Bu sıralarda bakıyorum hiç kimse yaşadığı hayattan memnun değil. İşlerinde sıkıntılı, evde sıkıntılı, arkadaş çevresinde sıkıntılı. Hükümetten sıkıntılı, oğlundan-kızından sıkıntılı, karısından-kocasından sıkıntılı. Oturduğu evden sıkıntılı. Kullandığı arabadan sıkıntılı. Hemen isyanları oynuyor.
Bütün bu göstergeler, ruh sağlığımızın yerinde olmadığını; hızla geçen hayat ve hızla gelişen olaylara ayak uyduramayışımızdan kaynaklanıyor. Tek, tek ele aldığınızda herkes haklı. Herkes her şeyi sıfırlayıp, hayata yeniden başlamak istiyor. Bunun için iş değiştiriyor, semt değiştiriyor, hatta şehir ve ülke değiştiriyor. Eşini değiştiriyor. Sanıyor ki, bütün bunları yapınca daha mutlu olacak ve daha iyi bir yaşam kalitesine kavuşacak.
Oysa "yaşam" oyunu herkes için bir kereliğine oynanabilen bir oyun. Hatanı, günahını kabullenip ye oturacaksın, ya da oyunun içinde kalarak mutsuzluğa neden olan kuralları, klişe davranışları, kısacası yaşam biçimini düzenleyeceksin. İnsanın karısını, çocuklarını bırakıp başka bir oyun kurması bencilliğin ve mücadeleden kaçmanın bir acizliğidir.
İnsanların bazılarında doğuştan var olan bencillik ve hodkâmlık hisleri uyanmaya görsün. Beklenmedik sonuçlar ve pişmanlıklar doğurur. Nur içinde yatsın sevgili Atalay, "Abi biz bu hayatı beceremedik…" demişti. Sürekli olarak oyunu değiştirmeye çalışmıştı. Ancak her seferinde ayni sonuçları almış ve sonunda değiştirmek yerine kabullenmeyi seçmişti.
Yaradan yürümeye başladığımızdan itibaren bizi hareketlerimizde, düşüncelerimizde, arzularımızda serbest bırakmış. Karakterimiz ve arzularımız hayatımıza yön veriyor. Çalışkanlığımız veya becerilerimiz başarıya ulaşmamızda farklı bir rol oynuyor. Ölene kadar seçimlerimiz bizi yönlendiriyor.
Rahmetli dedemin bir lafı vardı: "Sonradan sokma akıl, akıl olmaz …" derdi. Ne demek istediğini anlamamıştım. Eğer senin bir fikrin yoksa başkalarının sana zorla kabul ettirmeye çalıştığı akıllar bir işe yaramaz demekmiş.
Türkiye'nin istiklalini elde etmek ve yeni bir devlet olma çabasında neyse ki akıllı insanlar varmış da, bize Cumhuriyet gibi bir yönetim şeklini layık görmüşler. Yoksa biz padişahlık sistemine çok yatkınmışız. İnsanın ataları yüz yıllarca köle olunca, efendiliği içine sindiremiyor. Hep bir merkezin ona emir vermesini veya kendisi yerine başkasının düşünüp sorunlarına çözüm olmasını bekliyor. Günümüzde yaşananlara bakınca yüz yıllık Cumhuriyet rejiminin belli bir kitleyi etkilediğini, ancak bir o kadar çoğunluğunda bende olmaya devam ettiğini, aklını çalıştırmak, yani akletmek yerine başkalarının akılları ile hareket ettiklerini görüyoruz.
Bizim gibi Andre Rieu konserlerine müptela, meydanları dolduran kompozisyonlarda verilen mesajları algılayan bir kitlenin yanı sıra, müziği günah sayan bir ümmetçilik anlayışı ile bir arada yaşamanın zorluğunu takdir edersiniz. Düne kadar alenen yayınlanması yasak olan zikir törenlerinin daha yeni, yeni telefon ve bilgisayar ekranlarına yansıması, Anadolu'nun zengin motiflerinden biri olan sema törenlerinin izlenebilmesi, Cem evlerinde Semah törenlerinin ne manaya geldiğinin özümlenmeye başlaması geç kalmış özgürlüklerin nasıl baskılandığının bir göstergesidir.
Bütün bunlara aşina bir toplumun yok sayılması ve dayatma yolu ile din olgusunda tek bir mabede gidilmesinin istenmesi, çocuk yaşta okulları olan inanç sistemlerine çocukların okumaya gönderilmesi hatta zorlanması olsa, olsa bir akıl tutulmasıdır. İnsanoğlunun ait olduğu dinin kurallarını özümleyip uygulaması okulla falan olmuyor. Bir ruh dinginliği ve önünde iyi örnekler olması ile mümkün. Kendini dindar gösterip ülkeyi soyanların alimlerin gözünde soytarıdan farkı kalmıyor.
Ülkenin birikimlerini yok sayıp, başka medeniyetlerin kucağına atmak ve onların örf ve ananelerini benimsetmeye çalışmak, onlara özenmek olsa, olsa bu ülkenin birikimlerine ihanet etmektir.
Türk insanının yeni bir oyun kurmasına ihtiyacı yoktur. O; atasından miras kalan medeniyetin bir parçası olarak kendi medeniyetini koruyacak ve geliştirecek kudrete muktedirdir. Bunu engellemeye geçmişte hiçbir ülke muvaffak olamadı. Bundan sonra da olamayacaktır.
Ülke için yeni oyun kurmaya çalışanlara duyurulur.
- Paris’in rezervuarları, Londra’nın bariyerleri / 18.10.2026
- Yazının acelesi var / 15.10.2026
- Oy emanet midir? / 10.10.2026
- Emanet / 03.10.2026
- Makarios, FETÖ ve din bezirgânlığı / 25.09.2026
- Savaş çığırtkanlığı mı? Karartma geceleri mi? / 23.09.2026
- Berlin’de Elif Eralp rüzgârı / 22.09.2026
- Zaman hırsızları / 20.09.2026
- Tuzak / 19.09.2026

























































