Stagflasyon tehlikesi
Türkiye'de yüzde 25'e dayanan enflasyon ve 2019'da 'sıfır büyüme' ihtimalinin giderek güçlenmesi, ekonomide en kötü senaryo olarak bilinen, hem durgunluk hem de yüksek enflasyonun aynı anda yaşanması anlamına gelen 'stagflasyon' tehlikesini ortaya çıkardı





Yüzde 24.5'lik Eylül ayı enflasyonu ile Türkiye, iktisat literatüründe 'stagflasyon' adı verilen yeni bir döneme giriş yapmış oldu. Yüksek enflasyonun ve düşük büyümenin aynı anda yaşanması anlamına gelen stagflasyon, uzmanlara göre ekonomide en kötü senaryo. Stagflasyon sürecine giren ülkelerde bir yandan işsizlik ve hayat pahalılığı artarken, diğer yandan yeni vergi ve zam dalgaları görülüyor. Uzmanlara göre, Türkiye'deki geçmiş krizlerden farklı olarak bu kez işsiz, emekli ve esnafı çok daha zor bir süreç bekliyor.
Bu öngörü bile aslında mevcut enflasyon hızına baktığımızda stagflasyona girildiğinin en açık göstergesi" diye konuştu. Bir ülkede yüksek enflasyon sorununun sıkı makiye politikaları ile dizginlenebileceğini ancak stagflasyon sürecine giren bir ülkede sıkı mali politikaların sorunu çözmede yetersiz kalacağını kaydeden Prof. Demiralp, "Bu tür durumlarda ülke ekonomisi, krizden çıkmak için daha ağır bir bedel ödemek zorunda kalıyor" dedi.
Türkiye ekonomisinin 2009 yılında yüzde 4.7 küçüldüğüne, buna karşın enflasyonda hedeflerin tutması nedeniyle ağır bir tahribat yaşanmadığına işaret eden Prof. Demiralp, şöyle devam etti: "Türkiye'de daha önceki düşük büyüme ya da küçülme süreçlerinde fiyatlar da düşüşe geçerdi. Ama bugün hem düşük büyüme hem de giderek artan bir enflasyon var. Bu da bir yandan iş kayıpları yaşanırken, diğer yandan her türlü mal ve hizmette fiyat artışlarına neden oluyor."
Bir ülkede büyüme oranının nüfus artış oranının altında kalmasının 'durgunluk' olarak tanımlanabileceğini dile getiren eski BM Kalkınma Programı Müdürü, ekonomist Bartu Soral'a göre de, Türkiye mevcut durumda net bir şekilde stagflasyon sürecine girmiş bir ülke olarak adlandırılabilir.
2018'in son çeyreğinde ve 2019'da Türkiye'nin sıfır büyüme ya da küçülme yaşayacağının artık neredeyse kesin olduğuna işaret eden Soral, "Bu süreçte enflasyonun da yüzde 30'u geçeceğini düşünüyorum" dedi.
Son 10 ayda Türkiye'de ekonomik parametrelerin çok hızlı bir değişim geçirdiğine işaret eden Soral, "Son 10 ayda dolar yüzde 56 arttı, faizler yüzde 12'den yüzde 36'lara geldi, Merkez Bankası politika faizini yüzde 8'den yüzde 24'e çıkardı. Özel sektörün 372 milyar dolar olan dış borcu TL bazında yüzde 56 arttı" ifadesini kullandı. Bu ortamda özellikle tüketici kredisi borcu olan işsiz, emekli ve esnafın stagflasyon sürecinden çok ağır darbe alacağını ifade eden Soral, "Bu süreçte hane halkı geliri her geçen gün eriyecek. Dışarıdan borç alarak büyüyen tüm ülkeler bunu yaşadı. Şimdi biz duvara çarptık" değerlendirmesinde bulundu.
Bu oranlar, Temmuz ayında güncellenen DEG'de sırasıyla yüzde 4.2 ve yüzde 3.9 seviyesindeydi. DEG'de, ayrıca Türkiye ekonomisine ilişkin enflasyon, cari açık ve işsizlik beklentilerine yer verildi. Buna göre, Türkiye'de tüketici fiyat endeksinin bu yılın sonunda yüzde 15 ve gelecek yılın sonunda yüzde 16.7 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.
Kuruluşun işsizlik oranı tahminleri ise bu yıl sonu için yüzde 11 ve 2019 sonu için yüzde 12.3 olarak belirlendi. Raporda, cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranının bu yılın sonunda yüzde 5.7'e yükseldikten sonra gelecek sene yüzde 1.4'e gerileyeceği öngörüsünde de bulunuldu.















































































