İpin ucu kimin elindeyse, işte o namert diyor ki, "Sizin için muhtemel bir müzakere tarihi düşünüyoruz ama hoşumuza gitmeyen bazı görüntüleriniz var onları bir düzeltin de gelin. Estetik ameliyat mı, cerrahi müdahale mi, neyi nasıl yaptırırsanız yaptırın sonra düşünürüz."
AKP hükümeti ellerini oğuşturarak birbirine kavuşturarak, tabak kırmış hizmetçi mahcubiyeti ile koşuyor:
-Ne emretmiştiniz efendim? Derhal düzeltelim.
-Evvelen şunu belirtelim ki, size iki göz fazla, sizin için pek yakışık da almıyor zaten, birini aldırmalısınız... Sonra o kaşlar, kirpikler nedir öyle? Yüzünüzde kıl ve tüy cinsinden ne varsa bir güzel temizlemelisiniz. Kulaklarınızın kepçe kısımları tıraş edilmeli ve otuz iki dişe ne gerek var, sizin için en ideal diş sayısı mesela on iki olabilir. Sonra iki el, on parmak... Bunlar da bizim düşündüğümüz standartlara uymuyor, bunlarda da kısmi indirimlere gitmelisiniz.
Gelelim çevre düzenlemesine; yetmiş milyon nüfusunuz için yedi yüz yetmiş bin kilometrekare çok fazla. Bu kadar toprağı ne yapacaksınız? Bizim üyelerimize satış önceliği ve kolaylığı tanıyarak derhal satışa başlamalısınız. Sonra yetmiş milyonun hepsinin de müslüman olması büyük bir dengesizlik oluşturuyor! Hemen her tarafta kiliseler, kilise-evler açarak, açılmasının yollarını açarak biraz da diğer dinlere elaman kazandırmalısınız. Bu isteklerimiz bir bir gerçekleşsin ve şartlar olgunlaşsın, sonra yine görüşürüz.
Şimdi, iki yılını doldurmak üzere olan sayın hükümetimiz "başım gözüm üstüne" diyerek aldığı bu ödevleri önümüzdeki aralık ayına yetiştirmek için koşturuyor.
Rize'nin yaylalarında tatilini geçiren Sayın Başbakan "Milletin yaşam standartlarını yükseltmek için koşuyoruz, koşturuyoruz" diyorsa da icraat gösteriyor ki, milleti yukarıda verdiğimiz fotoğraf standartlarına uydurmak için koşuyor ve de koşturuyorlar.
Bu zoraki müdahale, zoraki ameliyatlar karşısında ve satış merkezli "çevre düzenlemesi" karşısındaki sessizlik, hissizlik, teslimiyetçilik bu ağustos ayında gerçekten donduruyor bizi. Hem milletimizin sessizliği hem de hükümet çevrelerinin sessizliği üşütüyor. "Vatan toprağı satılmaz, siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz?" diye feryad edenlere bir yetkili çıkıp demiyor ki, "Haklısınız, mecbur kaldık ya da iş bildiğiniz gibi değil, toprak satışı falan yok."
Hasıl-ı kelam, ülkemiz kuşa döndü, mevsimler kışa döndü; üşüyoruz...
AKP hükümeti ellerini oğuşturarak birbirine kavuşturarak, tabak kırmış hizmetçi mahcubiyeti ile koşuyor:
-Ne emretmiştiniz efendim? Derhal düzeltelim.
-Evvelen şunu belirtelim ki, size iki göz fazla, sizin için pek yakışık da almıyor zaten, birini aldırmalısınız... Sonra o kaşlar, kirpikler nedir öyle? Yüzünüzde kıl ve tüy cinsinden ne varsa bir güzel temizlemelisiniz. Kulaklarınızın kepçe kısımları tıraş edilmeli ve otuz iki dişe ne gerek var, sizin için en ideal diş sayısı mesela on iki olabilir. Sonra iki el, on parmak... Bunlar da bizim düşündüğümüz standartlara uymuyor, bunlarda da kısmi indirimlere gitmelisiniz.
Gelelim çevre düzenlemesine; yetmiş milyon nüfusunuz için yedi yüz yetmiş bin kilometrekare çok fazla. Bu kadar toprağı ne yapacaksınız? Bizim üyelerimize satış önceliği ve kolaylığı tanıyarak derhal satışa başlamalısınız. Sonra yetmiş milyonun hepsinin de müslüman olması büyük bir dengesizlik oluşturuyor! Hemen her tarafta kiliseler, kilise-evler açarak, açılmasının yollarını açarak biraz da diğer dinlere elaman kazandırmalısınız. Bu isteklerimiz bir bir gerçekleşsin ve şartlar olgunlaşsın, sonra yine görüşürüz.
Şimdi, iki yılını doldurmak üzere olan sayın hükümetimiz "başım gözüm üstüne" diyerek aldığı bu ödevleri önümüzdeki aralık ayına yetiştirmek için koşturuyor.
Rize'nin yaylalarında tatilini geçiren Sayın Başbakan "Milletin yaşam standartlarını yükseltmek için koşuyoruz, koşturuyoruz" diyorsa da icraat gösteriyor ki, milleti yukarıda verdiğimiz fotoğraf standartlarına uydurmak için koşuyor ve de koşturuyorlar.
Bu zoraki müdahale, zoraki ameliyatlar karşısında ve satış merkezli "çevre düzenlemesi" karşısındaki sessizlik, hissizlik, teslimiyetçilik bu ağustos ayında gerçekten donduruyor bizi. Hem milletimizin sessizliği hem de hükümet çevrelerinin sessizliği üşütüyor. "Vatan toprağı satılmaz, siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz?" diye feryad edenlere bir yetkili çıkıp demiyor ki, "Haklısınız, mecbur kaldık ya da iş bildiğiniz gibi değil, toprak satışı falan yok."
Hasıl-ı kelam, ülkemiz kuşa döndü, mevsimler kışa döndü; üşüyoruz...
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Her kesimden yükselen çığlıklar / 26.04.2026
- Gıda biterse hayat biter nesil biterse millet biter / 24.04.2026
- Kanayan bir yara görünce… / 23.04.2026
- Dert eklemiş eski derdin üstüne / 22.04.2026
- Muhafazakâr iktidar neyi muhafaza etmiş? / 21.04.2026
- Yıllarımız yele gitti erenler / 20.04.2026
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Gıda biterse hayat biter nesil biterse millet biter / 24.04.2026
- Kanayan bir yara görünce… / 23.04.2026
- Dert eklemiş eski derdin üstüne / 22.04.2026
- Muhafazakâr iktidar neyi muhafaza etmiş? / 21.04.2026
- Yıllarımız yele gitti erenler / 20.04.2026
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026





























































