logo
28 MART 2026

Uçurumun kenarındayım

25.12.2025 00:00:00

İnsan kendini sağlam bir yerde hissetmiyor. 

Her şey yerli yerinde duruyor gibi ama içten içe kayıyor. Toplum sessiz bir eşikte bekliyor. 

Ne düşüyor ne de güvende insanlar. 

Uçurumun kenarında toplum. 

Kötü yönetimle, kaybolan huzurla, azalan ahlakla. 

Kalabalıkların arasında, günlerin içinde, kelimelerin ortasında yalnızlık çekiliyor. 

Bazen her şeyin içindeyken bile kimseye diyemiyor, insan. 

Bu yalnızlık bir eksiklik değil, insanın kendisiyle baş başa bırakıldığı bir hal, bir durum. 

"Uçurumun kenarındayım Hızır

Bir dilber kal'asının burcunda

Vazgeçilmez belaya nazır

Topuklarım boşluğun avcunda."

Her şey yüksekten bakıyormuş gibi duruyor. 

Büyük sözler, büyük yapılar, büyük iddialar. 

Ama basılan yer boş. 

Birey ve toplum olarak güvende hissedilmiyor. Topuklar, görünmeyen bir boşluğa değiyor. 

Tutunulan şeyin çoğunun emanet olduğu, kayarken anlaşılıyor. 

"Derin yar adımı çağırır

Kaldım parmaklarımın ucunda."

Gelecek bir umut gibi değil, içten içe kanayan bir yara gibi sesleniyor. 

Adını çağırıyor ama yanına gidemiyor. 

Parmak uçlarında duruyor. 

Düşmemek için değil, belki de bırakmam gerekeni anlayabilmek için.

"Uçurumun kenarındayım Hızır

Bir gamzelik rüzgar yeticek

Ha itti beni, ha iticek."

Her şey o kadar hassas ki. Küçük bir rüzgar yeterli. 

Bir yanlış karar, bir adaletsizlik, bir suskunluk. 

İnsan bazen itildiğini mi yoksa artık tutunmaması gerektiğini mi ayırt edemiyor. 

Belki de sınav tam burada başlıyor.

"Divan hazır, ferman hazır, kurban hazır

Güzelliğin zulme çaldığı sınır."

Her şey usulüne uygun gibi. Kurumlar var, kurallar var, kararlar var. 

Ama içlerinde merhamet yok.

Adalet kalpten değil, güçten yana duruyor.

Hak, hak olmaktan çıkıp bir şekle bürünüyor.

"Başım döner, beynim bulanır

El etmez gel etmez

Gözleri bir ret, bir davet."

Belirsizlik insanın başını döndürüyor. 

Ne yapacağını bilememek, en ağır yorgunluk. 

Hayat bazen çağırıyor, bazen geri çeviriyor. 

Bir ret ile bir davetin arasında kalıyor insan, nefsinin mi, kaderinin mi seslendiğini ayırt etmeye çalışıyor.

"Gülce uzak uzak dolanır

Mecaz değil maraz değil

Gülce semavi bir afet."

Gülce artık bir isim değil. Ulaşalamayan huzurun, dokunulamayan adaletin adı gibi. 

Ne hayal ne hastalık.

İnsan için gelen, ama insanı aşan bir hal. 

"Uçurumun kenarındayım Hızır

Gülce bir beyaz sihir

Canıma bedel bir haz

Nur Nar ve Nurdan bir zehir

Gülce Araf'ta infaz."

Umut bile temkinle tutuluyor artık. 

Beyaz, temiz ama yakıcı. 

İnsan ne tamamen vazgeçebiliyor ne de güvenle sarılabiliyor. 

Her şey yarım, herkes biraz boşlukta. 

Belki de bu boşluk, insanın benliğinden arınmaya başladığı yer, kim bilir? 

"Bir tek bakışıyla suyum ısınır

Güzelliğin zulme çaldığı sınır."

Bazen küçücük bir ihtimal bile iç ısıtıyor. 

Ama aynı ihtimal, yanlış ellerde başka bir acıya dönüşebiliyor. 

Sınırlar flulaşıyor, niyetle sonuç birbirine karışıyor.

"Ben fakir en hakir bin taksir

Cahil cesaretimi alem tanır."

Bu düzende insan kendini küçük hissediyor. 

Suç hep aşağıya bırakılıyor. Yük bireyin omzunda kalıyor. Belki de bu fakirlik, insanın kendine ait sandıklarını yavaş yavaş bırakmasıdır.

"Ateşten kalleşten

Mızrakla gürzden Dabbetülarzdan

Deccal'dan, yedi düvelden

Korku nedir bilmeyen ben

Tir tir titriyorum Gülce'den."

En ağır korku dışarıdan gelmiyor artık. 

İnsan, içeride çözülen şeylerden ürküyor. Alışmaktan, susmaktan, kalbin katılaşmasından. 

"Ödüm patlıyor Gülce'ye bakmaktan

Nutkum tutuluyor, ürperiyorum

Saniyeler gözlerimde birer can

Her saniyede bir can veriyorum."

Zaman gürültüyle değil, sessizlikle eksiltiyor. 

Büyük kopuşlar değil, küçük kayıplar acıtıyor. 

Belki de bu eksiliş, insanın fazlalıklarından arınmasıdır.

"Uçurumun kenarındayım Hızır

Bir dilber kalesinin burcunda

Vazgeçilmez belaya nazır

Topuklarım boşluğun avcunda

Derin yar adımı çağırır

Kaldım parmaklarımın ucunda

Uçurumun kenarındayım Hızır."

Hiçbir şeyin tadı yok artık eskisi gibi.

Yaşıyor ama sanki yaşamıyor insan. 

Günleri geçiriyor, konuşuyor, gülüyor belki, ama görev verilmiş yapay bir rolü oynuyor gibi insan. 

Kendi hayatının içinde, başkasının senaryosunu okur gibi.

Uçurumun kenarında durmak bazen düşmekten daha yorucu.

Çünkü düşmediğin sürece 'idare ediyorsun' sanılıyor.

Oysa insan, içten içe eksile eksile yaşıyor.

Belki de bu hal bir ceza değil.

Belki bu sıkışmışlık, insanın elindekileri bırakması için verilen bir duraktır.

Azaldıkça hafifliyor, sustukça içinde başka bir ses beliriyor insanın. 

Ve belki Hızır, insan hiçbir şey istemediğinde, yalnızca teslim olmayı denediğinde yaklaşır.

Ama yine de, belki umut büyük laflar istemiyor.

Belki yüksek sesle söylenmiyor.

Belki sadece insanın içinden geçen kısa bir cümle kadar. 

Allah var, gam yok.

Her şey darmadağın olsa da, her şey tatsızlaşsa da, bu cümle insanın içini tamamen karartmıyor.

Uçurumun kenarında, ama henüz boşluğun kendisi değil insan. 

Ve bazen, çok sessiz, çok küçük bir titreme, bir ömrü ayakta tutmaya yetiyor.

 
Burhan Boran / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.