Hz. Celal Abbas'ın büyüklüğü, yüceliği, kardeşliği, yiğitliği ve vefası kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyüktür.
Hz. İmam Hüseyin'in sancaktarlığını yapan Hz. Abbas ve diğer kardeşleri, Abdullah, Osman ve Cafer, 10 Muharremde Hz. İmam Hüseyin'le birlikte Kerbela'da şehit olmuşlardı.
Kerbela faciası sırasında YezİT ve yandaşları, Fırat suyunu Ehl-i Beyt ailesine yasaklamışlardı. Kerbela çölünde, kızgın güneşin altında günlerce bir yudum suya hasret bırakılan Ehl-i Beyt hanedanı, özellikle küçük çocuklar ve yaşlıların su, su diye feryatları dayanılmaz bir hal almıştı. Çocukların bu feryatlarına dayanamayan Celal Abbas, sürdü atını Fırat'tan yana; amacı bu masum yavrulara bir miktar su getirip, kısmen de olsa onların susuzluklarını dindirebilmekti. Ancak YezİT'in melun yandaşları, buna izin vermediler.
Celal Abbas, su tulumunu Ehl-i Beyt çadırlarına ulaştıramadı. Önce sağ kolunu, daha sonra da sol kolunu kestiler, daha sonra da o Kerbela Aslanını hiç acımadan şehit ettiler.
Hz. Abbas'ın Annesi Ümmül Benin, oğlu Abbas'la ilgili olarak şunları söylüyor: "Yavrum Abbas, daha küçük bir çocukken bir gün babası Hz Ali, onu kucağına almış; ellerini, kollarını öpmüş; sonra da ağlamaya başlamıştı. Onu bu halde görünce yüreğim yandı, ciğerim parçalandı. Zira, güzel ve şirin bir yavruyu kucağına alıp da ağlayan bir babayı ne görmüş, ne de duymuştum.
Kendi kendime; "Bunun bir sebebi olmalı" diye düşündüm. Daha sonra eşim Ali'ye dönerek niçin ağladığını sordum.
İmam Ali, bir yandan ağlıyor, bir yandan da cevap veriyordu: "Kerbela çölünde oğlum Hüseyin'e yardım edeceği sırada, kâfirler tarafından oğlum Abbas'ın kolları kesilecek" dedi.
Hz. Celal Abbas'ın annesi Ümmü'l Benin, Hz. Hüseyin'in şehit olduğu haberini aldığında ise "yüreğimi parçaladınız" diyerek hıçkırarak ağlamıştı. Her zaman şöyle derdi: Oğullarım ve yeryüzündeki her şey Hüseyin'e feda olsun. Oğlu Abbas'ın kanlı kalkanını gördüğünde ise daha fazla dayanamadı ve bayılarak yere yığıldı.
Savaşın ortasında suyun etrafından düşmanları kovup suyun kenarına eriştiğinde, ciğeri günlerdir susuzluktan kavrulmuş olduğu halde iken -işte o dehşet verici anda bile- kardeşi İmam Hüseyin ve Ehl-i Beyt'ten olan küçük Sakine'ye verdiği su getirme sözünü hatırlamıştır! Kurumuş dudaklarının günlerdir içmeyi arzusu olan suyu, kardeşi ve kardeşinin kızı içmeden içmeyi o ulvî gururuna yedirememiş ve avucuna kadar götürdüğü soğuk suyu içmeyerek nehre geri atmıştır! Tarihin sayfalarına bir göz atın, böylesi bir vefa, kardeşlik ve asalet örneği göremezsiniz…
Hz. İmam Hüseyin'in sancaktarlığını yapan Hz. Abbas ve diğer kardeşleri, Abdullah, Osman ve Cafer, 10 Muharremde Hz. İmam Hüseyin'le birlikte Kerbela'da şehit olmuşlardı.
Kerbela faciası sırasında YezİT ve yandaşları, Fırat suyunu Ehl-i Beyt ailesine yasaklamışlardı. Kerbela çölünde, kızgın güneşin altında günlerce bir yudum suya hasret bırakılan Ehl-i Beyt hanedanı, özellikle küçük çocuklar ve yaşlıların su, su diye feryatları dayanılmaz bir hal almıştı. Çocukların bu feryatlarına dayanamayan Celal Abbas, sürdü atını Fırat'tan yana; amacı bu masum yavrulara bir miktar su getirip, kısmen de olsa onların susuzluklarını dindirebilmekti. Ancak YezİT'in melun yandaşları, buna izin vermediler.
Celal Abbas, su tulumunu Ehl-i Beyt çadırlarına ulaştıramadı. Önce sağ kolunu, daha sonra da sol kolunu kestiler, daha sonra da o Kerbela Aslanını hiç acımadan şehit ettiler.
Hz. Abbas'ın Annesi Ümmül Benin, oğlu Abbas'la ilgili olarak şunları söylüyor: "Yavrum Abbas, daha küçük bir çocukken bir gün babası Hz Ali, onu kucağına almış; ellerini, kollarını öpmüş; sonra da ağlamaya başlamıştı. Onu bu halde görünce yüreğim yandı, ciğerim parçalandı. Zira, güzel ve şirin bir yavruyu kucağına alıp da ağlayan bir babayı ne görmüş, ne de duymuştum.
Kendi kendime; "Bunun bir sebebi olmalı" diye düşündüm. Daha sonra eşim Ali'ye dönerek niçin ağladığını sordum.
İmam Ali, bir yandan ağlıyor, bir yandan da cevap veriyordu: "Kerbela çölünde oğlum Hüseyin'e yardım edeceği sırada, kâfirler tarafından oğlum Abbas'ın kolları kesilecek" dedi.
Hz. Celal Abbas'ın annesi Ümmü'l Benin, Hz. Hüseyin'in şehit olduğu haberini aldığında ise "yüreğimi parçaladınız" diyerek hıçkırarak ağlamıştı. Her zaman şöyle derdi: Oğullarım ve yeryüzündeki her şey Hüseyin'e feda olsun. Oğlu Abbas'ın kanlı kalkanını gördüğünde ise daha fazla dayanamadı ve bayılarak yere yığıldı.
Savaşın ortasında suyun etrafından düşmanları kovup suyun kenarına eriştiğinde, ciğeri günlerdir susuzluktan kavrulmuş olduğu halde iken -işte o dehşet verici anda bile- kardeşi İmam Hüseyin ve Ehl-i Beyt'ten olan küçük Sakine'ye verdiği su getirme sözünü hatırlamıştır! Kurumuş dudaklarının günlerdir içmeyi arzusu olan suyu, kardeşi ve kardeşinin kızı içmeden içmeyi o ulvî gururuna yedirememiş ve avucuna kadar götürdüğü soğuk suyu içmeyerek nehre geri atmıştır! Tarihin sayfalarına bir göz atın, böylesi bir vefa, kardeşlik ve asalet örneği göremezsiniz…
Adem Birinci / diğer yazıları
- Kerbela’ya adım adım -5- / 01.07.2026
- Adım adım Kerbela -4- / 29.06.2026
- Adım adım Kerbela -3- / 28.06.2026
- Adım adım Kerbela -2- / 27.06.2026
- Adım adım Kerbela / 24.06.2026
- Harun'a yapılan ihanet, Ali'ye karşı tekrarlandı / 04.06.2026
- Ya Fatıma / 07.05.2026
- "Ey Osman yoksulları sen yoksullaştırdın, zenginleri daha da sen zenginleştirdin" / 23.04.2026
- Prof. Dr. Haydar Baş’ın öngörüsü, mücadelesi ve mirası / 19.04.2026
- İmam Ali'nin unvanları / 17.04.2026
- Adım adım Kerbela -4- / 29.06.2026
- Adım adım Kerbela -3- / 28.06.2026
- Adım adım Kerbela -2- / 27.06.2026
- Adım adım Kerbela / 24.06.2026
- Harun'a yapılan ihanet, Ali'ye karşı tekrarlandı / 04.06.2026
- Ya Fatıma / 07.05.2026
- "Ey Osman yoksulları sen yoksullaştırdın, zenginleri daha da sen zenginleştirdin" / 23.04.2026
- Prof. Dr. Haydar Baş’ın öngörüsü, mücadelesi ve mirası / 19.04.2026
- İmam Ali'nin unvanları / 17.04.2026
























































