Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılması, Millî Mücadele'nin seyrini önemli ölçüde değiştirdi. Yunan ordusunun Ankara'ya doğru ilerleyişi durdurulmuş, düşmanın taarruz gücü büyük ölçüde kırılmıştı. Ancak savaş henüz sona ermemişti.
Şimdi önümüzde yeni ve daha uzun bir dönem vardı.
Sakarya'da kazanılan zaferin ardından Türk ordusu hemen büyük bir saldırıya geçmedi. Çünkü büyük bir zafer yalnızca cesaretle değil, doğru zamanda yapılan doğru hazırlıklarla kazanılabilirdi.
Ordunun eksiklerinin tamamlanması, silah ve mühimmatın artırılması, askerî birliklerin yeniden düzenlenmesi ve taarruz için gerekli hazırlıkların yapılması gerekiyordu.
Bu süreç, millet için yeni bir sabır imtihanıydı.
Çünkü zaferin yaklaşmakta olduğunu hisseden bir millet, bir an önce sonucun alınmasını istiyordu. Fakat savaş meydanında duygular kadar hesap, plan ve zamanlama da önemliydi.
Türk ordusu, Sakarya'nın ardından savunma konumundan taarruz hazırlığı yapan bir ordu hâline geldi.
Bu değişim, Millî Mücadele'nin geldiği noktayı göstermesi bakımından son derece önemliydi.
Artık düşmanın saldırısını karşılamakla yetinmek yerine, düşmanı Anadolu'dan tamamen çıkarmak hedefleniyordu.
Bu hedef doğrultusunda ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için milletin bütün imkânları kullanılmaya devam edildi. Anadolu insanı, yıllardır süren savaşların getirdiği yorgunluğa rağmen fedakârlıktan geri durmadı.
Çünkü herkes biliyordu ki kazanılacak zafer, yalnızca o günün değil, gelecek nesillerin de kaderini belirleyecekti.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve komuta kademesi, büyük taarruzun planlarını büyük bir dikkatle hazırladı. Düşmanın savunma hattının zayıf noktaları değerlendirildi ve taarruzun zamanı konusunda titiz bir çalışma yürütüldü.
Nihayet beklenen gün yaklaştı.
26 Ağustos 1922 sabahı Türk ordusunun topçu ateşiyle başlayan Büyük Taarruz, yıllardır süren mücadelenin en önemli askerî harekâtı oldu.
Bu saldırı, sıradan bir cephe hareketi değildi. Arkasında yılların acısı, kayıpları, sabrı ve fedakârlığı vardı.
Anadolu'nun dört bir yanında yaşayan insanların duası, umudu ve emeği bu mücadeleyle birleşmişti.
Artık yıllardır işgal altında bulunan vatan topraklarının kurtuluşu için son büyük mücadele başlamıştı.
26 Ağustos'ta başlayan taarruz, birkaç gün içerisinde Türk ordusunun üstünlüğünü açıkça ortaya koyacak ve 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da tarihî bir zafere dönüşecekti.
Fakat o zaferin büyüklüğünü anlamak için, şimdi o günün sabahına ve Dumlupınar'da yaşanan büyük mücadeleye daha yakından bakmak gerekiyordu.
Çünkü bazı sabahlar vardır ki yalnızca güneş doğmaz; bir milletin bahtı da yeniden doğar.
(Devam edecek…)
Şimdi önümüzde yeni ve daha uzun bir dönem vardı.
Sakarya'da kazanılan zaferin ardından Türk ordusu hemen büyük bir saldırıya geçmedi. Çünkü büyük bir zafer yalnızca cesaretle değil, doğru zamanda yapılan doğru hazırlıklarla kazanılabilirdi.
Ordunun eksiklerinin tamamlanması, silah ve mühimmatın artırılması, askerî birliklerin yeniden düzenlenmesi ve taarruz için gerekli hazırlıkların yapılması gerekiyordu.
Bu süreç, millet için yeni bir sabır imtihanıydı.
Çünkü zaferin yaklaşmakta olduğunu hisseden bir millet, bir an önce sonucun alınmasını istiyordu. Fakat savaş meydanında duygular kadar hesap, plan ve zamanlama da önemliydi.
Türk ordusu, Sakarya'nın ardından savunma konumundan taarruz hazırlığı yapan bir ordu hâline geldi.
Bu değişim, Millî Mücadele'nin geldiği noktayı göstermesi bakımından son derece önemliydi.
Artık düşmanın saldırısını karşılamakla yetinmek yerine, düşmanı Anadolu'dan tamamen çıkarmak hedefleniyordu.
Bu hedef doğrultusunda ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için milletin bütün imkânları kullanılmaya devam edildi. Anadolu insanı, yıllardır süren savaşların getirdiği yorgunluğa rağmen fedakârlıktan geri durmadı.
Çünkü herkes biliyordu ki kazanılacak zafer, yalnızca o günün değil, gelecek nesillerin de kaderini belirleyecekti.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve komuta kademesi, büyük taarruzun planlarını büyük bir dikkatle hazırladı. Düşmanın savunma hattının zayıf noktaları değerlendirildi ve taarruzun zamanı konusunda titiz bir çalışma yürütüldü.
Nihayet beklenen gün yaklaştı.
26 Ağustos 1922 sabahı Türk ordusunun topçu ateşiyle başlayan Büyük Taarruz, yıllardır süren mücadelenin en önemli askerî harekâtı oldu.
Bu saldırı, sıradan bir cephe hareketi değildi. Arkasında yılların acısı, kayıpları, sabrı ve fedakârlığı vardı.
Anadolu'nun dört bir yanında yaşayan insanların duası, umudu ve emeği bu mücadeleyle birleşmişti.
Artık yıllardır işgal altında bulunan vatan topraklarının kurtuluşu için son büyük mücadele başlamıştı.
26 Ağustos'ta başlayan taarruz, birkaç gün içerisinde Türk ordusunun üstünlüğünü açıkça ortaya koyacak ve 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da tarihî bir zafere dönüşecekti.
Fakat o zaferin büyüklüğünü anlamak için, şimdi o günün sabahına ve Dumlupınar'da yaşanan büyük mücadeleye daha yakından bakmak gerekiyordu.
Çünkü bazı sabahlar vardır ki yalnızca güneş doğmaz; bir milletin bahtı da yeniden doğar.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Sakarya'dan Büyük Taarruz'a: Zafer için hazırlık / Zafere giden kutlu yol -5- / 10.09.2026
- Sakarya'ya uzanan yol: Varoluş mücadelesinin dönüm noktası / Zafere giden kutlu yol -4- / 09.09.2026
- Cepheden cepheye: Millî Mücadele'nin çetin yılları / Zafere giden kutlu yol -3- / 08.09.2026
- İşgalden direnişe: Millet iradesinin uyanışı / Zafere giden kutlu yol -2- / 07.09.2026
- Bir milletin varoluş mücadelesi / Zafere giden kutlu yol -1- / 06.09.2026
- Dünya değişirken Türkiye yeni bir dönemin eşiğinde / 05.09.2026
- Bir düşmanın devlet içinde yeniden tanımlanması / 04.09.2026
- Tarih bize ne söyleyecek? / 03.09.2026
- Yeni düzenin şifreleri / 02.09.2026
- Ortadoğu'da taşlar neden şimdi yer değiştiriyor? / 01.09.2026
- Sakarya'ya uzanan yol: Varoluş mücadelesinin dönüm noktası / Zafere giden kutlu yol -4- / 09.09.2026
- Cepheden cepheye: Millî Mücadele'nin çetin yılları / Zafere giden kutlu yol -3- / 08.09.2026
- İşgalden direnişe: Millet iradesinin uyanışı / Zafere giden kutlu yol -2- / 07.09.2026
- Bir milletin varoluş mücadelesi / Zafere giden kutlu yol -1- / 06.09.2026
- Dünya değişirken Türkiye yeni bir dönemin eşiğinde / 05.09.2026
- Bir düşmanın devlet içinde yeniden tanımlanması / 04.09.2026
- Tarih bize ne söyleyecek? / 03.09.2026
- Yeni düzenin şifreleri / 02.09.2026
- Ortadoğu'da taşlar neden şimdi yer değiştiriyor? / 01.09.2026
























































