Aksini iddia eden var mı? Ülkemizde kaynak adına, zenginlik adına, işgücü adına, beyin adına yok, yok.
Ama çok az bir kesim hariç milyonlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa ortadaki sorun yalnızca yönetim anlayışı ve ekonomik olarak adlandırılamaz.
Sorun sistem sorunudur! Yani kapitalizmdir, serbest piyasa anlayışıdır, faizdir, kur politikalarıdır.
Sorun bu. Sebep ise sistemden taviz vermeyen siyasetçilerdir. Asıl sebep veya fail ise insanımızdır. Çünkü biz, vekâlet sahibiyiz. Verdiğimiz vekalet ile bu noktaya getirildik. Al vekaleti, sorun bitsin.,
Tabi bu noktada 'insanımız ne kadar özgür' sorusu karşımıza çıkıyor.
Denilebilir ki, evde, sokakta, işte hülasa hayatın tamamında özgürüz!
Hayır! Özgür değiliz. Kapitalizm hapishanesinde, kapitalizmin bize çizdiği sınırlar içinde yaşıyoruz. Sınırları zorlamaktan korktuğumuz için kendimizi 'özgürüz' diye avutuyoruz.
Ama insan hakları var!
O da kapitalizmin çizdiği sınırlar içindeki haklar.
İnsanın eğitim hakkı var deniliyor ama kaliteli eğitime ulaşamıyorsa, sağlık hakkı var ama tedaviye erişmekte zorlanıyorsa, barınma hakkı var ama ömrünü kira ödemek için tüketiyorsa, o hak, insan hakkı değil kapitalizme mahkumiyettir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın tabiri ile 'yaşanmayan hak, insan hakkı değildir'.
Baş Hocamız başka bir sözünde ise 'hazine üzerinde dilencilik yapıyoruz' diyordu.
Türkiye fakir bir ülke değildir. Bereketli topraklarımız var. Tarım, sanayi var. Genç ve çalışabilir nüfusu var. Enerji kaynaklarımız, denizlerimiz, ABD'nin gözünü kamaştıran madenlerimiz var. Dahası stratejik bir coğrafyamız var.
Fakat bütün bu zenginliklere rağmen milyonlarca insanımız geçim sıkıntısı yaşamakta. Sefalet ücretine mahkum edilmekte. Emekli ayın sonunu getirmeye yetmemektedir.
Asgari ücretli için 'ev sahibi olmak' hayal haline gelmiştir. Gençler diplomalarının karşılığında iş bulamamaktadır. Aileler çocuklarının eğitim, barınma ve gelecek kaygısını taşımaktadır.
Demek ki devletimizin sahip olduğu zenginlikler, insanımızı zenginliği, refahı anlamına gelmiyor.
Neden sorusunun cevabı uygulanan sistemdir. Çünkü kapitalist anlayış, üretimden önce kârı, insandan önce sermayeyi merkeze koyuyor.
Bu sistem 'kaynaklar sınırlıdır' anlayışı ile şirki temsil ederken, 'ihtiyaçlar sınırsızdır' anlayışı ile de bilimsel gerçekleri inkar etmektedir.
Vahim olan ise Müslüman oldukları halde bu sistemden taviz vermeyen siyasetçiler ve bu anlayışlara destek veren insanımızın körlüğüdür.
'Büyüdük, büyüyoruz' masalı
Türkiye'de iktidarlar değişiyor, partiler değişiyor, sloganlar değişiyor. Fakat ekonomik sistemin temel mantığı hiçbir zaman değişmiyor.
Seçim meydanlarında 'millet' deniliyor. 'Refah' deniliyor. 'Büyüme, istihdam' deniliyor. 'Yatırım, bolluk, bereket, hak, emek, adalet' deniliyor. Yani bütün iktidarlar aynı masalı anlatıyor.
Evet, üretim çeşitlenmiş, üretim artmış, piyasalar hareketli, ihracat artmış. Ama bir tarafta dev şirketler, büyük sermaye grupları ve bankaların fahiş kârlardan söz edilirken diğer tarafta vatandaş pazardaki fiyat etiketleri karşısında çaresiz!
Sahi kim büyüdü? Büyüyen kim?
Büyüdük, diyenlere soruyorum: İnsan ekonominin aracı mıdır yoksa amacı mı? Üretimin amacı yalnızca daha fazla para kazanmak mıdır?
Ya devlet! Devlet kimin yanında?
Devletin varlık sebebi yalnızca ekonomi rakamlarını açıklamak mıdır? Yoksa insanının, onuruyla yaşayabileceği bir düzen kurmak mı?
Devletin görevi sermayenin karşısında insanını yalnız bırakmak mı yoksa emeği, üreticiyi, tüketiciyi, emekliyi, genci, çocuğu ve dar gelirliyi koruyabilecek güçlü bir sosyal-ekonomik düzen kurmak mıdır?
Türkiye'nin ihtiyacı kapitalizmin bütün araçlarını reddedip insanı merkez koyan Milli Ekonomi Modeli'ni hayata geçirmektir.
Şıklarımız net: Ya esaret ya özgürlük!
Ama çok az bir kesim hariç milyonlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa ortadaki sorun yalnızca yönetim anlayışı ve ekonomik olarak adlandırılamaz.
Sorun sistem sorunudur! Yani kapitalizmdir, serbest piyasa anlayışıdır, faizdir, kur politikalarıdır.
Sorun bu. Sebep ise sistemden taviz vermeyen siyasetçilerdir. Asıl sebep veya fail ise insanımızdır. Çünkü biz, vekâlet sahibiyiz. Verdiğimiz vekalet ile bu noktaya getirildik. Al vekaleti, sorun bitsin.,
Tabi bu noktada 'insanımız ne kadar özgür' sorusu karşımıza çıkıyor.
Denilebilir ki, evde, sokakta, işte hülasa hayatın tamamında özgürüz!
Hayır! Özgür değiliz. Kapitalizm hapishanesinde, kapitalizmin bize çizdiği sınırlar içinde yaşıyoruz. Sınırları zorlamaktan korktuğumuz için kendimizi 'özgürüz' diye avutuyoruz.
Ama insan hakları var!
O da kapitalizmin çizdiği sınırlar içindeki haklar.
İnsanın eğitim hakkı var deniliyor ama kaliteli eğitime ulaşamıyorsa, sağlık hakkı var ama tedaviye erişmekte zorlanıyorsa, barınma hakkı var ama ömrünü kira ödemek için tüketiyorsa, o hak, insan hakkı değil kapitalizme mahkumiyettir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın tabiri ile 'yaşanmayan hak, insan hakkı değildir'.
Baş Hocamız başka bir sözünde ise 'hazine üzerinde dilencilik yapıyoruz' diyordu.
Türkiye fakir bir ülke değildir. Bereketli topraklarımız var. Tarım, sanayi var. Genç ve çalışabilir nüfusu var. Enerji kaynaklarımız, denizlerimiz, ABD'nin gözünü kamaştıran madenlerimiz var. Dahası stratejik bir coğrafyamız var.
Fakat bütün bu zenginliklere rağmen milyonlarca insanımız geçim sıkıntısı yaşamakta. Sefalet ücretine mahkum edilmekte. Emekli ayın sonunu getirmeye yetmemektedir.
Asgari ücretli için 'ev sahibi olmak' hayal haline gelmiştir. Gençler diplomalarının karşılığında iş bulamamaktadır. Aileler çocuklarının eğitim, barınma ve gelecek kaygısını taşımaktadır.
Demek ki devletimizin sahip olduğu zenginlikler, insanımızı zenginliği, refahı anlamına gelmiyor.
Neden sorusunun cevabı uygulanan sistemdir. Çünkü kapitalist anlayış, üretimden önce kârı, insandan önce sermayeyi merkeze koyuyor.
Bu sistem 'kaynaklar sınırlıdır' anlayışı ile şirki temsil ederken, 'ihtiyaçlar sınırsızdır' anlayışı ile de bilimsel gerçekleri inkar etmektedir.
Vahim olan ise Müslüman oldukları halde bu sistemden taviz vermeyen siyasetçiler ve bu anlayışlara destek veren insanımızın körlüğüdür.
'Büyüdük, büyüyoruz' masalı
Türkiye'de iktidarlar değişiyor, partiler değişiyor, sloganlar değişiyor. Fakat ekonomik sistemin temel mantığı hiçbir zaman değişmiyor.
Seçim meydanlarında 'millet' deniliyor. 'Refah' deniliyor. 'Büyüme, istihdam' deniliyor. 'Yatırım, bolluk, bereket, hak, emek, adalet' deniliyor. Yani bütün iktidarlar aynı masalı anlatıyor.
Evet, üretim çeşitlenmiş, üretim artmış, piyasalar hareketli, ihracat artmış. Ama bir tarafta dev şirketler, büyük sermaye grupları ve bankaların fahiş kârlardan söz edilirken diğer tarafta vatandaş pazardaki fiyat etiketleri karşısında çaresiz!
Sahi kim büyüdü? Büyüyen kim?
Büyüdük, diyenlere soruyorum: İnsan ekonominin aracı mıdır yoksa amacı mı? Üretimin amacı yalnızca daha fazla para kazanmak mıdır?
Ya devlet! Devlet kimin yanında?
Devletin varlık sebebi yalnızca ekonomi rakamlarını açıklamak mıdır? Yoksa insanının, onuruyla yaşayabileceği bir düzen kurmak mı?
Devletin görevi sermayenin karşısında insanını yalnız bırakmak mı yoksa emeği, üreticiyi, tüketiciyi, emekliyi, genci, çocuğu ve dar gelirliyi koruyabilecek güçlü bir sosyal-ekonomik düzen kurmak mıdır?
Türkiye'nin ihtiyacı kapitalizmin bütün araçlarını reddedip insanı merkez koyan Milli Ekonomi Modeli'ni hayata geçirmektir.
Şıklarımız net: Ya esaret ya özgürlük!
Akın Aydın / diğer yazıları
- Parayı takip etmeyenler sigarayı takibe aldı / 17.10.2026
- Foncular, faizciler ve Mahkeme-i Kübra / 16.10.2026
- Husiler ne kadar da güçlüymüş! / 15.10.2026
- AKP’nin, Yemen politikası / 13.10.2026
- İktidarın mı dediği olacak yoksa Kandil’in mi? / 12.10.2026
- Erdoğan’a darbe iddiaları ve Gazi Meclisimiz / 11.10.2026
- Fakirlik övülecek bir sosyal düzen değildir / 10.10.2026
- Mal ile imtihan... Ümmet ve millet çobansız / 09.10.2026
- İslam Dünyasının utanç günü: 7 Ekim / 07.10.2026
- Fatma Betül Kaya kurban mı seçildi? / 06.10.2026
- Foncular, faizciler ve Mahkeme-i Kübra / 16.10.2026
- Husiler ne kadar da güçlüymüş! / 15.10.2026
- AKP’nin, Yemen politikası / 13.10.2026
- İktidarın mı dediği olacak yoksa Kandil’in mi? / 12.10.2026
- Erdoğan’a darbe iddiaları ve Gazi Meclisimiz / 11.10.2026
- Fakirlik övülecek bir sosyal düzen değildir / 10.10.2026
- Mal ile imtihan... Ümmet ve millet çobansız / 09.10.2026
- İslam Dünyasının utanç günü: 7 Ekim / 07.10.2026
- Fatma Betül Kaya kurban mı seçildi? / 06.10.2026























































