logo
20 EKİM 2026

Bombaları değil, insan hayatını konuşalım

20.10.2026 00:00:00
 
ABD'nin İran'a yönelik muhtemel saldırılarda "bombaların anası" diye adlandırılan bombayı kullanmayı değerlendirdiğine ilişkin haberler gündemde. Henüz kesinleşmiş bir kullanım kararından söz edilmiyor. Fakat böyle bir seçeneğin konuşulması bile insanlığın getirildiği noktayı göstermeye yetiyor. Hatırlayalım: ABD'nin bu bombayı Afganistan'da kullandığı 2017 yılında, İran da birkaç ay sonra "bombaların babası" adını verdiği bir bombaya sahip olduğunu açıklamıştı. Bir tarafta "ana", diğer tarafta "baba"... İnsan hayatını yok edebilecek silahlara, hayatın devamını sağlayan insanların isimleri veriliyor.

Ne yani, şimdi anayı babayı kavga mı ettirecekler? Yuvaları yıkacak, çocukları yetim ve öksüz mü bırakacaklar? İnsanlığı getirdikleri nokta bu mudur?

Şimdi herkes aynı soruları soruyor: Kaç ton ağırlığında? Ne kadar alanı etkiliyor? Karşı tarafın elinde daha güçlüsü var mı? Ben başka bir sorunun cevabını arıyorum: O bombanın altında kalacak insanın suçu ne? Bir çocuğun, bir annenin, evinde hayatını sürdürmeye çalışan bir ailenin bütün bu güç hesaplarındaki yeri neresi?

Meseleyi silahların yarışına indirgediğimiz anda insanı gözden kaçırıyoruz. Sanki bir karşılaşma seyrediyoruz. Kim önde, kim geride, kim daha sert vuracak? Hayır kardeşim, bu bir maç değil. İnsanlar ölüyor. Evler yıkılıyor. Çocukların geleceği kararıyor. Bir silahın teknik kapasitesini öğrenmek başka şeydir; onun yol açacağı acıyı unutup yıkıcılığına hayran olmak başka şeydir. Bizim itirazımız, insan hayatının bu kadar kolay değersizleştirilmesinedir.

İnsan haklarından söz edenlere de aynı soruyu yöneltmek zorundayız. Demokrasi dediğiniz şey, sizinle aynı çizgide durmayan toplumların üzerine baskı kurmanın gerekçesi olabilir mi? Bir ülkenin bağımsız karar verme iradesini cezalandırırken özgürlükten nasıl bahsedebilirsiniz? Gücünüzün büyüklüğü size haklılık kazandırmaz. Söylediğiniz ilkelerle yaptığınız işler arasındaki mesafe açıldıkça, insanlığın ortak değerlere olan güvenini de zedelersiniz.

Bir hekim olarak insan bedenine verilen zararı rakamlardan ibaret göremem. Savaşın bilançosu yalnızca hayatını kaybedenlerin sayısı değildir. Sakat kalanlar, yakınlarını yitirenler, evinden ayrılmak zorunda kalanlar, eğitimini sürdüremeyen çocuklar vardır. Hastanenin çalışamadığı, temiz suya erişimin kesildiği bir yerde hayatın bütünü yaralanır. Silahların isimleri, insanların isimlerini unutturmamalıdır.

Savaş, ekonomik boyutuyla bütün dünyayı kuşatmaktadır. Çatışmanın etkileri cephe çizgisinde durmuyor. Ticaret yollarındaki güvensizlik, enerjiye erişimdeki belirsizlik, üretim maliyetlerindeki artış, uzaktaki bir ailenin geçim hesabına kadar uzanabiliyor. Savaşın ekonomik sonuçları bütün dünyaya yayılıyorsa, tehlikeyi yalnızca çatışmanın yaşandığı coğrafyayla sınırlı göremeyiz. Benim dünya savaşı uyarımın temelinde bu gerçek vardır. Faturayı işçi de çiftçi de sanayici de ödüyor.

Öyleyse yapılması gereken, felaket büyüdükten sonra çare aramak değildir. Esas olan koruyucu tedbirdir. Diplomasinin değeri, bütün köprüler yıkıldıktan sonra yapılan açıklamalarla ölçülemez. Asıl değer, köprüleri ayakta tutabilmekte, gerilimi azaltabilmekte ve insan hayatını koruyabilmektedir. Savaşı kaçınılmaz kabul eden dil, barış için kullanılabilecek imkânları daha baştan daraltır. Biz o imkânları genişletmek zorundayız.

Türkiye açısından ilk sorumluluğumuz, ülkemizin bağımsızlığını, güvenliğini ve geleceğini korumaktır. Mustafa Kemal Atatürk'ün bize bıraktığı Cumhuriyetin değerini bu noktada daha iyi anlamalıyız. Bağımsız devlet olmak, başkalarının hesaplarında kullanılacak bir unsur olmamak demektir. Kararlarımızı kendi milletimizin menfaatlerini esas alarak vermek, barışı korurken egemenliğimizden taviz vermemek demektir. Bu iradeyi günlük tartışmaların üzerinde tutmalıyız.

İran'la ilişkilerimize de bu sorumlulukla bakmalıyız. İran bizim komşumuzdur. Komşuluk, yalnızca ticaret rakamlarından ibaret değildir. Sınır güvenliği, bölgesel istikrar ve toplumların huzuru birbirine bağlıdır. Görüş ayrılıkları bulunabilir. Fakat anlaşmazlıkları yönetmek yerine büyütmek, bizi başkalarının çatışma hesaplarına yaklaştırır. Türkiye, kendi güvenliğini esas alarak komşularıyla konuşabilmeli ve sorunları diplomasi yoluyla çözebilmelidir.

Azerbaycan'la kardeşliğimiz konusunda da aynı dikkati göstermeliyiz. Bir mesele ortaya çıktığında ilk yol, kamuoyu önünde karşılıklı söz yarıştırmak olmamalıdır. Çağırırsınız, gidersiniz, görüşürsünüz; meselenin aslını öğrenir, çözümünü ararsınız. Dostluk, sorunları konuşabilecek kanalları açık tutmayı gerektirir. Tribünlere dönük çıkışların bedelini uzun yıllara dayanan ilişkilerimize ödetmemeliyiz. Aramızı açabilecek girişimler karşısında sağduyumuzu ve doğrudan temasımızı korumalıyız.

Barışı savunmak, hazırlıksız olmak anlamına gelmez. Güçlü bir ekonomi, üretim kabiliyeti ve toplumsal dayanışma bağımsızlığın dayanaklarıdır. Enerjide, gıdada ve temel ihtiyaçlarda kırılganlığını azaltan bir ülke, dış baskılar karşısında daha sağlam durur. İçeride yoksullaşan, üretimden uzaklaşan bir toplumun dışarıda güçlü olmasını beklemek gerçekçi değildir. Ekonomik güvence, millî güvenliğin temel dayanaklarından biridir.

Bu sebeple ülkemizin geleceğini düşünürken vatandaşın sofrasını, üreticinin imkânlarını ve gençlerin umudunu aynı sorumluluğun parçaları olarak görmeliyiz. Dışarıdaki tehlikeyi anlatıp içerideki ihtiyaçları ihmal edemeyiz. Milletin dayanışmasını güçlendirmek, insanların devlete duyduğu güveni korumak da bu hazırlığın içindedir. Türkiye, kendi ayakları üzerinde durabildiği ölçüde barış için söz söyleyebilir. Bunu sağlamak için gösterilecek her çaba, insanlığın ortak geleceğine yapılmış değerli bir yatırımdır. Bu sorumluluk hepimizindir.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın Millî Ekonomi Modeli'ni hatırlatmamın bir sebebi de budur. Ekonomik bağımsızlığı ve insanın refahını birlikte düşünmek zorundayız. Millî kaynaklarımızı değerlendiren, üretimi destekleyen, vatandaşın temel ihtiyaçlarını gözeten bir anlayışa ihtiyacımız var. Devletin başarısı, milletin hayatında hissedilmelidir. İnsanımız geleceğe güvenle bakabiliyorsa, ülkemiz de dış gelişmeler karşısında daha dirençli olur. Bağımsızlık, yalnızca söylenen bir söz olarak kalmamalıdır.

Bizim ihtiyacımız, bombaların anasını babasını yarıştırmak değildir. Anaların, babaların çocuklarıyla güven içinde yaşayacağı bir dünya kurmaktır. Devletlerin gücünü, yıktıkları yuvalarla değil, korudukları hayatlarla ölçebildiğimiz gün insanlık kazanacaktır.
 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.