Okurlarımızdan Nazmi Zeybek Türk bir e-mail göndermiş ve Milli Ekonomi Modeli'nin para politikaları ile bazı sorular sormuş. Sorular şöyle:1) Senyoraj hazineye sürekli gelir üretebilir mi?2) 10 liralık malın, 5 liralık paranın bulunduğu bir ülke var mı?3) 1980 yılı öncesinde kurlar devletçe belirlenir, istenildiği zaman para basılır idi. Açıkladığınız para tanımı ve enflasyonsuz para basma modeli uygulanabildi mi?Öncelikle ilgi ve alakasından dolayı Nazmi Bey'e teşekkürlerimizi sunarız. Senyoraj, bir ülkenin sahip olduğu para basma hakkıdır. Senyorajı belirli bir mantık ve hedef doğrultusunda kullandığınız takdirde, ekonomiyi sürekli bir büyütecek ciddi adımlar atarsınız. Rasgele ve planlamadan uzak bir senyoraj işlemi yanlış sonuçlar doğurabilir. Bu konuda misal 1980 öncesidir. Doğru, Türkiye bu yıllarda para basmıştır, ama basılan para ihtiyaç olan yere değil, yanlış hedeflere yönlendirilmiştir.80 öncesinde ülkemizde uygulanan politikalar IMF tavsiyelidir. IMF basılan paraların otel, yol, park, bahçe gibi ölü yatırımlara harcanmasını tavsiye etmiş, üretime ve de üretimi tetikleyecek olan tüketime kullanılmasına asla müsaade etmemiştir. Esasen senyorajı bu gayeyle kullanmak ekonomik bir intihardır.80 sonrası ise senyoraj ülkemizde tamamen kaldırılmıştır, Merkez Bankası atıl bir kuruma dönüştürülmüştür.Para politikalarının düzenli olarak kullanıldığı dönem 1923- 1938 yılları arasıdır. Bu dönemde Batılı ülkelerin yanlış yönlendirici tavsiyeleri dikkate alınmadan milli bir model hayata geçirilmiştir. Milli paramız üretimi tahrik için kullanılmış ve elde edilen sürekli büyüme de hazineye sürekli bir gelir kazandırmıştır. Bunun neticesinde Osmanlı gibi büyük bir imparatorluğu ekonomik olarak tamamen çökerten Duyunu Umumiye borçları kapanmış ve ülkemiz ekonomik bağımsızlığına kavuşmuştur.O günün kısıtlı imkanlarıyla yapılan bu milli atılımın formülize edilmiş, sistematiğe oturtulmuş ve Kapitalist modelleri bir kenara koydurabilecek mükemmel bir model haline gelmiş hali sık sık yazılarımızda da bahsettiğimiz Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in Milli Ekonomi Modeli'dir.Önemine binaen tekrar etmek lazım ki, 1938 yılı öncesi basılan para üretime kanalize olduğundan ürettiği katma değer sürekli büyümeye sebep olmuş. Sonraki yıllarda ise Batılı ülkelerin yanlış yönlendirmeleriyle ölü yatırımlara sevkedilmiş.Dün basılan paramızı yanlış yönlendirenler bu gün "para basma enflasyon olur" diyor. 80'li yıllardan önce ölü yatırımlar için para bastık enflasyon durmadan yükseldi, çünkü basılan paranın karşılığında bir katma değer üretilmedi. Para vardı, ama paranın alabileceği ürün ve hizmet ortada yoktu. Sana yağı ve tüp kuyruklarını hatırlayın. Talep fazlaydı, ama arz yoktu. Tam bir talep enflasyonu yaşanıyordu.80'li yıllardan sonra ise para basma işlemi sona erdi. Kendi paramızı tamamen devre dışı bırakıp, dışarıdan alınan faizli kredilerle üretim yapmaya başladık. Devlet kurumları da bunu yaptı, özel sektör de. Enerjide de bu yapıldı, hammadde temininde de, ulaşımda da. Dolayısıyla maliyetler sürekli artmaya başladı. Talep enflasyonu yerini maliyet enflasyonuna bıraktı.Para basılmadığı için, piyasada para darlığı yaşanmaya başlandı. Artan maliyetler karşısında devlet hizmetlerini kısmaya, çalışanlarının maaşlarını da düşük tutmaya başladı. Özel sektörde de durum aynı oldu.Vatandaşın alım gücü düştükçe düştü. Üretici çek,senet ve kredilere sarıldı, vatandaş da kredi kartlarına. Ama bu unsurların hepsi, "gelecekte para elime geçecek" varsayımına dayalıydı ve korkulan oldu, bu para gelmedi. Şu an 1 milyona yakın vatandaşımız bankaların kara listesine alındı ve bu sayı her yıl yüzde 30-35 oranında artıyor. 20 yıldan beri para basmama politikaları devam ettiği için şu an ülkemizde üretilen mal ve hizmetlerin karşılığı bulunmamaktadır. 2005 yılında 400 milyar doların üzerinde milli gelir, yani "üretilen mal ve hizmet" elde edilmesine rağmen, bunların karşılığı para piyasada bulunmamaktadır. Resmi verilere göre ülkemizde emisyon hacmi 18 milyar YTL (yaklaşık 13 milyar dolar) civarındadır. Bu para milli gelirin yüzde 3'ü kadardır.Daha önceki yazılarımda bahsettiğim 10 liralık mal, 5 liralık para okurlarımızın daha iyi anlaması için basitleştirilmiş bir misaldi. Ülkemizde bu durum daha da vahim. Ülkemizde yukarıda bahsettiğimiz resmi rakamlara göre 100 liralık mal ve hizmet, 3 liralık para var.Zaten ülkemizdeki parasızlığın, talep daralmasının, maliyetlerin yüksek olmasının temel sebebi de bu.Peki, olması gereken nedir?Para, emeğin ve üretimin karşılığı olduğu müddetçe, spekülatif piyasalarda, yani para ile para kazanma piyasalarında değil de reel piyasalarda üretimi ve tüketimi tetikleyen bir unsur olduğu müddetçe enflasyon olmayacaktır, sürekli büyüme de sağlanacaktır.Örneğin Milli Ekonomi Modeli'nde sosyal devlet projeleri vardır. Bunlar yapılan hesaplara göre 40 milyar YTL'lik bir parayı gerektirmektedir. Bu projelerde amaç tüketim kabiliyeti olan vatandaşımızın canlandırılmasıdır. Annelere emekli maaşı, çocuk parası, 100 milyar liranın altında geliri olandan vergi almama? vs bu kapsama dahildir.Neticede 40 milyar YTL piyasaya sürülüyor. Ekonomik kurallara göre bir para ortalama 15 kez el değiştirir. 40 milyar YTL para 15 defa el değiştirdiğinde bu 600 milyar YTL'lik işlem hacmi demektir. Üreticiden aldığınız vergi 100-150 milyar YTL olacaktır.Böyle bir sistemle, para hedefini bulacaktır, vatandaş alım gücüne sahip olacaktır, üreticiler malını satabileceği pazara kavuşacaktır, devlet ise piyasaya sürdüğü paranın 2-3 mislini kasasına koyabilecektir.Nazmi Bey, satırlarımızın sınırlarını zorlayarak bu kadarını size aktarabiliyorum. Daha detaylı bilgi için mutlaka bir Milli Ekonomi Modeli kitabı temin etmenizi ve Milli Ekonomi Modeli seminerine katılmanızı tavsiye ederim. Saygılarımla.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
























































