Bir damla sudan ibaret olan insanoğlunun, büyüdükçe kendini vazgeçilmez sayması, dünyaya geliş nedenini unutması, yoldan çıkması, elindeki gücün vaz geçilmez ve tükenmez olduğunu düşünmesi bana her zaman ilginç gelmiştir.
Ertesi günü ne olacağını bilmeyen, bildiği şeyleri unutacağını unutan, elindeki zenginlikleri kaybedip bir zamanlar hükmettiklerinin yanında hizmetkâr olacağını anlamayan, yaratanın büyüklüğü karşısında titremeyen ve en önemlisi düşünmeyen bir varlık olarak yaşadığını fark etmeyen kimliği ne yazık ki birer ibret tanımlamasıdır.
Öğrendiğimiz, bazen insanların iyiliği için, bazen kötülüğü için kullandığımız "zeka" denilen bilinmezin koridorlarında dolaşırken; bunca bilgi ve becerinin öldükten sonra nereye gittiğini düşünmemek elde değil. Öyle ya, akıl ve zekada dahi olarak gösterilen; her türlü sorunun çözümünde akıl veren, yapılan akıl başvurusunda başkasının düşünemediği şeyleri akledenler bize her zaman insanların farklı yaratıldığını ispatlamıştır.
Yazılan; akıldakilerin kâğıt dediğimiz cansız varlığa birkaç damla is ile kaydedilen ve divitlerin aracı olduğu sözcüklerin toplandığı kitapların yüz yıllara meydan okuduğunu biliyoruz. Ateş su veya toprak eğer onu bir şekilde yok etmez ise bir köşede okurunu bekliyor. Kitapların, yazılı eserlerin, taşlara kazınan dünya egemenliğine nakşolan olay ve yazıların yıllara meydan okuyan egemenliğini yaratan insan suretinin adı son kez anıldığında yok olup gidiyor.
Çünkü insanoğlu bir kayıt cihazı gibi, bir kitaplık, bir bilgi işlemci gibi yükleme yapamıyor. Yaşadığı sürece hiçbir elektronik cihazın olamayacağı kadar yumuşaklıktaki beyninde var olanları bir başka cihazda yedekleyemiyor.
Ne acı değil mi?
Mimar Sina'nın eserlerini incelediğinizde akıl kuşunuz yerinden uçuyor. Avrupa'daki katedrallerin yıllar süren inşaatlarına hayret ediyorsunuz… Doğa'nın hiçbir matematik ve geometri kuralı tanımadan inşa ettiği dağları, dağların içindeki mağaralardan geçen dereleri, sarkıtlardan süzülen suları gördükçe hayret nidaları çıkarıyorsunuz. Tüm bilimler sadece dünyayı incelesiniz pek çok konuda aciz kalıyor. Yaratıcının öylesine gizli ve insan gözünün görmediği, bazen önünden geçip fark etmediği eserler var ki, hiçbir güç onların tıpatıp aynisini yapma şansına, taklidine bile izin vermiyor.
İnsanoğlu kendini düşünmediği gibi, ait olduğu toplumu koruma adına da bir şey yapmıyor. Hazır bulduğu şeyleri yiyor, içiyor, yaşıyor. Üretmenin, var olanı korumanın, gelecek nesillere armağan etmenin hazzını duymuyor. Hazır bulduğu her şeyi, günah sevap demeden sadece tüketiyor. Hoş, çevremizde günah ile sevabı ayıran öylesine az insan kaldı ki. Bunun sebebi olarak hemen şeytanı suçluyoruz. Şeytana uydu demek, şeytan gibi oldu demektir.
Alkol, insanlar içsin de günah işlesin diye değil; tababette insanın tedavisinde yararlanılmak üzere bulunmuş, ancak sarhoş edici özelliği ile insanları ele geçiren şeytanın silahı olmuştur. Hem de öylesine bir silah ki, ehil olmayan eller vasıtası ile üretildiğinde her yere girme, herkesi kendine âşık etmeyi başaran, hiçbir zorlama olmadan arzulanan bir meta haline gelmiştir. Bir müddet bu illete dadananlar şeytanlaşmış, şeytan dünyayı terk etmiştir. Maalesef hastanelerde insanların yarasına derman olan bu nesne, sokaklarda insanların kontrolden çıkarak birbirlerine saldırmasına, sağlıklı düşünmeyen ve kötülük yaptıran bir aracı olmuştur.
Bu illeti yasaklamanın artık bir faydası yoktur. Çünkü yasaklar beraberinde daha büyük talepleri ve yanlışları getirmektedir. Eğer insanoğlu, ona ayıracağı zamanı ilime ve bilime ayırmayı becerebilse idi dünyanın görünüşü bugünkünden çok farklı olurdu.
Dünyaya neden geldiğimizi her gece gün batımında yeniden düşünmek, düşünmek ve yine düşünmek zorundayız.
Ta ki, cevap beynimize ulaşana kadar.
Bilinmeyene doğru yaptığımız yolculuğu bilinir kılana kadar.
- Neyse ki ölüm var / 21.08.2026
- Küçük-büyük parti / 18.08.2026
- Yardım bekleyen çocuklar, hastalar, denizler / 15.08.2026
- Fahri Korutürk ile bir izcilik anısı / 09.08.2026
- Ormanlar neden yanar? / 06.08.2026
- Kalemtıraş kokusu / 03.08.2026
- Narsistlik… / 31.07.2026
- Milli olmak / 08.06.2026
- Karışık duygular… / 27.05.2026



























































