Peygamberimize iman ve şefaat
Resulullah (s.a.v.) kalbi ile, manevi yardımı ile, Allah dostlarının kalpleri çevresinden bir an dahi ayrılmaz. Allah dostlarının kalplerini güzelleştiren, kokulayıp buharlayan O’dur. Onların özlerini tasfiye eden, menfi duygulardan temizleyen ve tezyin eden O’dur.
Haber Merkezi





Onların kalplerine Allah'a yakınlık kapısını açan O'dur. O, kalpler ve özlerle onların Rabb'i arasında elçidir.
Sakın icatçı olma, uyucu ol. Hakk'a uy. Peygamber (s.a.v.) yolunu tut. Allah-u Teâlâ, Hz. Peygamber'i (s.a.v.) kötülüklerden temiz kılmıştır.
Peygamberimiz (s.a.v.) için şöyle buyurdu: "O kendiliğinden konuşmaz, O'nun konuştuğu vahiydir, O'na vahyolunur."
Yani: Peygamber'in getirdiği Bendendir. Şahsi ve indi mütalaası değildir. Dolayısıyla O'na uyunuz.
Sonra Peygamberimizin dilinden de şöyle buyurdu: "Eğer Allah'ı seviyorsanız Bana uyunuz ki; Allah da sizi sevsin."
Anlaşılıyor ki, sevgi sevilene uymakla olur. Söz ve hareketle Peygamber'e (s.a.v.) uymak gerek.
"Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."
"Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu: "Çalışmak âdetim, tevekkül hâlimdir."
Zayıf iman sahipleri, çalışmasına güvenir. Çalışmak, Peygamber'in (s.a.v.) sünnetidir. Kısmetli iman sahipleri tevekküle bağlanır, çalışmaya devam edersen Peygamber'in (s.a.v.) sünnetini işlemiş olursun.
Tevekkül yoluna kıymet verdikçe de Peygamber'in ruhaniyeti seni sarar. Her halinde Allah ve Peygamber'in (s.a.v.) emrini rehber tut.
Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu: "Emrimiz haricinde işlenen hiçbir şey makbul değildir."
Ölçü budur; her halinde Allah'ın emri ve Peygamber'in sünnetine tabi olmak…
Allah'ın ve Peygamber'in (s.a.v.) emirlerine uyun; şahsi arzularınıza uyarak ve hissiyatınıza mağlup olarak bid'at yoluna sapmayın!
İnsan her halini Peygamber'e (s.a.v.) benzetebilmeye çalışmalı. O'nun kalbinde yıldızlar ay, ay da güneş olmuştu. İçindeki nurlar dışa vurmuş, gizli halleri açık olmuştu. Her yan ve yön O'na göre tekti…
Hz. Peygamber (s.a.v.) haricinde yaratılanların hepsi arşın perdeleridir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise arşın kapısıdır. Allah, "Peygamber (s.a.v.) size neyi veriyorsa onu alın, vermediği şeyi ise istemekten kaçının" buyurmuştur. O'na tabi olmak bir perde değil; aksine Allah'a ermek için bir sebeptir.
Kalbi Yaratan'dan ayıracak şeyler bir bir eriyip gider. O kul kendini sevdiğinden ayıracak şeye bağlanmaz.
İman sahibi bu hale devam edince Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ondan razı olur. Kalbini Hakk'a götürmek ister. Ve O'nun önünde bir talebe olur.
Bu hali taşıdığı içindir ki, o Resul, Hak Teâlâ'ya şöyle yalvarır: "Bu kulun kalbini Sana vardırmam için Bana izin ver."
Kul, bu halde hizmetine devam ettirir ve bir gün: "Ey üstadım beni Şah'a ilet. O'nun kapısını göster; beni O'nunla olmaya bırak ve O'nun kapısına kadar götür. Elimi kollarına yapıştır ve öylece terk et. Ve öyle bir yere bırak ki, O'nu göreyim" der.
Bu talep üzerine Peygamber, onun elinden tutar, kapıya yaklaştırır, sonra Peygamber'e bir hitap gelir: "Ey elçi, ey delil ve muallim beraberindeki kim?"
Buna şu cevabı verir: "Sana malum, hayli zamandır bunu yetiştirdim. Bu kapıya hizmet için onu gönüllü eyledim."
Ve sonra o kulun kalbine döner: "İşte sen ve Yaratan'ın" deyip, onu oraya teslime eder.
Nasıl ki, Cibril de O'nu semaya çıkarırken aynı şeyi söylemişti… Yaratan'a yaklaştırdı ve dedi: İşte Sen, işte Yaratan'ın…"
Bir defasında Resulullah (s.a.v.)'a bir adam geldi ve "Ya Resulullah (s.a.v.) ben Seni seviyorum" dedi. Allah Resulü, "Öyleyse sıkıntılar için bir elbise hazırla" buyurdu.
Bir başka adam gelerek: "Ya Resulullah (s.a.v.), ben, Allah'ı seviyorum" dedi. Allah Resulü: "Öyleyse belalar için bir elbise giy" buyurdu.
Allah ve Resulü'nün muhabbet ve sevgisi, sıkıntı ve belalara yakın olarak bulunur. Allah'ı ve Resulü'nü sevdiğini iddia eden birisi bu sevginin yanında sıkıntı, musibet ve belaların bulunduğunu peşinen bilmeli ve bir gün olup bunlara maruz kalabileceğini hatırdan çıkarmamalıdır…
Belalar, velilere musallat edilmiştir. Ta ki, her aklına gelen, Allah'a yakınlık iddiasında bulunmasın." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)










































































