logo
11 HAZİRAN 2026

Tarih şuurundan ne anlıyoruz?

18.03.2011 00:00:00
"18 Mart 1915" tarihi; millet olarak Türk tarihinden ve tarih şuurundan "ne anladığımızı" tüm çıplaklığıyla "hatırlatması" açısından ibret vericidir.Zira, tarihimizde 18 Mart'ta neler yaşandığını sadece takvimlerin o tarihi gösterdiği yıldönümlerinde hatırlıyor; gerek millet, gereksedevlet olarak tarih şuurundan uzak, yüzeysel, göstermelik, "anlamsız kutlamaların" ötesinde bir hedef ve anlayış sergileyemiyoruz

"18 Mart" tarihi; millet olarak Türk tarihinden ve tarih şuurundan "ne anladığımızı" tüm çıplaklığıyla "hatırlatması" açısından hakikaten ibret vericidir? "18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi"nden bahsediyorum. "Hatırlamak" sözcüğünü kullandım, çünkü tarihimizde 18 Mart'ta neler yaşandığını sadece takvimlerin o tarihi gösterdiği yıldönümlerinde hatırlıyor; gerek millet, gerekse devlet olarak tarih şuurundan uzak, yüzeysel, göstermelik, "anlamsız kutlamaların" ötesinde bir hedef ve anlayış sergileyemiyoruz.

Nerede, Çanakkale'yi geçilmez kılan "yüksek ruh?"Boğazları geçerek Osmanlı'nın kalbi olan İstanbul'u ele geçirmek ve Türk hâkimiyetini parçalayarak topraklarımızı paylaşmak gayesiyle Çanakkale'ye denizden çıkarma yapan Batılı Devletlerin uğradığı büyük yenilginin acı fotoğrafı resmedilmişti 18 Mart 1915 'tarihinde. Peki, aradan geçen 96 yıl boyunca, Batılı devletlerin "o acı fotoğrafı" unuttuğunu ve siyasî gayelerinden vazgeçtiğini mi sanıyorsunuz?Hayır, onlar Çanakkale acısını asla unutmadılar. Biz, Çanakkale ruhunu unuttuk? Onlar, Çanakkale hedeflerinden bir an olsun vazgeçmediler. Ama biz, Çanakkale'yi geçilmez kılan değerlerimizden her gün biraz daha uzaklaştık. O şanlı Çanakkale hâtırasının ardından yaklaşık bir asır geçti ve; dün topla tüfekle geçilemeyen siperlerimiz, bugün masabaşı antlaşmalarıyla, silahsız haçlı seferleriyle geçilmek üzere?

Dün Çanakkale'yi geçemeyenler, bugün neleri ele geçirdiler?18 Mart tarihi, 1915'te Çanakkale'yi İngiltere ve müttefiklerine geçirmeyişimizin yıldönümü. Çanakkale'yi ecnebilere geçirmeyenlerin torunları olan bizler, aradan geçen 96 yılda neler neler yaptık?Bu mücadelenin ruhuna sadık kalabildik mi, yoksa Çanakkale kahramanı şehitlerimizin kemiklerini sızlatırcasına, onların savundukları değerlerimizi ecnebilere peşkeş mi çektik?Türkiye'nin bugünkü durumu, Çanakkale ruhuna sadık kalınmadığını gösteriyor. Memleketin en önemli kamu kurumları "özelleştirme" adı altında dün Çanakkale'yi geçemeyenlere satılmadı mı? Satıldı.Yeraltı kaynaklarımız ve en stratejik madenlerimiz, dün Çanakkale'yi geçemeyenlere terk edilmedi mi? Edildi.Ekonomimiz, dün Çanakkale'yi geçemeyenlerin kurduğu IMF'nin esiri olmadı mı? Oldu.Çoğu siyasetçi, iktidar olmak için, dün Çanakkale'yi geçemeyen ülkelerden icazet almıyorlar mı? Alıyorlar.Peki, nerede Çanakkale ruhu?Çanakkale önlerine 96 yıl önce gelenler, orada büyük bir yenilgiye uğrayarak gerisin geri döndüler ama amaçlarından hiçbir zaman vazgeçmediler, bilakis daha da bilendiler. Çanakkale'yi geçemeyeceklerini anlayınca başka yollar buldular. Bu yolları deneyerek işte binlerce şehit vererek 1915'te koruduğumuz kıymetlerimizi ellerine geçirdiler.Şimdi elimizde gibi görünen ama gerçekte Çanakkale'yi geçemeyenler tarafından ele geçirilmiş değerlerimize tekrar sahip olmak için geçmiştekinden daha büyük bir Çanakkale ruhuna ve tarih şuuruna ihtiyacımız var. O destanı ortaya koyan milli hedef ve anlayışa ihtiyacımız var. İmana ve azme ihtiyacımız var. Çanakkale'yi geçirmeyen ruhu arıyoruz. Bu ruha milletçe yeniden sahip olduğumuzda işgaller kalbimize kadar ilerlemiş olsa bile kurtulmayı başarabiliriz çünkü...

- VE ASLA - ğ Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak istediği ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemimize İngilizlerin göz göre el koyduğunu, tüm ültimatomlarımıza rağmen paramızı geri ödemediklerini ve bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale'ye yolladıklarını...ğ Enver Paşa'nın Alman hayranlığının bize 500 bin vatan evladına ve bir imparatorluğun tasfiyesine neden olduğunu, Almanlarla yapılan gizli anlaşmanın kabinedeki bakanlardan bile gizlendiğini, aradan yüz yıl geçmesine rağmen yabancı hayranlığı hastalığımızın geçmediğini, sadece hayran olunanların değiştiğini...ğ İngilizlerin daha savaş ilan edilmeden Seddülbahir'i bombaladıklarını ve 86 şehit verdiğimizi...ğ Avustralya'nın ve Yeni Zelanda'nın gençlerinin "Avrupa'yı Almanlardankurtarmak ve Avrupa'nın özgür kalmasını sağlamak" propagandasıylatoplandığını, Bu gençlerin daha önce Gelibolu denilen yerin adını bileduymadıklarını...ğ Padişahın "Cihad" ilanını duyan ve Avustralya'da yaşayan iki zenci Müslümanın, Türklerle savaşa giden birliğe ateş açtığını ve orada şehit edildiklerini, orada bulunan ve olayı yaşayan Avustralyalıların bu olayın nedenini uzun süre anlayamadıklarını...ğ İngiliz-Fransız donanmasının Gelibolu öncesi 200 yıldır hiç yenilmediğini, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi donanması olarak bilindiğini, bu donanmanın bayraklarını gören Türklerin topukları yağlayıp kaçacaklarını düşündüklerini, daha da trajik olanı bu düşünceye saplantı derecesinde inandıklarını...ğ İngiliz-Fransız donanmasının seksen parça gemiyle boğaza saldırdığını, gemilerden birinin adının "Agamemnon" olduğunu, Agamemnon'un binlerce yıl önce Truva'ya saldıran Yunan ordusunun kalleşçe yöntemler kullanan komutanının adı olduğunu...ğ Yüzlerce yıl Osmanlının ekmeğini yemiş olan ve Osmanlıdan sadece saygı ve hoşgörü görmüş olan gayr-i müslimlerin, İngiliz-Fransız donanmasının gelmekte olduğunu haber alınca  İstanbul'da sevinç gösterileri yaptığını...ğ Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kaldığını, Nusret (Yardım) gemimizin kaptanının (Tophaneli Hakkı Binbaşı) mayınları nereye ve ne zaman bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında bir yüce kişi tarafından kendisine bildirildiğini...ğ Donanma boğazı geçmeye başladığında düşük top menzilli Fransız gemilerinin taktik gereği tabyalarımızı şaşırtmak için öncü atışlar yaptıklarını daha sonra arkalarından gelen uzun menzilli İngiliz gemilerine yol açmak için kenara kaydıkları, bu kayma esnasında kıyıya paralel yerleştirilen mayınlara çarptıklarını, büyük bir panik yaşandığını, ortalığın karıştığını, gemilerin birbirine girdiğini, 200 yıldır yenilmeyen dünyanın en büyük donanmasının iki saatte dağıldığını...ğ Türklerin batan düşman gemilerindeki savunmasız askerlere ateş etmeyi bıraktıklarını ve diğer gemilere ateş ettiklerini, bunu gören İngiliz komutanlarının -muhtemelen kendileri tersini yapmış olacakları için- olaya bir anlam veremediklerini...ğ Edremitli Seyit Onbaşının, Topun ağzına mermi süren vinç tesisatı bombardımanda kullanılamaz hale gelince "Bismillah" diyerek üç tane 275 kiloluk mermiyi tek başına arka arkaya kaldırarak yatağa sürdüğünü ve ateşlediğini, bu işlemi yapabilmesi için her defasına üç basamaklı metal bir merdivenden çıkması gerektiğini, üçüncü atışta İngilizlerin "Ocean" zırhlısının dümenini parçaladığını, dümeni kırılan Ocean'ın sarhoş bir serseri gibi mayınlara sürüklendiğini bir mayına çarparak havaya uçtuğunu ve yirmi dakika içinde battığını...ğ Nusret Mayın gemisinin yakın zamana kadar Mersin'de demirli olduğunu ve ömrü dolduğu için jilet yapılmasının planlandığını, sırf bu ihtimalin bile Türk Milleti adına yüz kızartıcı bir utanç levhası olarak kalacağını, birkaç vatanseverin çırpınışıyla şimdilik bu olayın durdurulduğunu...ğ İngilizlerin 18 Mart faciasının suçlusu olarak mayın taramacıları sorumlu tuttuğunu, hepsinin kurşuna dizdirildiğini...ğ Mısırda toplanan askerlerin kayıtlarını tutan bir katibin sürekli "Australia and New Zealand Army Company/ Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birliği" yazmaktan sıkıldığını pratik bir çözüm olarak bu kelimelerin baş harflerini alarak ANZAC kısaltmasını bulduğunu, bu kısaltmanın dünya tarihine geçtiğini...ğ Çanakkale savaşlarındaki en büyük askeri dehaların "Mustafa KEMAL" ve "Esat Paşa" olduğunu, düşmanın her hamlesini doğru tahmin ettiklerini, yaptıkları kritik hamleler ve aldıkları cesur kararlarla savaşın seyrini değiştirdiklerini, gelişen olaylar neticesinde askerlerinin de yüksek güvenini ve hayranlıklarını kazandıklarını, bir işaretleriyle emrindekilerin hiç düşünmeden ölüme koştuklarını..ğ Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının şeadetlerinin belki de savaşı kurtardığını, bu bölgeye çıkarma yapıldığını haber alan diğer birliklerin bölgeye yetişmesi için gereken zamanın kanla kazanıldığını...ğ Gelibolu siper savaşlarının tarihin gördüğü en acıklı savaş olduğunu, on binlerce askerin savaştığı düşman askerini bir kere bile göremeden can verdiğini, İngilizlerin tokat üstüne tokat yedikçe Türk siperlerine kurşun yağdırır gibi bombalar yağdırdıklarını, kolların bacakların havalarda uçtuğunu, yerin altının ve üstünün sürekli yer değiştirdiğini, her defasına "Tamam bu sefer canlı Türk bırakmadık" diyerek saldırıya geçtiklerini, her defasında Allah'tan başka sığınacak hiçbir şeyleri kalmamış Mehmetçiklerin kabus gibi tekrar tekrar karşılarına çıktığını...ğ  Savaş istatistiklerine göre bir m2'ye 6000 mermi düştüğünü, bu oranın dünya savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu. Havada iki merminin çarpışma ihtimalinin 600 milyonda bir olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale'de onlarca bulunduğunu, savaş gazilerinin "Cehennem diye bir yer vardır biz orayı gördük" dediklerini...ğ Galatasaray Sultanisi (Lisesi) öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak cepheye koştuklarını, 15-16 yaşlarındaki bu fidanların hepsinin tek bir saldırıda İngiliz makinelisi ile biçildiğini, olayı gören bir Türk askerinin yıllarca ağzını bıçak açmadığını ve ne zaman Çanakkale'den bahsedilse hüngür hüngür ağladığını...ğ Darü'l Fünun'un tüm son sınıf öğrencileri şehit olduğu için o sene hiç mezun vermediğini...ğ Gömülemeyen ölülerin on binleri bulduğunu, ortalığın kokundan ve sineklerden geçilmediği, hayvanların bile yaşamayacağı şartlarda askerlerin savaştığını, ilk ateşkesin dostluk gösterisinden değil, şartların her iki taraf için de artık kaldırılamayacak kadar ağırlaştığı için zorunlu olarak alındığını, bu manzarayı gören bir Türk Subayının "gören insanın zalimleşebileceğini; bir zalimin de insanlaşabileceğini" ifade ettiğini...ğ Çanakkale'de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce yaralıyla ilgilenmek zorunda kaldıklarını, ümitsiz vakalarla hiç ilgilenilmediğini ve kurtulma şansı olanlara öncelik verildiğini, bir Türk doktorun önüne kendi oğlunun getirildiğini, "Kurtulma şansı yok" diye oğlunu tedavi etmediğini, hemen bir sonraki yaralıyı istediğini, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabildiğini ve o zaman oğlunun mezarına gidebildiğini...ğ Savaşın özellikle sonlarına doğru ordunun istihkakları azalttığını, askere günde sadece yarım ekmek verilebildiğini, bu ekmeğin de taş gibi kuru olduğunu. Açlık içinde siperlerde yaşayan Mehmetçiklerin ayakkabı köselelerini kaynatıp çorba niyetine içmeye çalıştıklarını...ğ Medeniyetin sözde öncüsü İngilizlerin beyaz bayrak sallayan Türk askerlerini kurşuna dizdiğini, esir askerlerimizi tahta barakalara doldurarak yaktıklarını, esir alınan aç Türk esirlere maymunlara yem atar gibi yiyecek kırıntıları atarak eğlendiklerini... ğ İngiltere ve Avustralya'nın aradan bu kadar yıl geçtikten sonra Gelibolu'nun küresel miras olduğunu ve uluslar arası toprak sayılmasını istediklerini, kendi mezarlıklarının olduğu bölgelerin ise kendi toprakları olarak kabul edilmesini istediklerini...- UNUTMAYALIM..! -Oğuz Köroğlu

Kayseri'deki kazada ölü sayısı 3'e yükseldi

Kayseri'nin Bünyan ilçesinde iki otomobilin kavşakta çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında ölü sayısı 3'e yükselirken, yaralanan 5 kişinin tedavileri devam ediyor

11.06.2026 17:40:00
İhlas Haber Ajansı
Kayseri'deki kazada ölü sayısı 3'e yükseldi
Kayseri'deki kazada ölü sayısı 3'e yükseldi
Kaza, Bünyan ilçesine bağlı Gergeme Mahallesi kavşağında meydana geldi. 38 UV 784 plakalı otomobil ile 60 NK 447 plakalı otomobil kavşakta çarpıştı. Çarpışmanın şiddetiyle araçlarda büyük hasar oluşurken, çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine sağlık, jandarma, polis ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin yaptığı incelemede kazada otomobilde bulunan 2 kişinin hayatını kaybettiği belirlenirken, yaralanan 6 kişi hastaneye kaldırıldı. Hastaneye kaldırılan yaralılardan 1'inin daha yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybettiği öğrenilirken, 5 kişinin tedavileri devam ediyor.

Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Küresel sıcaklık artışının 4 yıl içinde 1,5 derece eşiğini aşabileceği öngörülüyor

Dünyanın giderek hızlanan şekilde ısı biriktirdiğini ve sıcaklık artışının 2025'te sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,37 dereceye ulaştığını tespit eden bilim insanları, bu seviyenin yaklaşık 4 yıl içinde 1,5 dereceyi aşabileceğini öngörüyor.

11.06.2026 15:45:00
AA
Küresel sıcaklık artışının 4 yıl içinde 1,5 derece eşiğini aşabileceği öngörülüyor
Küresel sıcaklık artışının 4 yıl içinde 1,5 derece eşiğini aşabileceği öngörülüyor
Dünya çapında 17 ülkedeki 56 kurumdan 70'in üzerinde bilim insanı tarafından hazırlanan ve Avrupa Komisyonu adına Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) bünyesindeki Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) tarafından yürütülen Küresel İklim Değişikliği Göstergeleri raporunun temel bulguları Earth System Science Data dergisinde yayımlandı.

Rapora göre, tüm iklim sistemi hızla ısınmaya devam ediyor.

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliği nedeniyle küresel sıcaklık artışı 2025'te sanayi öncesi dönem olan 1850-1900 yılları ortalamasının 1,37 derece üzerine çıktı. Geçen yılki ısınma hızı kayıtlardaki en yüksek seviye oldu.

Küresel sıcaklık artışı 2016-2025 döneminde ise 1,26 derece olarak ölçüldü.

Hızlanan ısınmada sera gazı emisyonlarındaki sert yükseliş etkili oluyor. Büyük ölçüde fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan sera gazı emisyonları 2024'te 56,8 milyar ton karbondioksit eş değeriyle tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Rapordaki bulgular ayrıca 2025'in kayıtlardaki en sıcak üçüncü yıl olduğunu teyit etti.

Bilim insanları giderek hızlanan ısınma nedeniyle küresel sıcaklık artışının yaklaşık 4 yıl içinde 1,5 dereceyi aşabileceğini öngörüyor.

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında 2015'te imzalanan Paris Anlaşması kapsamında küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonunda 1,5 dereceyle sınırlandırılması veya 2 derecenin altında tutulması hedefleniyor ancak bulgular bu eşiğin aşılma riskinin arttığını ortaya koyuyor.

Küresel sıcaklık artışını sınırlandırmak için ülkelerin 2030'a kadar karbonsuzlaşma çabalarını büyük ölçüde artırması gerekiyor.

Son 10 yıldaki ısınmanın neredeyse tamamı insan faaliyetlerinden kaynaklandı
ECMWF bünyesindeki C3S İklim Stratejik Lideri Samantha Burgess, rapora ilişkin değerlendirmesinde, son 10 yıldaki ısınmanın neredeyse tamamının insan faaliyetlerinden kaynaklandığını belirterek, "Bunun geçim kaynakları ve ekosistemler üzerindeki etkileri halihazırda dünyanın dört bir yanında hissediliyor ve sıcaklıklar yükselmeye devam ettikçe bu etkiler hızlanacak." ifadesini kullandı.

İngiltere Meteoroloji Ofisi (Met Office) Bilim Uzmanı Matt Palmer da dünyadaki sera gazı salımının her zamankinden daha yüksek olduğuna işaret ederek, "Bu da daha fazla ısının atmosferde hapsolmasına ve dünyanın enerji dengesinin giderek daha fazla bozulmasına yol açıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Güney Kore Pusan Ulusal Üniversitesi İklim Bilimleri Araştırma Merkezi Profesörü June-Yi Lee, denizel sıcak hava dalgalarının giderek daha sık görüldüğünü dile getirdi.

Bu durumun okyanus yüzeyindeki süregelen ısınmayla tutarlı olduğunu kaydeden Lee, "Denizel sıcak hava dalgalarının yaşandığı gün sayısı, 1991 ve 2025 yılları arasında dünya genelinde üç katından fazla arttı. Bu olaylar deniz ekosistemlerine zarar verirken gıda üretimini, ekonomileri ve kıyı koruma sistemlerini de tehdit ediyor. Bu durum ayrıca okyanus-atmosfer karbon alışverişini, okyanusların asitlik ve oksijen seviyelerini bozuyor ve karalarda görülen aşırı hava olaylarını daha da şiddetlendirebiliyor." ifadelerini kullandı.

Hollanda Kraliyet Deniz Araştırmaları Enstitüsü Araştırma Lideri Aimee Slangen deniz seviyesindeki rekor artışa dikkati çekerek, şu bilgileri paylaştı:

"2025'te küresel deniz seviyesi, 1901'den beri toplam 23 santimetrelik yükselişle yeni bir rekora ulaştı. Bu yükseliş yılda yaklaşık 1,8 milimetrelik bir hızla gerçekleşiyor ve bu hız giderek artıyor. Bu küçük bir değişim gibi görünebilir, ancak bu düzeydeki bir yükseliş bile dünyanın birçok alçak kıyı bölgesinde kıyı taşkınlarını artırıyor, geçim kaynaklarına ve ekosistemlere zarar veriyor."

12. kattan düşen çocuk hayati tehlikeyi atlattı

Adana'da apartmanın 12. katındaki pencereden düşmesi sonucu ağır yaralanan 14 yaşındaki çocuğun sağlık durumu iyiye gidiyor

 

11.06.2026 13:30:00
Anadolu Ajansı
12. kattan düşen çocuk hayati tehlikeyi atlattı
12. kattan düşen çocuk hayati tehlikeyi atlattı

Adana'nın merkez Yüreğir ilçesi Dadaloğlu Mahallesi'nde 4 Haziran'da Ecrin Karaca, apartmanın bahçesinde oynayan kardeşini kontrol etmek için 12. katın koridorundaki pencereden sarktığı sırada düştü.

Bina girişindeki metal sundurmaya çarpıp zemine düşmesi nedeniyle ağır yaralanan Karaca, evinin yakınındaki özel hastanede yapılan müdahalelerin ardından Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi.

Hastanede ameliyat edilen kız çocuğu, hayati tehlikeyi atlattı.

Çocuğun, metal sundurmaya çarparak zemine düşmesi binanın güvenlik kamerasınca kaydedildi. Kayıtta, annenin aralarında olduğu bina sakinlerinin çocuğun başında toplanması da yer aldı.

"Kızım elini uzatarak 'Baba sizi bırakmayacağım' dedi"

Baba Hakan Harput Karaca, hastanede gazetecilere, olay sırasında apartmanın bahçesinde bulunan eşinin düşen kişinin kızları olduğunu fark edince şoke olduğunu söyledi.

Sağlık çalışanı komşularının kızının yardımına koştuğunu, sonrasında hastaneye gittiklerini dile getiren Karaca, "Hastanede polis kardeşlerimizden biri beni çağırdı. İşte umutlar o zaman yeşerdi. Bana kızımın bilincinin yerinde olduğunu ve konuştuğunu söylediler. Çok kısa görüntüsünü gösterdikten sonra mucizelerin devamı geldi çok şükür, elhamdülillah." dedi.

Karaca, kızını görme şansı bulduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Kızım sürekli 'Babamı istiyorum' demiş. Çok kısa süreliğine beni çağırdılar. Kızım elini uzatarak 'Baba sizi bırakmayacağım' dedi. Hayatımın çok farklı bir dönüm noktasıydı. Şu an çok şükür iyi. 12. kattan düşmesine rağmen herhangi bir solunum cihazına bağlanmadı, bilinç kaybı yaşamadı. Gece 4 saat süren ameliyat oldu. Çok şükür kısa süre sonra da doktorumuz çocuğumuzun kalkıp rahat şekilde yürüyebileceğini söyledi."

"12. kattan düşüp de böyle olanıyla ilk defa karşılaştım"

Ameliyatı gerçekleştiren ekipte yer alan Op. Dr. Mesut Uluöz de düşen çocuğun çarpmasıyla çöken metal sundurmanın "hava yastığı" görevi gördüğünü anlattı.

Ecrin'in vücudunda ciddi kırıklar olmasına rağmen hayatta kaldığını ve genel durumunun iyi olduğunu aktaran Uluöz, şunları kaydetti:

"Uyluk ve kaval kemiğinde, dirseğinde iki ayrı kemikte parçalı kırıkları var. Dün akşam itibarıyla iki ekip girdik ve başarılı şekilde ameliyatlarını tamamladık. Çocuk olduğu için yaralanması kötü ama inşallah biz muvaffak olacağımıza inanıyoruz. İyi bir rehabilitasyonla işi çözeceğiz inşallah. 12. kattan düşüp de böyle olanıyla ilk defa karşılaştım. Dünya literatüründe de tahmin ediyorum çok olan bir vaka değil. Çok büyük bir şans." 

İBB davasının 49. gününde savunma yapan Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven: Yurt dışındayken kendi ayağıyla dönen ben, kaçma şüphesiyle tutuklandım

İBB'ye yönelik 'yolsuzluk' davasında aralarında tutuklanarak görevinden uzaklaştırılan CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 68 tutuklu ve çok sayıda tutuksuz sanık, ilk duruşmanın 49. gününde hâkim karşısına çıktı

11.06.2026 13:00:00
Haber Merkezi
İBB davasının 49. gününde savunma yapan Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven: Yurt dışındayken kendi ayağıyla dönen ben, kaçma şüphesiyle tutuklandım
İBB davasının 49. gününde savunma yapan Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven: Yurt dışındayken kendi ayağıyla dönen ben, kaçma şüphesiyle tutuklandım
İBB davası başladı. Dün iş insanı Nihat Sütlaş ve eski Kültür A.Ş. Satın Alma Müdürü Halil Burak Atalan savunmasını yapmıştı.

Duruşmada, "etkin pişmanlık" ifadesini geri çeken Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven, savunması için söz aldı. Güven, "20 yıldır iş hayatımda profesyonel olarak çalışıyorum. Hiçbir suç işlemedim. Kariyerimi tırnaklarımla kazıyarak oluşturdum. Bugün karşınıza özgürlüğümden mahrum bırakılarak tutuklu sanık olarak çıkıyorum" dedi.

Güven, 19 Mart'ta yıllık izinde olduğunu ve İtalya'da bulunduğunu belirtti. Telefondan hakkında gözaltı kararı olduğunu öğrendiğini söyleyen Güven, "Annem haberi duyunca fenalaştı. Annemi sakinleştirdim, hemen sonra toparlandık ve beraber Türkiye'ye döndük. Havalimanında gözaltına alınmış oldum. Kaçma şüphesiyle tutuklandım. Soruyorum başkanım, yurt dışındayken kendi ayağıyla dönen ben, kaçma şüphesiyle tutuklandım" dedi.

Nevşehir merkezli dolandırıcılık operasyonu: 41 gözaltı

Nevşehir merkezli 19 ilde düzenlenen ve yaklaşık 120 milyon liralık dolandırıcılık ağının deşifre edildiği operasyonda 41 şüpheli gözaltına alındı

11.06.2026 12:55:00
İHA
Nevşehir merkezli dolandırıcılık operasyonu: 41 gözaltı
Nevşehir merkezli dolandırıcılık operasyonu: 41 gözaltı
Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 13 ay süren projeli çalışma kapsamında, sosyal medya üzerinden vatandaşları dolandıran şüphelilere yönelik geniş çaplı operasyon gerçekleştirildi.






Bir vatandaşın Facebook üzerinden gördüğü faizsiz kredi ilanı nedeniyle iletişime geçtiği kişilerce toplam 1 milyon 255 bin 900 lira dolandırıldığı yönündeki başvurusu üzerine yapılan çalışmalarda aynı dosya kapsamında 3 kişinin daha ürün satışı ve yatırım vaadiyle dolandırıldığı belirlendi. Ekiplerin yürüttüğü teknik ve fiziki takip sonucunda, şüphelilerin ülke genelinde çok sayıda vatandaşı benzer yöntemlerle yaklaşık 120 milyon lira dolandırdığı tespit edildi. 






Dolandırıcılıktan elde edilen paraların ödeme kuruluşları ve banka hesapları aracılığıyla kripto para borsalarına aktarıldığı, ardından soğuk cüzdanlar arasında transfer edilerek izinin kaybettirilmeye çalışıldığı belirlendi. Ayrıca suçtan elde edilen gelirlerle ev ve araç satın alındığı, şüphelilerin lüks yaşam sürdükleri tespit edildi. Nevşehir merkezli olmak üzere Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Batman, Bursa, Düzce, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Manisa, Mardin, Mersin, Osmaniye, Tokat ve Van'da 52 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 45 şüpheliden 41'i yakalanırken, firari 4 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.








Şüphelilere ait çok sayıda dijital materyale el konulurken, emniyetteki işlemleri tamamlanan 31 şüpheli adliyeye sevk edildi.

Diyarbakır'da Yapı Kredi Bankası şubesine silahlı saldırıyla ilgili 2 tutuklama

Diyarbakır'ın merkez Sur ilçesindeki Yapı Kredi Bankası şubesine düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin 2 kişi şüpheli tutuklandı

11.06.2026 08:00:00
İHA
Diyarbakır'da Yapı Kredi Bankası şubesine silahlı saldırıyla ilgili 2 tutuklama
Diyarbakır'da Yapı Kredi Bankası şubesine silahlı saldırıyla ilgili 2 tutuklama
Diyarbakır'ın merkez Sur ilçesindeki Yapı Kredi Bankası şubesine düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin 2 kişi şüpheli tutuklandı

İl Emniyet Müdürlüğünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda şunlar ifade edildi:

"Sur ilçesindeki bir banka şubesine yönelik 8 Haziran 2026 günü 02.20 sıralarında gerçekleştirilen kurşunlama olayı ile ilgili olarak; Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) ile çevre iş yeri kameraları üzerinden yapılan tespitler ve araştırmalar neticesinde başlatılan operasyonda, kurşunlama olayındaki silahı kullanan Ö.M. ve olaya iştirak ettiği anlaşılan M.K. isimli şahıslar Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği tarafından aynı gün içerisinde yakalanarak gözaltına alınmıştır.



Emniyetteki işlemlerinin ardından 10 Haziran 2026 günü adliyeye sevk edilen her iki şüpheli de çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir."

102 yıl 4 ay hapse mahkum edilmişti

Kamuoyunda "yüksek karlı gizli fon" adıyla bilinen dolandırıcılık davasında yerel mahkemece verilen 102 yıl 4 ay hapis cezasına ilişkin hüküm İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince bozulan Seçil Erzan, 11 Eylül'de yeniden hakim karşısına çıkacak

10.06.2026 20:00:00
Anadolu Ajansı
102 yıl 4 ay hapse mahkum edilmişti
102 yıl 4 ay hapse mahkum edilmişti

Kamuoyunda "yüksek karlı gizli fon" adıyla bilinen dolandırıcılık davasında yerel mahkemece verilen 102 yıl 4 ay hapis cezasına ilişkin hüküm İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince bozulan Seçil Erzan, 11 Eylül'de yeniden hakim karşısına çıkacak.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin, kamuoyunda "yüksek karlı gizli fon" adıyla bilinen dolandırıcılık davasına ilişkin Seçil Erzan'ın da arasında olduğu bazı sanıklar yönünden kurulan hükümleri bozmasının ardından dosya, İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Mahkeme heyetince hazırlanan tensip zaptında, sanıklar Seçil Erzan ve Rüya Sağır'ın müşteki Fatih Terim'e yönelik eylemleri nedeniyle dosyanın ayrılmasına karar verildiği belirtildi.

Tensip zaptında, Erzan'ın müştekiler Arda Turan, Buse Terim, İsmail İbrahim Çağlar, Selçuk İnan, Fernando Muslera, Musa Mert Çetin, Ömer Kahraman, İbrahim Kocabaldır, Uğur ve Nurettin Gözaçan, Nuray Şengüler, Kaan, Sevgi ve Tursun Sinih, Fatih Altıntaş, Melis Özsüt Şener, Emre ve Emrah Çolak, Bülent ve İnci Çeviker, Mert Zeydanlı, Volkan Bahçekapılı, Deniz Güzel, Emre Belözoğlu, Burhan Taşpolat ve Evrim Pınar Güzel'e yönelik eylemlerinin, uzlaştırma kapsamında kalması ihtimaline binaen dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderildiği kaydedildi.

Sanık Nazlı Can'ın, müştekiler Ömer Kahraman, İbrahim Kocabaldır ve Deniz Güzel'e yönelik eylemlerinin, sanık Hüseyin Eligül'ün de müştekiler Hacer ve Hasan Çorbacı, Nesrin Çakır ile İbrahim Kocabaldır'a yönelik eylemlerinin, katılan-sanık Nur Erkasap'ın ise müştekiler Volkan Bahçekapılı, Emre Belözoğlu, Mert Zeydanlı ve Ömer Kahraman'a yönelik eylemlerinin de uzlaştırma kapsamında kalması ihtimaline binaen dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderildiği kaydedildi.

Tensip zaptında, dosyada tutuklu bulunması nedeniyle, tüm katılanlar hakkında zorla getirme emri düzenlenmesine hükmeden mahkeme, duruşmanın 11 Eylül'de yapılmasını kararlaştırdı.

Karar

Davayı 1 Aralık 2025'te karara bağlayan İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Seçil Erzan'ı 27 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık", "özel belgede sahtecilik" ile "güveni kötüye kullanma" suçlarından toplam 102 yıl 4 ay hapis ile toplam 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırmıştı.

Mahkeme heyeti, kararında, sanık Erzan hakkında "özel belgede sahtecilik" suçundan her bir katılana yönelik ayrı ayrı ceza istemiyle kamu davası açıldığını anımsatarak, bu suçun mağdurunun kamu olduğunu, sanığın eyleminin de tek olduğunun kabul edildiğini belirtmişti.

Kararda ayrıca "özel belgede sahtecilik" suçundan verilen 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren heyet, Erzan'ın bu suç yönünden 5 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına hükmetmişti.

Erzan'ın, katılanlar Nesrin Çakır, Kaan Sinih, Sevgi Sinih, Tursun Sinih, Erkan Karaca, Atilla Baltaş, Ercüment Gülen, Bakiye Gülen, Kemal Tanın Yılmaz, Merve Özer Yılmaz ile müşteki sanıklar Mojtaba Haghani, Nur Erkasap ve Süleyman Arslan'a yönelik eyleminden dolayı da beraatine karar verilmişti.

Diğer sanıklara verilen cezalar

Heyet, sanık Ali Yörük'ü, 4 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 15 yıl 1 ay 15 gün hapis ile 150 bin lira para cezasına, sanık Atilla Yörük'ü de 4 müştekiye karşı aynı suçtan 7 yıl 6 ay 17 gün hapis ile 75 bin lira para cezasına çarptırmıştı.

Sanık Nur Erkasap'ı 3 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis ile 79 bin 160 lira para cezasına çarptıran heyet, sanık Hüseyin Eligül'e de 3 müştekiye karşı aynı suçtan 5 yıl 2 ay hapis ile 7 bin 600 lira para cezası vermişti.

Heyet, sanık Nazlı Can'ı 3 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 4 yıl 5 ay 20 gün hapis ile 31 bin 500 lira para cezasına çarptırırken, sanık hakkında 6 müştekiye karşı bu suçtan beraat hükmü kurmuştu.

Sanık Süleyman Aslan da "tefecilik" suçundan 2 yıl 6 ay hapis ile 20 bin lirayla cezalandırılırken, Mojtaba Haghani, Asiye Öztürk, Mehmet Aydoğdu, Hakan Ateş, Rüya Sağır, Kerem Can ve Candaş Gürol'ün ise beraatine karar verilmişti.

İstinaf kararı

Gerekçeli kararın yazılmasının ardından dosya istinafa taşınmıştı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin hüküm kurulurken birleşen dosya bilgilerine yer vermediği ve bunun da denetim güçlüğüne sebebiyet verdiği gerekçesiyle itirazları yerinde görmüştü.

Ceza Dairesi, sanık Erzan'ın yargılanması sırasında bazı usullerin uygulanmadığını belirterek, kararın bozularak dosyanın yerel mahkemeye geri gönderilmesine hükmetmişti.

Bazı sanıklar hakkında verilen hapis cezası kararlarını da bazı usullerin uygulanmadığı gerekçesiyle bozan daire, bir kısım sanıklar yönünde verilen kararları hukuka uygun bulmuştu. 

Hüseyin Baş'tan Netanyahu'ya sert tepki

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan açıklamalarına çok sert tepki göstererek, "Soykırımcı ve çocuk katili Netanyahu'nun ahlak dersi vermeye kalkışması ibret verici bir pişkinliktir" dedi

10.06.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 Hüseyin Baş'tan Netanyahu'ya sert tepki
 Hüseyin Baş'tan Netanyahu'ya sert tepki
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, sosyal medya platformu X hesabı üzerinden paylaştığı mesajda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Türkiye'ye yönelik sarf ettiği sözleri sert bir dille eleştirdi.

Baş, Netanyahu'nun adalet ve vicdan gibi kavramlar üzerinden konuşmasını "dünya kamuoyunun aklıyla alay etmek" olarak nitelendirdi.

"Kendi sicili ağır suçlarla dolu"

BTP lideri Hüseyin Baş, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Soykırımcı ve çocuk katili İsrail Başbakanı Netanyahu'nun, Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanına ahlak dersi vermeye kalkışması ibret verici bir pişkinliktir. Kendi sicili, ağır insan hakları ihlalleri, savaş suçları ve masum sivillere yönelik saldırılarla dolu bir kişinin adalet, vicdan ve ahlak üzerine konuşması, dünya kamuoyunun aklıyla alay etmektir."

Ankara-Tel Aviv hattında "ahlak dersi" gerilimi tırmanıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, uluslararası arenada ve sosyal medyada Türkiye ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan suçlamalarına Türkiye'deki siyasi partilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

Türkiye, Gazze'deki askeri operasyonlar ve sivil ölümleri nedeniyle İsrail yönetimini uluslararası mahkemelerde savaş suçu işlemekle suçluyor. Ankara'nın sert yaptırım ve kınama mesajlarına, Netanyahu hükümeti "ahlak dersi almayacağız" savunmasıyla karşılık verdi. Muhalefet partileri de dahil olmak üzere Türkiye'deki siyasi liderler, dış politikada Netanyahu'nun haddi aşan beyanatlarına karşı ortak bir refleks gösteriyor.

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın bu çıkışı, İsrail'in Gazze ve Orta Doğu politikalarına karşı Türkiye'deki toplumsal ve siyasi mutabakatın bir parçası olarak değerlendirildi.


Irmak öğretmenin sır ölümünde soruşturma derinleşti

Ağrı'da evinde ölü bulunan 24 yaşındaki anasınıfı öğretmeni Irmak Ayşe Koparan'ın şüpheli vefatıyla ilgili adli süreç genişletildi. Genç öğretmenin maruz kaldığı darp ve baskıyı anlattığı ses kaydı ile sümen altı edilen dilekçeleri sonrası okul müdürü gözaltına alınırken, kamu görevlileri hakkında da inceleme başlatıldı

10.06.2026 15:00:00
Haber Merkezi
Irmak öğretmenin sır ölümünde soruşturma derinleşti
Irmak öğretmenin sır ölümünde soruşturma derinleşti
Ağrı'nın Hamur ilçesine bağlı Soğanlıtepe İlkokulu'nda görev yapan anasınıfı öğretmeni Irmak Ayşe Koparan, 7 Haziran 2026 tarihinde il merkezindeki evinde asılı halde ölü bulundu. İlk bulguların intihar ihtimaline işaret ettiği olay, genç kadının ardında bıraktığı şikayet dilekçeleri ve ses kayıtlarının ortaya çıkmasıyla "şüpheli ölüm" kapsamında geniş çaplı bir cezai soruşturmaya dönüştü.

Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, Koparan'ın daha önce defalarca şikayet ettiği Karakazan İlkokulu-Ortaokulu Müdürü Melahat İleri gözaltına alındı.

Tokat attı, darp raporu aldı, sürgün etti

Edinilen bilgilere göre olaylar silsilesi, İzmir nüfusuna kayıtlı Irmak Ayşe Koparan'ın elverişsiz yaşam koşulları ve ulaşım zorlukları nedeniyle geçici olarak Karakazan İlkokulu'nda görevlendirilmesiyle başladı. Koparan, bu okulda müdür Melahat İleri tarafından sistematik psikolojik tacize (mobbing) maruz bırakıldı.

İddialara göre okul servisinde yaşanan bir tartışma sırasında okul müdürü İleri, genç öğretmene hakaret ederek tokat attı. Skandalın ardından okul müdürünün asıl darp raporunu alan taraf olduğu, bunun üzerine başlatılan idari işlemle mağdur olan Irmak Ayşe Koparan'ın cezalandırılarak yeniden ilçenin en uzak noktalarından Soğanlıtepe İlkokulu'na gönderildiği öğrenildi.

9 dakikalık çığlık: "Sözleşmeli olduğum için ses çıkaramadım"

Koparan'ın ölümünün ardından sosyal medyada ve kamuoyunda infial yaratan 9 dakikalık bir ses kaydı ortaya çıktı. Parçalar halinde yayımlanan kayıtta Irmak öğretmenin hıçkırıklar içinde, "Müdür bana tokat attı. Sözleşmeli öğretmen olduğum için sesimi çıkaramadım, üzerime baskı kuruyorlar" diyerek maruz kaldığı şiddeti ve çaresizliği anlattığı duyuluyor.

Ayrıca genç öğretmenin, müdür hakkında resmi makamlara hakaret ve darp gerekçesiyle tutanak sunduğu, ancak bu idari başvuruların hiçbirinin işleme alınmadığı belirlendi.

Koparan'ın zorlu coğrafi şartlar, fahiş ulaşım masrafları ve can güvenliği riskleri nedeniyle İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile Kaymakamlığa yaptığı yer değişikliği taleplerinin de görmezden gelindiği belgelendi.

Soruşturma kamu görevlilerine uzanıyor

Ağrı Valiliği yaptığı açıklamada, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için adli sürecin titizlikle sürdüğünü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde müfettiş görevlendirildiğini duyurdu.

Başsavcılığın, genç öğretmenin dilekçelerini sümen altı eden ve görevini ihmal eden dönemin Kaymakamı, İlçe Milli Eğitim Müdürü ve ilgili idari personel hakkında "görevi kötüye kullanma" ve "ölüme sebebiyet verme" suçlarından soruşturmayı genişletmesi bekleniyor.

Eğitim sendikaları ve kadın hakları savunucuları da konuyu yakından takip ettiklerini belirterek "Irmak Öğretmen için Adalet" çağrısında bulundu. Genç öğretmenin kesin ölüm nedeni yapılacak otopsi raporunun ardından netleşecek olup, cenazesinin ailesinin yaşadığı İzmir'de toprağa verilmesi bekleniyor.

Bakan Yusuf Tekin'den açıklama
 
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti TBMM Grup Toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
 
Ağrı'da, öğretmenlik yapan Irmak Ayşe Koparan'ın ölümüne ilişkin soru üzerine Tekin, olayla ilgili soruşturma açıldığını bildirdi.

Tekin, Koparan'ın ölümüyle ilgili mobbing ve şiddet iddialarının sorulması üzerine, şunları söyledi:
 
"Gazetelerin ve işin detayını bilmeyen insanların yaptığı yorumlara itibar etmeden hareket etmek lazım. Nihayetinde her bir sözümüzle bir temel hak ve hürriyeti ihlal ediyor, masum insanları lekeliyor olabiliriz. O yüzden Milli Eğitim Bakanlığı olarak temkinli konuşmayı tercih ediyoruz. Olayla ilgili hem adli makamlarla hem emniyet ile koordineli bir biçimde Teftiş Kurulumuz gerekli süreci başlattı. Bizim derdimiz, işimiz öğretmen arkadaşlarımızın hukukunu korumak, güvenli, sağlıklı, huzurlu ortamda çalışmasını sağlamak. Bunu temin edecek bütün tedbirleri alacağız. Orada da eğer öyle bir ihmali olan arkadaşımız varsa kim olursa olsun gözünün yaşına bakmadan gerekli işlem yapılacaktır."

Dışişleri Bakanı Fidan, haftaya Rusya'ya gidecek

Nisan ayında Lavrov'u Antalya'da ağırlayan Fidan, Moskova'ya giderek Rus mevkidaşıyla bir kez daha durum değerlendirmesi yapacak

10.06.2026 14:01:00
Haber Merkezi
Dışişleri Bakanı Fidan, haftaya Rusya'ya gidecek
Dışişleri Bakanı Fidan, haftaya Rusya'ya gidecek
Nisan ayında Lavrov'u Antalya'da ağırlayan Fidan, Moskova'ya giderek Rus mevkidaşıyla bir kez daha durum değerlendirmesi yapacak.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın önümüzdeki hafta Moskova'yı ziyaret edeceği açıklandı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Fidan'ın 15-17 Haziran tarihlerinde Moskova'yı ziyaret edeceğini bildirdi.

Zaharova, Fidan'ın Moskova'daki temasları sırasında Rus mevkidaşı Sergey Lavrov'la görüşeceğini kaydetti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.