logo
23 HAZİRAN 2026

Saray âlimi Zühri

02.11.2020 00:00:00
'Saray âlimi Zühri' seslendirme dosyası:

Emevi ve Abbasiler döneminde İslam dini mecrasından çıkarılıp o kadar bozulmuştu ki, İslam'dan sadece bir isim kalmıştı dersek yanılmış olmayız. O dönemler için söylenen şu söz çok meşhurdur: "Kâbe'ye dönmekten başka bir doğru kalmamıştı..."

Düşünebiliyor musunuz sevgili okurlar İslam'dan ayakta kalan tek doğru "Kâbe'ye dönmekti…" Bu dönemler İmam Ali Efendimize minber ve mihraplardan sövüldüğü ve Ehl-i Beyt taraftarlarının diri diri gömüldüğü, katledildiği dönemlerdir. Bu dönemlerde dinin aslını bozmakta parayla devşirilen saray ulemaları meşhurdur.

Hadis uydurtma ve yalan hadis yayma metodu, Muaviye döneminden beri kullanılan bir taktiktir. En büyük din bozguncusunun Muaviye laneti olduğunu söyleyebiliriz. Muaviye, vermiş olduğu emir üzere Hz. Ali Efendimizi öven tüm hadislerin değiştirilip diğer halifelere ve kendisine mal edilmesini sağlamıştı.

Muaviye lanetinin en maharetli yalan hadis uydurun sahtekârları ise Ebu Hureyre, Amr b. As ve Muğayre b. Şu'be idi. 

İmam Seccad (a.s.) zamanında ise bu vazife saray âlimi Zührî'ye verilmişti.

İbn Şihab ez-Zührî (ö. 124/742), İslami ilimler tarihinin en önemli figürlerinden birisidir. Kendisi "hadisleri resmen tedvin eden ilk kişi" olmakla meşhurdur.

Prof. Dr. Haydar Baş hocamız "İmam Zeynelabidin" eserinde şu bilgilere yer veriyor:

Zührî, Tabiinden olan muhaddislerdendir. On sahabe ile beraber olmuştur. Mekhul'a, "Bugüne kadar gördüğünüz en bilgili kimse kimdir?" diye sorulduğunda, "Zührî'dir" demiştir. "Ondan sonra?" "Zührî." 

"Ondan sonra?" "Zührî." "Ondan sonra?" "Yine Zührî'dir" dedi. (İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.9, s.343).

İmam Zeynelâbidin (a.s.)'ın sohbet meclislerinden çok istifade ettiğini her zaman dile getiren Zührî, onun hakkında şöyle demiştir: "Hiçbir Kureyşli'yi Hüseyin oğlu Ali'den daha takvalı ve daha üstün görmedim." (İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.9, s.104).

Kaynaklara baktığımızda, Zührî'nin önceleri İmam Zeynelâbidin (a.s.)'ın dizinin dibinde terbiye gördüğünü ancak daha sonra Emevi sarayındaki ihtişama ve paraya kapılarak, bu büyük insanı terk ettiğini görüyoruz. Ömrünün sonlarına doğru kendisine dediler ki: "Keşke ömrünün bu son günlerinde Medine'de olsaydın, Peygamber (s.a.v.)'in camiinde bir direk dibinde otursaydın ve biz etrafına dizilip otursaydık, sen de halkı eğitseydin." Buna Zührî'nin cevabı şu oldu: "Eğer böyle yaparsam, derim soyulur, bu da benim yararıma olmaz. Ancak, dünyaya sırt çevirip ahirete sarılırsam, başka!" (İbn Kesir, c.9, s.348). Yani Zührî, dünyadaki makam ve parayı ahiretine tercih etmiştir.

Zührî'nin İmam (a.s.)'a olan hürmeti ile ilgili sözleri meşhurdur: "Ali b. Hüseyin (a.s.)'dan daha fakih birini görmedim." (İbn Asakir, Tarih-i Dimaşk, c.12, s. 19; Seyyidu'l Ehl, Zeynü'l Abidin babı, s. 43).

Zührî, Ali b. Hüseyin (a.s.)'ı hatırladığı her an ağlıyor ve şöyle diyordu: "İbadet edenlerin ziynetidir o." (Hilyetü'l Evliya, Ebu Naim, c.3, s.135).

Emevi iktidarı döneminde ümmet, Yezid gibi sarhoş halde namaz kıldıran, maymunlarla oynaşan halifeler gördü. Abdullah b. Zübeyr, Mervan b. Hakem gibi halifelik makamı için her şeyi göze alan kişilerle idare edildi. Abdülmelik b. Mervan ise, Ehl-i Beyt soyunu, masum İmam'ı zincirlerle bağlamaya cüret edebildi. Siyasî makamın bu icraatları, İslam'dan sapmaların yaşanmasından kaynaklanmaktadır. Bu ortamda ümmet ise, İslam itikadına olan inancını hep muhafaza edebilmiştir. Kaldı ki, bu bozuk düzende yapılanlar hep İslam'a mâl edilmiş, mü'minlerin emiri sıfatını taşıyanlar, İslam'ı kullanarak istedikleri gibi hareket etmişlerdir. Halk onlara ve söylediklerine inanmış ve ayaklanmanın önüne geçilmiştir. 

"İslam Halifesi" makamını, dünyalık bazı menfaatlere ulaşmak için kullanan Emevi zihniyeti, bu makamı elinden alacağından endişe ettiği Ehl-i Beyt'e karşı her türlü yolla saldırmıştır. Zührî'nin ağzından nakledilerek, ümmete söylenen bu hadislerden maksat Ehl-i Beyt'i, İmam Ali (a.s.)'ı ve O'nun soyundan gelen masum imamları küçük düşürmektir.

Emeviler ve Abbasiler döneminde öyle bir âlim sınıfı ortaya çıkmıştı ki, bunlar, saray fakihleri, hafızları, muhaddisleri ve kadılarıdır. Vazifeleri, halkın kendilerine olan güvenini kullanarak, siyasî iktidarın yönetimine karşı onları sessiz ve pasif bir hale getirmekti. 

Ehl-i Beyt'e ve bağlılarına baskı ve zulmün had safhaya ulaştığı bu dönemde, özellikle Zührî gibi âlimler, ümmete, "teslimiyetle yapılanları kabullen, sesini çıkarma" telkininde bulunuyorlardı. Kerbela sürecinde işlediğimiz gibi, İmam Hüseyin (a.s.)'ı şehit edenler, onun mübarek vücudunu atlara çiğnetenler, bu vahşetten, "Allah rızasını ve cenneti kazanmayı" umuyorlardı.

Bu âlim tabakası da, mü'minlerin emiri kabul ettikleri halifeye biati ve ona teslimiyeti dinin bir gereği olarak anlatmakta idiler. İmam Zeynelâbidin (a.s.), halkın üzerinde bu kadar etkisi olan saray ulemasına da nasihatlerde bulunmuştur. Onlara da, esas olanın kulluk olduğunu hatırlatarak, bulundukları mevkide kalıcı olmadıklarını ikaz etmiştir.

 
Adem Birinci / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.