenme alanına yasak olduğunu bile bile İstanbul'dan alamadıkları ruhsatı Murat Kurum'un imzasıyla 2026'da almışlar.
Onun için Murat Bey 'Felakette siyaset yapmasak' diyor. Ya Murat Bey, bu millet boşuna 16 milyonluk İstanbul'u sizden alıp da Ekrem İmamoğlu'na, İstanbul'un 26 belediyesini sizden alıp da ehline vermemiş. Şimdi baskıyla, hileyle, tehditle, şantajla, transferle, başkanı tutuklayıp, meclisi tutuklayıp İstanbul'a çökmeye kalkıyorsunuz ya, bu millet bunu görüyor. Hesabını ilk sandıkta hepinizden teker teker soracak inşallah."

ÖZEL'DEN MAHMUT IŞILDAK'IN ÖLÜMÜNE İLİŞKİN TEPKİ
Özel, ayrıca Fatih'te elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 14 yaşındaki Mahmut Işıldak'ın ölümüne değinerek, şunları söyledi:
"Yaşadığımız son felaketten bir örnek vereyim. Mahmut Işıldak 14 yaşında, daha altı ay önce babasını kaybetmiş. İstanbul'un Fatih ilçesinde sel sularının içinden yürürken ayakkabıları eline almış, ayakkabısı ıslanmasın diye elinde ayakkabıyla yürürken elektriğe kapılıp hayatını kaybediyor. Mesela bu meselenin üzerine de hiç konuşan AK Partili göremezsiniz. Çünkü Mahmut, Sayıştay raporuna göre AKP'li belediyenin bir cemaate usulsüz olarak tahsis ettiği kaçak bir otoparktan geçerken, kaçak akım rölesi takılmadığı için o elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.
O belediyede başkan CHP'li olsa ve tamamı alınır, personel alınır, içeri kondurulurdu. Bütün AKP bunun üzerinde dururdu. Ama 14 yaşındaki Mahmut, Sayıştay'ın raporuna göre AK Partili belediyenin verdiği otoparkta hayatını kaybetti. Bunların hesap kitabı da ne biliyor musun? Üç belediye başkanına daha iftira atalım, onu alalım, belediye meclislerinin kolunu bükelim, bir şey yapalım, içeriden belediye başkanı seçtirelim. O otoparkı tahsis eden belediye başkanını İBB Başkanı yapma niyetli bunlar. Bu millet bu kötülüğü yaparsanız bunun hesabını ahirete bırakmayacak, önümüzdeki sandıkta öyle bir soracak ki İstanbul seçimini o gece hep birlikte ibretle izleyeceksiniz. İstanbul'un genel seçim sonuçlarını da, yerel seçim sonuçlarını da."
Özel, "AK Parti adaletsizlikle ördüğü duvarın altında milleti bırakıyor. 19 Mart sivil darbesinin üstünden 580 gün geçti. 580 gün önce, bugünkü Cumhurbaşkanı, Türkiye'deki darbeler tarihinde yeni bir darbe dönemini başlattı. Geleceğe darbe, kendinden sonraki cumhurbaşkanına darbe, kendinden sonraki iktidar partisine, kendinden sonraki iktidarın kadrolarına darbe. 30 Ekim 2024 günü, Türkiye'nin en büyük ilçesi Esenyurt'ta başlattıkları darbe girişimiyle Ahmet Özer'i aldılar, yerine bir kayyım atadılar. En nihayetinde 18 Mart günü iftar sırasında Ekrem İmamoğlu'nun diplomasını iptal etti İstanbul Üniversitesi. Ertesi sabah sahurda, bu sefer evine geldiler ve Ekrem İmamoğlu'nu, yol arkadaşlarını alıp götürdüler. O gün bugün 19 aydır, 12 metrekare bir hücrede Ekrem İmamoğlu bugünleri bekliyor" dedi.
"'SANIK EKREM' DİYE BAŞLADI, 'SAYIN BAŞKAN' DİYE BİTİRDİ"
Özel şöyle devam etti: "Tutukluluğunun ikinci günü gittim, son derece kendisinden emindim. Karşı karşıya oturduk, birer plastik beyaz sandalyede. 'Başkanım bizim güvenimiz sana tam' dedim. Gözümün içine baktı, 'Buradan bir kuruş geçmedi' dedi. 'Sonuna kadar güveniyorum. Ölene kadar arkandayım' dedim. Ekrem Başkan, 9 Mart'ta 'Söz istiyorum Sayın Hakim.' 'Sanık Ekrem yerine otur' diyor. Salon ayağa kalktı, 'Sen kime sanık Ekrem diyorsun' diye. Önce, 'sanık Ekrem' demeyi bıraktı, 'Ekrem' demeye başladı. En son geçen bütün savunma bitti. 'Sayın Başkan teşekkür ederim' diye bitirdi Hakim Bey.
'Sanık Ekrem'den 'Sayın Başkan'a nasıl geldik biliyor musunuz? Eskiden bunlar bir çerçeve çiziyorlar, 'Ana muhalefet partisi gel buraya. Bu çerçevenin içinde kalacaksın. Ülkenin dışında konuşursan vatan hainliğiyle suçlanacaksın. Bizi başkasına mı şikayet ediyorsun?' Demokrasi evrensel bir sorundur. Hak ihlali bütün demokrasilerin sorunudur. Nasıl İsrail, Filistin'i eziyorsa benim derdimse, dünyanın öbür ucunda bir diktatör masum insanların hakkını yiyorsa insanlığın derdiyse; savunma hakkı kutsal, onu kullandırmazsan... Dilim döndüğü kadar Almanca anlattım, İngilizce anlattım, Fransızca anlattım, Meksika'daki dergiye de yazdım, Hollanda'daki televizyona da röportaj verdim, Japonya'da trende basılan günde sekiz kere manşeti değişen gazeteye de konuştum, Çin'deki haber ajansına da. Arkadaşlar AKPM'de de konuştular. Sosyalist Enternasyonal'e de PES'e de söyledik. Avrupa Demokratlar Grubu'na da derdimizi anlattık. Bir baktık 'Sanık Ekrem' değil; 'Ekrem Bey savunma için nasıl düşünürsünüz?'
"SAVUNMA, BU AKŞAM YENİ PARTİ'NİN İNTERNET SİTESİNDE"
Bu arada savunmayı kitaba bastık. Kitabı yasak yayın diye toplattılar. Allah'a şükür savunma yapıldı. Kitap aleniyet kazandı. Bugün akşama doğru Ekrem Başkan'ın savunması, YENİ Parti'nin internet sitesinde, twitter hesabında. İsteyen alsın, istediği gibi okusun. İddianame 100 yaprak peçeteyse Ekrem Başkan onu bir tarafından açtı, o 100 yaprağı teker teker aldı, attı. Ekrem Başkan'ın ayaklarının altında o yalanların hepsi çöktü, hepsi çürüdü Allah'a şükür. O iddianameyi tek tek 81 ilde, 973 ilçede bu memleketin insanlarına anlatmazsak, senin bu iftiralarını tel tel dökmezsek ne olsun bize.
"560 MİLYAR DEDİKLERİ İBB'NİN ALTI YILLIK BÜTÇESİNDEN FAZLA"
Bugüne kadar bizim arkadaşlarımızın evinden en çok para çıkandan 120 bin lira, dört asgari ücret karşılığı dolar çıkmış. Önce '560 milyar toplam' demişlerdi. Sonra iddianamede 160'a inmişti, 120 milyarlık Cebeci'nin bakanlık ve valilik marifeti olduğu çıktı. 40'a indi. 'Bu 40 milyar nereden' dedi Ekrem Başkan. Dediler ki 'Yurt dışından metroda kullanacağım diye para almışsın. Başka yere aktarmışsın.' Dedi ki 'Doğru. Ben geldiğimde İBB'de 10 metro vardı, 10'u da durmuştu. O günün Genel Sekreter Yardımcısı, sonra da Ulaştırma Bakanı olmuştu. Ben geldim. Söz verdim metroları bitireceğim diye. İBB'nin parasıyla metrolara giriştim.' Bir yandan da dünyanın en güvenilir iş kadınlarından birini, Japonya'daki raylı sistemlerin başındaki Pelin Hanım'ı getirdi. İBB'ye bu işin başında geçirdi. Sonra Pelin Hanım'ı dünyaya saldılar. İstanbul metro projesini anlattılar. Pelin Hanım'ı gören, Japonya'daki hızlı trenleri hatırlıyor. 'Bu kadın alınca parayı işi yapıyor' diyor. 'Koskoca da İstanbul orada' dediler. Bolca para verdiler. 'Para gelene kadar, imzalar tamamlanana kadar metrolar yürüyordu. İBB'nin kasasından harcadık. Gelen parayı metroya değil de cebime mi koydum, burada' dedi. Döktü onları. 'İBB'nin kasasına koydum' dedi. Bunun neresi yolsuzluk? Ekrem Başkan dedi ki 'Bir cepten alıp bir cebe koymanın neresi soygun?' İddia makamı masanın altına kaçtı.
"KİMİN HANGİ İMARDAN NE PAY ALDIĞINI EN İYİ, AK PARTİ'Yİ KURUP BUGÜN GELDİĞİ HALDEN HİCAP DUYANLAR BİLİYOR"
Üç buçuk günün sonunda Ekrem İmamoğlu'na adet yerini bulsun diye birkaç soru. Bir tane yerden bir şey tutturuyor aklı sıra. Diyor ki 'Bir iş adamı para vermiş. Bu para bir inşaat şirketine gitmiş. Nedir bu?' Bir şey yakalamış. Diyor ki 'Ben kreş yapacağım, dedi. Bu kreş yapacağım, dedi. Bu buna parayı ödedi, bu kreş yaptı. Gariban mahallenin kreşi oldu. Bu bağışını yaptı. Bu işini yaptı. İşin sonunda herkes mutlu. Kusur varsa kör kuruş bize gelmeden kreşe dönüşmüş.' 'Ama usulüne uygun mu' onu tartışacaklar. Bir yerde imar var, artıyor. Herkes biliyor ki o işten kimler payını alıyor. Bunu en iyi kim biliyor, biliyor musunuz? 2001 yılında ağustos ayında AK Parti'yi kurup da 'erdemliler hareketi' deyip de 2002'de iktidar olup da bugün geldiği halden hicap duyanlarla bu yaşananların hepsini bilip sessiz, susanlar; her imardan kimin ne payı aldığını, nereye aktardığını, helikopterle bakanların tepeden hangi kupon arsalarda ne irade kullandığını biliyor."
"EVİNDEN 62 DAİRE PARASI ÇIKTI"
Kürsüden "Esenyurt Belediyesi kayyım yönetiminin evinden çıkanlar" başlıklı bir fotoblok gösteren Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu bir kasa ev. Dünya yolsuzluk tarihinde bir ilk olabilir. Başvursa tescilini alır, ahlaksız fikir patenti alabilir mesela. Rüşvet paralarını koymak için ev tutmuş, evi kasalarla donatmış. Kendi evinden 450 bin dolar, 31 bin euro, 2 buçuk milyon lira çıkmış. Bu kadar sanılmış. Sonra kasa evden 7 milyon dolar, 400 bin euro, saatler, altınlar çıkmış. Ben vatandaş kolay anlasın diye ortalama bir ev fiyatına bölüyorum. Bu kiralık evin içinden 62 sıfır daire parası çıkmış Kimden? Hani 30 Ekim 2024 günü Esenyurt'u basıp, Ahmet Özer'i alıp ona hem 'terörist' hem 'hırsız' dediler ya. Terörist olmadığı, 'Ahmetler göreve' Devlet Bey'in takdirleriyle... Terörist olsa der mi Devlet Bey, 'Terörist Esenyurt'un başına geçsin' diye. Davada yargılandı, kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. O gün onun yerine atanan kayyım beyefendi Can Aksoy. Göreve geldiği anda kayyım, en yakın arkadaşı, Beyoğlu Belediyesi'nin eski Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş'ı alıp getiriyor."
ESENYURT KAYYIMI CAN AKSOY
Yusuf Ulutaş'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan, eski TBMM Başkanı İsmet Yılmaz ve AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin ile fotoğraflarını gösteren Özel, şöyle devam etti:
"Bu 62 daire parası, hepsi bu beyefendinin evinden çıkıyor. Esenyurt kayyımının sağ kolu rüşveti yemiş, eve doldurmuş. Bu Can Aksoy denen adamın geldiği gün, 'Mardin'e atadığınız kayyım bunları yaptı. İşte kayyım budur. Bugün Esenyurt'a atadığınız kayyım bunu yapmaya geliyor, bunun için geliyor. Nasıl bir vicdansızlıkla karşı karşıyayız görün. Yarın bu kayyım da Esenyurt'u soyacak, buradan söylüyorum' demişim. Alın size Esenyurt kayyımı. Atadığınız kayyım, Esenyurt'u soydu soğana çevirdi. Daha bitmiyor rezalet. Evinden 450 bin dolar çıktığı 7 Ekim. Kasa evin ortaya çıktığı 15 Ekim. Tarih 17 Ekim, Esenyurt kayyımı Can Aksoy'a, Milli Eğitim Bakanı'ndan dayanışma ziyareti. Kasalar çıkıyor, Milli Eğitim Bakanı olacak kişi daha önce açılmış bir okula temsili açılış töreni yapmak üzere gidiyor, Esenyurt kayyımını ziyaret edip destek veriyor. 'Dik dur, eğilme. AK Parti seninle' diyor. Hakikaten ben Erdoğan'a sorayım: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
"İMAMOĞLU'NUN MASUMİYETİ AĞRI DAĞI KADAR GERÇEKTİR"
Biz kendimize güvendiğimiz için canlı yayın istedik. Sayın Bahçeli 'Yapılsın' dedi. Sayın Erdoğan 'Münasiptir' dedi. Grup başkanvekillerimiz önergeyi verdiler. AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Şimdi kabak gibi çıktı mı ortaya? İlk önce bunlar, bu yalanları doğru sandı. Çünkü şimdiki Adalet Bakanı onu servis ediyordu. Son TV diye bir yerden her gün bir yalan. Hem de gayri ahlaki dedikoduları da oradan yapıyor. Hani ne oldu arkadaşlar? Ekrem İmamoğlu'nun uçakları, uçakta bilmem neler falan, hangisi iddianamede var, hani? Hani işin içine gayrı ahlaki bir sürü şey katıp da konuştuklarının birinin bir tane ispatı yok. Bu yüzden ben arkadaşıma, arkadaşlarıma kefil olduğum için, onların ne yaptıklarını ne yapmadıklarını bildiğim için canlı yayın istedim. Devlet Bey ve Tayyip Bey, Akın Gürlek'e inandığı için hodri meydan çektiler. Sonra iddianame çıkınca bizimkilerin önergesine, 'Vallahi olmaz' diye oy verdiler. Şimdi anlaşılıyor mu Sayın Bahçeli ve Erdoğan canlı yayın istediğinde gördünüz mü 'Reis resti gördü, rezillikleri çıkacak' diyen gazeteciler? Ben bu savunma canlı yayınlansın istedim. Siz bu iddianamenin paçavra olduğunu gördüğünüz için çark ettiniz, geri adım attınız. Ekrem İmamoğlu'nun masumiyeti Ağrı Dağı kadar gerçektir.
HALK TV ÖNÜNE ÇAĞRI
Bu duruşma başlayacak, bu duruşmayı kim verecek? A Haber mi verecek, TV100 mü verecek, yandaşlar mı verecek ya da haberini bile yapmaya korkuttukları merkez medya mı verecek? Bu duruşmayI elbette Halk TV verecek, SCZ verecek, Koza verecek. Türkiye'nin en çok izlenen haber kanalı Halk TV'ye duruşma başlamadan dört saat önce gelip kayyım atadılar. Halk TV'ye atanan kayyımın kısa vade hedefi; İBB davasındaki duruşmayı, savunmayı karartmaktır. Halk TV'nin kapatılmasındaki kısa-orta vade hedefi; fon meselesinin üstüne gidişini durdurmak, AK Parti seçmeninin Halk TV'den doğruları öğrenmesine engel olmaktır. Orta vade hedefi; adaysızlaştırdığı, kurumsuzlaştırdığı muhalefeti sessizleştirmektir. Hem Halk TV'ye yapılanın karşısında, bugüne kadar bizim sesimizi duyuran Halk TV'ye, yarın akşam saat 19:00'da, Halk TV'nin önünde, bütün Halk TV izleyicileriyle birlikte destek olmaya, mücadele yapmaya, Halk TV'nin hakkını halk için savunmaya gidiyoruz.
"TÜRKİYE, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE KUZEY KORE İLE REKABET HALİNDEDİR"
Ayrıca basın meslek örgütleri bu hafta sonu, 'Sansüre hayır, habere özgürlük' diyerek cumartesi günü 14 ilde, saat 14:00'te yürüyüş, eylem ve basın toplantısı düzenliyorlar. Bu eylemlere bütün YENİ Partilileri, muhalefetin sesinin kısılmasına isyan eden bütün demokratları yarın akşam Halk TV'ye, cumartesi de 14 şehirdeki basın meslek örgütlerinin eylemlerine davet ediyorum. Bugün basın özgürlüğünden bahsedenler oldu. Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 163'ncü sıradadır. Maalesef Türkiye; Sudan'dan, Irak'tan geridedir basın özgürlüğünde. Türkiye'nin önünde Suriye vardır, Tacikistan vardır, Bangladeş vardır, Etiyopya vardır. Türkiye basın özgürlüğünde Kuzey Kore'yi geçebilmiştir. Kuzey Kore ile rekabet halindedir. Allah'ın izniyle Tayyip Erdoğan basın mensuplarına 'Benim berberime gidip benim gibi traş olacaksınız' dediği gün, Kuzey Kore'yi de geride bırakacağız.
"BİZİM CESARETİMİZ ONLARIN ÖFKESİNİ BOĞACAKTIR"
Son sözüm değerli milletimize; bu iktidardan dolayı aç kalana, işsiz kalana, yoksulluk çekene, umutsuz olana ve gelecekten korkana sesleniyorum: Bunların elindeki ne hakimler savcılar bizi yıldırabilir ne polisimize verdikleri kanunsuz emirler, ne yalanlarına teslim oluruz ne baskılarına. Ellerinde nükleer silahtan daha güçlü bir silah var, o da sizin umudunuzu kırmaktır. 'Bunlar yenilmez, yenilse de gitmez, bu zulüm bitmez' diye hisseden herkese söylüyorum: Biz az değiliz, çokuz. Onlar yolun sonundalar, biz daha yeni başındayız. Bizim cesaretimiz onların öfkesini boğacaktır. Biz namussuzlar kadar namuslu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Teslim olmayacağız. O sandığa varacağız, o seçimi söke söke alacağız. Kimse enseyi karartmasın. Kimse korkmasın. Korkudan uyuyamayanlar var. Koyun başınızı yastığa yatın. Ertesi sabah dirençle kalkın. Biz başaracağız, biz kazanacağız."









































































