logo
10 EYLÜL 2026

Tanrının son baharı

10.09.2026 00:00:00
 

Dünya döndükçe son baharlar da, yazlar da tükenmez elbet. Ancak yaşadığımız bu sonbahar insanlık adına yüz karası olaylar ve yanlışlarla dolu geçiyor. Benin gücüm olsa duruma müdahale eder, iyi insanlar ile kötü insanları birbirinden ayırarak iyilerin gözü önünde kötüleri cezalandırırdım. 

Yaşam dediğimiz şey bütün kitapların bize armağan olarak sunulduğunu söylediği, dünya üstündeki bir süreç. Varlığımızın kıymetini şekillendiren şeyler var. Mesela başkalarına yardım, dünyanın geleceğini güzelleştirmek ve emanet edilenleri korumak gibi kurallar var. Bunları unutmamak gerekiyor. Hepimizin ilahi bir güç tarafından görevlendirildiğini de aklımızdan çıkartmamamız, sevgi dünyasında yaşayıp, yardımlaşmayı sürdürmemiz emrediliyor. 

Neredeyse dünyanın sonunu hazırlayan bombalar, silahlar, savaşlar bizi adım adım dünyanın sonuna götürüyor. İklimlerin dengesizleşmesi, susuzluk ve kuraklık açlık ve sefaletin habercisi. Düne kadar bahçede açık havada ürettiğimiz, ağaçlarda bulduğumuz meyve ve sebzeleri şimdilik seralarda yetiştirirken, yarınlarda fabrika tipi fanuslarda yetiştirmek zorunda kalacağız. 

Yağmur ve sel baskınlarına karşı inşa edilmiş seralar fabrikaların yerini alacak. Aşırı sıcakların ulaşamayacağı kalın duvarlı klimatik salonları hayal edin. Yapay ısıtıcı ve havalandırıcıların kullanıldığı meyve ağaçlarının bulunduğu koridorları, korumalı yapıları bir hayal edin. Şimdi nasıl tavuklar güneşi görmeden civciv sonrasında besi pilici oluyorlar ve durdukları yerde günde iki kez yumurtluyorlar ise,  hormonlu gıdalardan şikâyet etmeye hakkımız yok. Antibiyotik deposu yemlerle beslenip soframıza geliyorlarsa, yarın keçi, koyun ve diğer besi hayvanlarını da ayni son bekliyor. 

Yıllar önce bir kampımızda izcilerimizi yakındaki bir köye götürüp süt sağmayı, yumurta toplamayı, topraktan taze patates toplamayı öğretmek istemiştik. Benim için başarısız bir deneyim olmuştu. Geriye döndüklerinde hiç birisi gördüğü manzaradan ve yaşadıklarından memnun kalmamış, eğitim projemiz başarısız olmuştu. Sütün sağılma koşullarını bilmeyenler, bu ürünleri temiz şişe ve paketlerde marketten alanlar hayal kırıklığına uğradıklarını söylemişlerdi.  Yumurtanın tavuktan çıktığını nazari olarak bilenler kümes gerçeği ile karşılaştıklarında ürkmüşler ve kamp boyunca bir daha yumurta yememişlerdi. Dahası patatesi topraktan ayıklayanlar ağaçta yetişmediğini görünce şaşırmışlardı. Bizde o zaman okulda öğretilen şeylerin ne kadar eksik olduğunu görmüştük. Oysa her şey bize ambalajlanarak sunulduğu için hiç kimse menşeini merak etmiyordu. Anlayacağınız kimi ineğin memesinden çıkan süt içmekten vaz geçti, kimi yumurtanın tavuğun poposundan çıktığını görünce tabağındaki yumurtaya, çok sevmelerine rağmen kızarmış patatese dokunmamıştı. Biz çocukların hayallerini yıkmıştık. 

Çünkü onlar bilgisayar oyunlarında kurulan çiftlikleri, para kazanılan şişe sütleri, yumurta kolilerini, patates çuvallarını biliyorlardı. Bu durum beni ve arkadaşlarımı çok düşündürmüştü. 

Kaybolup giden köy hayatından, oradaki üretimden bahsediyoruz da; şehirlerde yaşadığımız dehşeti ve dolandırıcılıkları, yalan ve kandırmacaları unutuyor muyuz? Kurbağanın kan dolaşımı ile bize vakit kaybettiren eğitim sisteminde çocuk ve gençlerin birbirlerine mobing uyguladıkları hatta tacize uğraması için nasıl bir tedbir alınıyor ve ne öğretiliyordu? Müfredatımızda ne vardı? Elbette hiçbir şey… Pek çok ülkede küçük çocuklara bile öğretmenlerinin sarılması, öpmesi, elini tutması taciz sayılmışken, bizde küçük yaşta evliliklerin ortaya çıkması dış dünyada fırtınalar yaratmaya ve imajımızı sarsmaya devam ediyordu.  

Çocukların eline birer telefon sıkıştırıp susturmayı marifet sayan "Ne yapayım? Başka türlü susmuyor" diyen ebeveynler oldukça,  ödevlerini çalışmak yerine telefon ekranından kopya çeken öğrenciler yetiştikçe yeni nesli tembellik, kolaycılık ve kandırmacılık, bencillik gibi kavramlarla başa çıkamayacağız. Kötü alışkanlıklar edinmiş bir nesil yetiştirmeye devam edeceğiz. 

O nedenle yazımın başlığını Tanrının son baharı koydum. Son baharı oluşturan nedenleri düşünmek, arkasından gelecek kışın ve insanlığın düşeceği dehşet günlerini önlemeye çalışmak zorundayız.  Yoksa geride bir şey kalmayacak… Bir kez daha helak olacağız… Ama bu sefer kendi elimizle…  

 
 
Taner Tümerdirim / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.