




İnsanlar korku ve dehşetlerinden dizleri üzerine çökmüş oldukları halde, Cehennem azgın deve gibi harekete gelir. Bu durumda yüksek bir ses duyulur. Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve veliler yerlerinden kalkarlar. Sonra kul haklarının görüldüğü bir yere gelirler. Sonra bir başka yere gelirler. Üçüncüsünde Allah-ü Teâlâ'nın huzuruna çıkarılırlar. Bu durumda amel defterleri uçup gelir ve insanların eline düşerler. Bazısının amel defteri sağ tarafından, bazısının sol tarafından, bazısının da arka tarafından verilir. Amel defteri sağından verilenlere, nûr-i İlâhîden nûr verilir. Hallerinin iyiliği için kendileri tebrik edilir. Sırât'ı Allah-ü Teâlâ'nın rahmeti ile geçerler. Cennete girerler. Cennet hazineleri, melekleri onlara, elbiseler, binekler ve buraklar ve onlara lâyık şeylerle girecekleri Cennetlerin kapıları önünde verip, onları karşılarlar. Onlar gidecekleri yerlere ayrılırlar. Köşk ve saraylarına sevinçle varırlar. Zevcelerinin yanlarına gidip, dillerin anlatamadığı, gözlerinin göremediği, kalplerinden geçiremedikleri zevcelerine bakarlar. Yerler, içerler ve süslerini takarlar. Kendilerine ayrılan zevceleri ile sohbet ederler. Sonra kendilerinden hüzün ve kederi gideren, hesaplarını kolaylaştıran yaratanlarına hamd ederler. Sonra Rablerinin kendilerine verdiği şeylere, "Bize hidayet veren Allah-ü Teâlâ'ya hamd olsun. O hidayet etmeseydi, hidayete eremezdik" ayetini okurlar ve şükrederler.
Dünyada yakînlerl, imanları ve tasdikleri olduğundan, Allah-ü Teâlâ'dan korkup, yine O'ndan ümid edenlerden oldukları halde, ahiret için öncelik verdikleri sâlih amelleri sebebiyle gözleri aydın olur. Bu durumda kurtulacaklar kurtulmuş, kâfirler veyl ve helake duçar olmuş olurlar.
Amel defterleri sol tarafından ve arkalarından verilenlerin yüzleri siyah, gözleri gök ve mavi olur. Burunlarına dağ (damga) vurulur. Cesetleri büyür, derileri kalınlaşır. Amel defterine bakıp, Kehf suresi, kırk dokuzuncu ayet-i kerimede bildirildiği üzere, "Küçük ve büyük günahlardan bir teki bile terk edilmeyip, hepsi sayılmış, yazılmış" olarak gördüklerinde korkarlar ve kendilerine esef ederler, "eyvah helâk olduk" derler.
Sonları kötü, zanları bozuk, ümitleri kesilmiş, korku ve dehşetleri kuvvetli, gam ve gussaları artık ve haddinden fazla olur. Onlar kalpleri sarsan, gözleri ağlatan keskin ve şiddetli emri, ağlatan, inleten büyük olaylar gördüklerinden dehşetin çokluğundan başları eğilmiş, gözlerini zül ve hakaret kaplamış, belleri bükülmüş oldukları halde gözlerini Cehenneme dikerler. Kendilerine bakamazlar. Bu durumda Rablerinin kulu olduklarını söylerler, günahlarını itiraf ederler. Onların bu ikrar ve itirafları, Mülk sûresinin on birinci ayetinde bildirildiği gibi, ebedî Cehennemde kalmalarına hüküm verilmiş olmaktan başka hiçbir fayda vermez.
(Günyetü't-Tâlibîn'den…)














































































