Taktıkları isim başlangıçta kafa karışıklığına neden oluyordu ama zaman ilerledikçe doğrusunu yaptıklarını anladım ve işin gerçekten eğlenceli olduğuna hükmettim.
Volkan Vural'ın görevi, biliyorsunuz AB Genel Sekreterliği... Yanlış anlamayın, Kofi Annan'ın BM'deki görevine benzer şekilde AB'nin Genel Sekreteri değil, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinden sorumlu düzenlemenin başındaki adam.
Olması lâzım.... Ama gel gör ki, kendisine uygun görülen görev unvanının gerektirdiği gibi; sanki AB'nin Türkiye içindeki uzantısı gibi çalışıyor, Türkiye'nin AB'deki propagandasını değil, AB'nin Türkiye'deki propagandasını yapıyor.
Ekibi de aynen öyle.
Bakın Yardımcısı Güven Erdal 1 Aralık 2001 günü ne söylemiş:
"Türkiye ekonomisi uzun yılların birikimi olan ciddî sıkıntılarla karşı karşıya. Bunları Gümrük Birliğine bağlamak yanlış".
Erdal, bazı çevrelerin Türkiye'nin ekonomik sorunlarının başlıca nedeni olarak Gümrük Birliğini göstermesini de sert bir şekilde eleştirmiş. Türkiye'nin GB kararı kapsamında gerçekleştirdiği mevzuat ve uygulama değişikliklerinin ülke standartlarını yükselttiğini, Türk insanının çağdaşlaşma sürecini hızlandırdığını ve Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğe ehil olduğunu ortaya koyduğunu da sözlerine ilâve etmiş.
Evet GB'nin imzalandığı 1995'ten beri bu sayede Türkiye'nin gerçekten "standardı yüksek bir sömürge ülke"; Türk insanının da "çağdaş bir köle" konumuna hızla gelmekte olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.
Biz Türkiye'nin 1995'ten sonra üç yıl içinde GB mevzuatının sadece AB'ye yarayacak şekilde tek taraflı uygulanmasının faturasının 35-40 milyar dolar olduğunu, bu çıktının Türk ekonomisinin zarar hanesine yazıldığını; Yunanistan'ın ise AB'ye girdikten sonra örgütten 66 milyar dolar uyum kredisi almış olduğunu yazmıştık.
66 milyar doların 35-40 milyarının kimin cebinden çıkmış olduğunu halâ
anlamadınız mı?
AB genel Sekreter Yardımcısı Güven Erdal'ın söylediklerinin gazetelerde yayınlandığının ertesi günü Avrupa'dan değişik ve tamamen başka bir görüş geldi.
1993-99 yılları arasında AB Komisyonunda Türkiye Masası şefi olarak görev yapmış, Türkiye'nin AB ile imzaladığı GB anlaşmasının mimarlarından olan Benoit Hambückers "Bu süreçte AB kazanırken, Türkiye ekonomik olarak kaybetti" deyiverdi.
GB'den sonra AB'nin Türkiye'ye olan ihracatının arttığını belirten Hambückers; "Bu zaten beklenen bir gelişmeydi. Türkiye GB'den önce aşırı şekilde korunuyordu. İthalat kotalar ve vergilerle kısıtlanmıştı. GB ile bu durum ortadan kalktı ve Avrupalı şirketler Türkiye pazarına rahatça girebildiler".
Siz şimdi sakin bir şekilde iki tarafın da söylediklerini tekrar okuyun ve ondan sonra yukarıdaki başlığı kime hitaben söylediğimi anlayın.
Ha bu arada Aralık başında Türk ekonomisi ile ilgili son veriler de ortaya çıktı. Buna göre DİE verilerine göre yılın ikinci üç aylık döneminde yüzde 11.4'e ulaşan ve son 56 yılın rekorunu kıran küçülme yavaşlayarak üçüncü üç aylık dönemde yüzde 8.5'a inmiş.
Yâni Türk ekonomisi, GSMH üçüncü çeyrekte yüzde 8.5 eksilmiş.
Bundan önceki "rekor" 1945'te yüzde 15.3 ile yaşanmış.
1945; İkinci Dünya Harbinin son yılıdır kıymetli okuyucu.
Ve yüzde 11.4 ile yüzde 8.5 küçülmenin yaşandığı 2001 yılında Türkiye herhangi bir savaşa girmiş değildir. Hâttâ 15 senedir güneydoğuda yürütülmekte olan "düşük yoğunluklu çatışma" ortamı bile bir çeşit ilân edilmemiş moratoryumla askıya alınmıştır.
Türkiye 2001 yılında savaşa girmemiştir ama Türkiye'yi 2.5-3 yıldır Ecevit-Bahçeli-Yılmaz'ın ortak olduğu 57'inci Hükümet yönetmektedir.
Ütopik komünizmin Rusya'da en romantik dönemini yaşadığı 1920-30 yıllarında olduğu gibi Türkiye'de "tane ile ilaç" uygulaması gündeme gelmiştir.
Bakın Osman Ulagay ne diyor:
"Bir ekonominin son sekiz yılının üçünde yüzde 6'nın üzerinde küçülme yaşaması o ekonominin çok ciddî yapısal hastalığın pençesinde kıvrandığını gösterir. 2001 yılının ilk dokuz ayında özel tüketim harcamaları reel bazda yüzde 8.2 azalmış, yatırımlardaki durumu yansıtan sabit sermaye oluşumundaki küçülme ise yüzde 28.2 olmuştur. Yeniden yapılanmaya ve hızlı istihdam yaratmaya ihtiyacı olan Türkiye'de yatırımlar çökmüştür." (Milliyet 1 Aralık 2001)
Büyük harflerle; ÇÖKMÜŞTÜR.
Ulagay'ın bahsettiği son sekiz yılın 7'si Gümrük Birliği yıllarıdır kıymetli okuyucu.
Şehit Ailelerine, Şehit çocuklarına, Şehit torunlarına kulak asmıyorlar; kendi gazetelerindeki yazıları da mı okumuyorlar?
Volkan Vural'ın görevi, biliyorsunuz AB Genel Sekreterliği... Yanlış anlamayın, Kofi Annan'ın BM'deki görevine benzer şekilde AB'nin Genel Sekreteri değil, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinden sorumlu düzenlemenin başındaki adam.
Olması lâzım.... Ama gel gör ki, kendisine uygun görülen görev unvanının gerektirdiği gibi; sanki AB'nin Türkiye içindeki uzantısı gibi çalışıyor, Türkiye'nin AB'deki propagandasını değil, AB'nin Türkiye'deki propagandasını yapıyor.
Ekibi de aynen öyle.
Bakın Yardımcısı Güven Erdal 1 Aralık 2001 günü ne söylemiş:
"Türkiye ekonomisi uzun yılların birikimi olan ciddî sıkıntılarla karşı karşıya. Bunları Gümrük Birliğine bağlamak yanlış".
Erdal, bazı çevrelerin Türkiye'nin ekonomik sorunlarının başlıca nedeni olarak Gümrük Birliğini göstermesini de sert bir şekilde eleştirmiş. Türkiye'nin GB kararı kapsamında gerçekleştirdiği mevzuat ve uygulama değişikliklerinin ülke standartlarını yükselttiğini, Türk insanının çağdaşlaşma sürecini hızlandırdığını ve Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğe ehil olduğunu ortaya koyduğunu da sözlerine ilâve etmiş.
Evet GB'nin imzalandığı 1995'ten beri bu sayede Türkiye'nin gerçekten "standardı yüksek bir sömürge ülke"; Türk insanının da "çağdaş bir köle" konumuna hızla gelmekte olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.
Biz Türkiye'nin 1995'ten sonra üç yıl içinde GB mevzuatının sadece AB'ye yarayacak şekilde tek taraflı uygulanmasının faturasının 35-40 milyar dolar olduğunu, bu çıktının Türk ekonomisinin zarar hanesine yazıldığını; Yunanistan'ın ise AB'ye girdikten sonra örgütten 66 milyar dolar uyum kredisi almış olduğunu yazmıştık.
66 milyar doların 35-40 milyarının kimin cebinden çıkmış olduğunu halâ
anlamadınız mı?
AB genel Sekreter Yardımcısı Güven Erdal'ın söylediklerinin gazetelerde yayınlandığının ertesi günü Avrupa'dan değişik ve tamamen başka bir görüş geldi.
1993-99 yılları arasında AB Komisyonunda Türkiye Masası şefi olarak görev yapmış, Türkiye'nin AB ile imzaladığı GB anlaşmasının mimarlarından olan Benoit Hambückers "Bu süreçte AB kazanırken, Türkiye ekonomik olarak kaybetti" deyiverdi.
GB'den sonra AB'nin Türkiye'ye olan ihracatının arttığını belirten Hambückers; "Bu zaten beklenen bir gelişmeydi. Türkiye GB'den önce aşırı şekilde korunuyordu. İthalat kotalar ve vergilerle kısıtlanmıştı. GB ile bu durum ortadan kalktı ve Avrupalı şirketler Türkiye pazarına rahatça girebildiler".
Siz şimdi sakin bir şekilde iki tarafın da söylediklerini tekrar okuyun ve ondan sonra yukarıdaki başlığı kime hitaben söylediğimi anlayın.
Ha bu arada Aralık başında Türk ekonomisi ile ilgili son veriler de ortaya çıktı. Buna göre DİE verilerine göre yılın ikinci üç aylık döneminde yüzde 11.4'e ulaşan ve son 56 yılın rekorunu kıran küçülme yavaşlayarak üçüncü üç aylık dönemde yüzde 8.5'a inmiş.
Yâni Türk ekonomisi, GSMH üçüncü çeyrekte yüzde 8.5 eksilmiş.
Bundan önceki "rekor" 1945'te yüzde 15.3 ile yaşanmış.
1945; İkinci Dünya Harbinin son yılıdır kıymetli okuyucu.
Ve yüzde 11.4 ile yüzde 8.5 küçülmenin yaşandığı 2001 yılında Türkiye herhangi bir savaşa girmiş değildir. Hâttâ 15 senedir güneydoğuda yürütülmekte olan "düşük yoğunluklu çatışma" ortamı bile bir çeşit ilân edilmemiş moratoryumla askıya alınmıştır.
Türkiye 2001 yılında savaşa girmemiştir ama Türkiye'yi 2.5-3 yıldır Ecevit-Bahçeli-Yılmaz'ın ortak olduğu 57'inci Hükümet yönetmektedir.
Ütopik komünizmin Rusya'da en romantik dönemini yaşadığı 1920-30 yıllarında olduğu gibi Türkiye'de "tane ile ilaç" uygulaması gündeme gelmiştir.
Bakın Osman Ulagay ne diyor:
"Bir ekonominin son sekiz yılının üçünde yüzde 6'nın üzerinde küçülme yaşaması o ekonominin çok ciddî yapısal hastalığın pençesinde kıvrandığını gösterir. 2001 yılının ilk dokuz ayında özel tüketim harcamaları reel bazda yüzde 8.2 azalmış, yatırımlardaki durumu yansıtan sabit sermaye oluşumundaki küçülme ise yüzde 28.2 olmuştur. Yeniden yapılanmaya ve hızlı istihdam yaratmaya ihtiyacı olan Türkiye'de yatırımlar çökmüştür." (Milliyet 1 Aralık 2001)
Büyük harflerle; ÇÖKMÜŞTÜR.
Ulagay'ın bahsettiği son sekiz yılın 7'si Gümrük Birliği yıllarıdır kıymetli okuyucu.
Şehit Ailelerine, Şehit çocuklarına, Şehit torunlarına kulak asmıyorlar; kendi gazetelerindeki yazıları da mı okumuyorlar?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002


































































































