logo
23 ŞUBAT 2026


Tehdit algılamamız nasıl yok edildi?

29.11.2011 00:00:00
3 dönemlik AKP iktidarının yaptığı en önemli icraatlardan biride koskoca Türkiye Cumhuriyeti'nin tehdit algılamasını sıfırlamalarıdır. İnsanda olduğu gibi ülkelerde gerek içinde, gerek etrafında meydana gelen olaylara, hareketlere, davranışlara göre bir duruş, bir tutum, bir tavır sergiler. Bu bir anlamda tabii reflekstir. Kendini koruma, muhafaza etme halidir. Olması gerekende budur. Ama dediğim gibi Erdoğan hükümetleri ülkemizin tehdit algılamasını yok ettiler.Hiçbir tehdidi olmayan ülke; düşmanı olmayan, topraklarında veya yönetiminde ya da yer altı, yer üstü kaynaklarına göz konulmayan salim bir yer, bir ülke demektir. Türkiye'nin böyle salim yani huzurlu bir ülke olduğu iddia edilebilir mi? Hayır. İçte ve dışta açık tehlikelerle, saldırılarla karşı karşıyayız. O zaman akla şu soru gelebilir; Erdoğan hükümetleri hangi siyaseti izlediler ki, ülkemizin tehdit algılaması yok edildi iddiasında bulunuyorsun?Dış politikada "sıfır sorun" adını verdikleri siyasetle topraklarımız, milli birlik ve bütünlüğümüz üzerinde hedefleri olan devletlere teslim olundu. Onların arzu ve isteklerine uymak için olmadık kanunlar, kararnameler çıkarıldı. Sınır kapıları açıldı. Açık tehditlerine cevap bile verilmedi. Milletten toplanan paralarla bir sürü kilise açıldı, o devletlerin hizmetine verildi. Vakıflar yasası ile adeta birileri ihya edildi vs. Bütün komşularımıza mı aynı duruş sergilendi? Hayır. Yukarıda bir kaçını yazdığı icraatların uygulandığı komşularımızın ortak özellikleri Hıristiyan olmaları. Ya Müslüman olan komşularımıza karşı ne yaptık?ABD ve AB'nin İran aleyhtarı politikalarında hep İran'ın karşısında olduk. Son olarak İran'a karşı topraklarımızda "füze kalkanı" kurulmasına "evet" dedik. Irak'ın işgal ve yağmalanmasına fiili destek (hava sahasını açmamız) verdiğimiz gibi Başbakan manevi olarak da ABD askerleri için dua ederek manevi destekte vermiş oldu. Şimdi Suriye'ye karşı birilerinin sözcülüğünü yapıyor hükümet. Komşumuz olmasa da, ülkemizin zor günlerinde ABD ve AB'ye rağmen yanınızdayım diyen Libya lideri ve halkına karşı bizim hükümet ABD ve AB yanında saf tuttu. Kaddafi katledildi. Hem de bizim hükümetin 300 milyon dolar gönderdiği isyancılar tarafından. İçerde ise (gerçi sıradanlaştı ama) terörle mücadeleyi, terörle müzakere olarak algıladı iktidar. Ve her ne hikmetse bu müzakereleri hep seçim dönemlerinde, referandum zamanlarında gerçekleştirdiğini müzakerenin muhatapları anlattı. Artı ülkemiz sadece dış tehdit altında değil, iç tehdit de altında. Birileri Ankara'nın ortasında bağımsızlık şarkıları söylüyor, 'bizden korkun', diyor. 'Bizi hala tanımadınız mı?' diye sesleniyor. Halkı topyekûn başkaldırıya çağırıyor vs. hükümet ne yapıyor? Gidiyor yanda, köşede üç beş kişi tutukluyor. Yahu şu konuşanları, devleti, milleti tehdit edenleri alsana, sustursana!          Ekonomimizin tehdit algılaması bir tarafa, teslim algılaması bile yok edilmiş durumda. Birilerinin suni teneffüsüyle ayakta duruyor. Neden? sorusunun cevabı çok açık. Dünya ayakta, kapitalizm bitti. AB dağıldı dağılacak ama Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı diyor ki; "Varlığımızın temel şartı Batıyı anlamak. Kapitalizme alternatif ekonomi rejimi yoktur?" (AKP'nin 10. yıl kutlamasından)Bu millet, bu devlet şu anda olduğu durumu hak ediyor mu? % 50 AKP dediğine göre cevap açık. Ama bu devlet, bu millet bu halde olmalı mı sorusu sorulsa, o soruya asla ve asla hayır derim. Çünkü biz çok büyük bir milletiz ve tarihe yön vermiş devletlerin varisiyiz. Bugün jandarmalığına soyunduğumuz Avrupa, medeniyeti bizden öğrendi. Evet, biz büyük bir medeniyet sahibi bir milletiz. Çünkü biz insana insanca davrandık. "Bizim literatürümüzde medeniyet; insanın insanlara insanca davranması, onların ihtiyaçlarını gidermesi, karnını doyurması, sırtını giydirmesi, komşusu açken tok yatmamasıdır. 1071 Malazgirt muharebesinin ardından dedemiz Alparslan, Anadolu yaylasında bulunan Keldanisine, Rumuna, Yahudisine, Yezdanisine gidiyor. Bu kavimlerin tamamına öyle bir hizmet getiriyor ki, onlar da "Bu Türkler çok farklı insanlar" diyorlar. Fatih Sultan Cennet mekân hazretleri İstanbul'u fethettiğinde, şehirdeki Hıristiyan ileri gelenler "Biz burada papazların külahlarını görmektense, Osmanlı'nın sarığını tercih ederiz" dediler.Bu miras dedemiz Alparslan ve onun evlatlarının mirası. Müthiş bir medeniyet. Kim bunlar? Sarı Saltuk, Şeyh Edebali, Ahi Evran, Dursun Fakih, Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Mevlana, Kaygusuz Abdal gibi veliler, hak erleri... Anadolu coğrafyasındaki insanların Türküymüş, Lazıymış, Kürtüymüş, Çerkeziymiş, Arapıymış, Rumuymuş, Yahudisiymiş, hiçbirini ayırmadan gönüllerini ve ellerini onlara açtılar; ceplerinde ve ellerinde ne var onlara hediye ettiler. Zaman geçti Anadolu yaylası öyle bir yeşillendi ki, Allah Allah. Zamanla İsevi ve Museviler "Biz Türkler gibi Müslüman olacağız" dediler ve Müslüman oldular. Arkasından o Müslüman olan insanlar, "Biz Türkoğlu Türk'üz" dediler." (Prof. Dr. Haydar Baş 15-06-2010 Yeni Mesaj)
 
Akın Aydın / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.