Bu harika tespitin sahibi, BTP lideri Hüseyin Baş'tı.
Sevgili okurlarım ben bugüne kadar böylesine ince düşünülmüş ve zeka saçan bir tespit duymadım.
Hep ne derlerdi, devletin ne işi var basma fabrikasıyla şununla bununla.
"Devlet üretim yapan teşekküllerden elini çekmeli, altyapı gibi özel sektörün yapamayacağı karsız işlerle ilgilenmelidir" deniliyordu.
Bu yaklaşım tarzı ve mantığın esas sahibi, Malthus'tur.
"Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" demişti.
Devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini savunan, liberalizmin temel sloganıdır bu saçma ve akıl dışı yaklaşım.
Atatürk sonrasında işbaşına gelen istisnasız tüm hükümetlerin uyguladığı yanlış ekonomik politikaların bir sonucu olarak devletin elindeyken çok karlı işlere imza atan bu iktisadi teşekküllerin tamamı, bilinçli bir tercih olarak liberal politikalara kurban edilmişti.
İşte sırf bu yüzden yüzlerce devasa fabrika ve üretim tesisleri daha fazla kar edecekler yalanı ile büyük ölçüde yabancılar başta olmak üzere özelleştirme adıyla millete ait olmaktan çıkartılıp bir avuç seçkin elitlere altın tepside sunulmuştu.
Çok ilginç değil mi?
İşletmede kullanılan hammadde yani maden, elektrik, su vb. üretim kalemlerinin tamamının sahibi devlet olduğu halde, bu işletme nasıl zarar edebiliyor ve hiçbirine sahibi olmayan bir özel sektör, nasıl oluyor da aynı işletmeden daha fazla kar elde edebiliyor?
Bu korkunç bir yalan ve çok kapsamlı ülkeyi çökertme projesidir.
İşte Hüseyin Baş'ın ısrarla dikkat çektiği ve kendisinden başka kimsenin umurunda olmayan konu, tam olarak budur.
Elbette ki Hüseyin Baş, asla burada özel sektörü hedef almıyor.
Özel sektörü devletin hiç olmadığı kadar desteklemesi gerektiğinden bahsediyor.
Yani örneğin, Koç veya Sabancı grubunun daha fazla büyümesi için devlet hiçbir şeyi onlardan eksik etmemeli görüşünde Hüseyin Baş bey.
Ancak özel sektörün yetemediği veya başaramadığı birçok işi, devlet çok kolaylıkla çözüme kavuşturabilir.
Tıpkı, 1929 dünya ekonomik buhranında Atatürk'ün devreye koyduğu ve kesintisiz 1938 yılına kadar devam ettirilen devletçilik politikası gibi.
Şayet o dönemde devletin ekonomide başat rol alması söz konusu olmasaydı, ülke ekonomisi yerle bir olurdu.
Bunu en iyi bilen ve gören, Mustafa Kemal Atatürk'tü.
İşte Hüseyin Baş'ta aynı mantık ve reel gerçeklik ile olaya yaklaşmaktadır.
O kadar haklı gerekçeler ileri sürüyor ki, mevzuyu herkesin çok rahatlıkla kavrayabileceği basitlikte izah ediyor.
Sevgili okurlarım burada önemli olan mesele konuya sığ bir taraftar mantığı ile bakılması değil, Allah'ın insana bahşettiği üstün bir zekayla yaklaşılmasıdır.
Bugün Türkiye'de artan maliyetlerden dolayı Mısır'a giden tekstil firmalarımızın gittikleri yerde oluşturdukları istihdam, 300 bin civarındadır.
Türkiye'de bu rakamı 3'le çarptığınızda, neredeyse 1 milyon insanı doğrudan ilgilendirdiği görülecektir.
Sadece tekstil sektörü değil, tüm alanlarda tel tel dökülme söz konusudur.
Ben şimdiye kadar Hüseyin Baş'ın haricinde bu konuyu ısrarlı bir şekilde takip eden, hiçbir siyasetçiyi görmedim.
Şimdi birazda ekonomik verilerle yol alalım.
Lütfen iyi okuyunuz ve üzerinde kafa yorunuz!
Mesela ne deniyor başka?
Para basarsan enflasyon olur, fiyatlar uçar gider.
Tabi bu yaklaşım ancak uzayda geçerlidir.
Çünkü uzayda hayat yoktur, dolayısıyla üretim-tüketim diye bir şeyde söz konusu değildir.
Bunun ne kadar saçma bir yaklaşım olduğu ve liberaller tarafından uydurulup bizim gibi uydu devletlere dayatıldığı çok açıktır.
Bakınız para basarsan enflasyon olur denilen ülkemizde, bankacılık sektörünün oluşturduğu kaydi para miktarı ne kadardır.
Her gün değişmekle birlikte an itibariyle Türkiye'de bankacılık sektöründe toplam mevduat tutarı, 30 trilyon 366 milyar TL'dir.
Bu bilgiyi bir kenara koyun.
Zira piyasalarda olması gereken paranın nerelerde esir edildiği, üretime ve dolayısıyla tüketime de doğrudan bir faydasının olmadığını göreceksiniz.
Yine konumuza dönelim.
Yukarıdaki toplam mevduatın kredi hacmi ise, lütfen buraya çok dikkat, 24 trilyon 928 milyar TL seviyesindedir!
Buraya da çok dikkat lütfen!
Bu tutarın yaklaşık 18,2 trilyon TL'si vadeli mevduat hesaplarında değerlendirilmektedir.
Yani aslında 18 trilyon TL tutarındaki mevduat sayesinde neredeyse 25 trilyon TL kredi hacmi, yani kaydi para oluşturulmaktadır.
Diğer bir deyişle, karşılığında hiç para olmadığı halde ve sadece bankalar tarafından kaydi para olarak oluşturulan 25 trilyon TL tutarındaki parasal büyüklük, nasıl oluyor da enflasyona sebep olmuyor?
Ve nasıl oluyor da; karşılığında gerek mal ve üretimin yanı sıra hizmetin de yer aldığı senyoraj geliri için, enflasyona sebep oluyor denebiliyor?
Oysa burada devletin kendisine ait olan Merkez Bankası sayesinde ve sıfır faizle basılıp piyasalara sürülen para, asla enflasyona sebep olmayacağı gibi, tersine deflasyona sebep olacaktır.
Bir tarafta karşılığı olmadığı halde bankalarca oluşturulan 25 trilyon TL tutarındaki faizli kredi hacmi gerçeği, diğer tarafta her şeyi ile hesaplanmış ve karşılığı somut olarak ortada olan ve maddi gerçekliği bulunan sıfır faizli senyoraj geliri.
Joseph Goebbels'in dediği gibi, yalanı ne kadar büyük söyler ve sık tekrar edersen, ona inanan insan sayısı da o denli fazla olur.
Peki, bankaların kasasında 30 trilyonu aşkın para stoklanırken, acaba piyasalarda dolaşımda bulunan para miktarı ne kadardır?
2026 yılı verilerine göre Türkiye'de dolaşımdaki para miktarını, yaklaşık 862 milyar TL seviyelerindedir.
Yani 87 milyonun yaşadığı bir ülkede piyasalarda dolaşımda bulunan para miktarı 1 trilyonu bile bulmazken, bankaların kasasında 30 trilyonun üzerinde paranın bulunuyor olması sizce normal mi ve bu işte bir gariplik yok mu?
İşte bu kadar parasal büyüklüğe sahip olan bankacılık sektörünün 2024 ve 2025 yılı kazancına bir göz atalım.
2024 yılında 659 milyar lira olan bankacılık sektörünün net kazancı, 2025 yılında i 940 milyar liraya yükselmiştir.
Ve bu sektör 2026 yılının ilk çeyreğinde ise, 288,4 milyar TL net kar elde ettiğini açıklamıştır.
Şimdi anladınız mı Hüseyin Baş neden bu kadar çırpınıyor.
Anlayacağınız şey şu:
Milletçe çok fena soyuluyoruz ve sesi çıkan tek siyasetçi Hüseyin Baş Bey.
Tekel'i işletemeyene devleti teslim ettiğimiz için, şimdi sonuçlarına katlanıyoruz!
Sevgili okurlarım ben bugüne kadar böylesine ince düşünülmüş ve zeka saçan bir tespit duymadım.
Hep ne derlerdi, devletin ne işi var basma fabrikasıyla şununla bununla.
"Devlet üretim yapan teşekküllerden elini çekmeli, altyapı gibi özel sektörün yapamayacağı karsız işlerle ilgilenmelidir" deniliyordu.
Bu yaklaşım tarzı ve mantığın esas sahibi, Malthus'tur.
"Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" demişti.
Devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini savunan, liberalizmin temel sloganıdır bu saçma ve akıl dışı yaklaşım.
Atatürk sonrasında işbaşına gelen istisnasız tüm hükümetlerin uyguladığı yanlış ekonomik politikaların bir sonucu olarak devletin elindeyken çok karlı işlere imza atan bu iktisadi teşekküllerin tamamı, bilinçli bir tercih olarak liberal politikalara kurban edilmişti.
İşte sırf bu yüzden yüzlerce devasa fabrika ve üretim tesisleri daha fazla kar edecekler yalanı ile büyük ölçüde yabancılar başta olmak üzere özelleştirme adıyla millete ait olmaktan çıkartılıp bir avuç seçkin elitlere altın tepside sunulmuştu.
Çok ilginç değil mi?
İşletmede kullanılan hammadde yani maden, elektrik, su vb. üretim kalemlerinin tamamının sahibi devlet olduğu halde, bu işletme nasıl zarar edebiliyor ve hiçbirine sahibi olmayan bir özel sektör, nasıl oluyor da aynı işletmeden daha fazla kar elde edebiliyor?
Bu korkunç bir yalan ve çok kapsamlı ülkeyi çökertme projesidir.
İşte Hüseyin Baş'ın ısrarla dikkat çektiği ve kendisinden başka kimsenin umurunda olmayan konu, tam olarak budur.
Elbette ki Hüseyin Baş, asla burada özel sektörü hedef almıyor.
Özel sektörü devletin hiç olmadığı kadar desteklemesi gerektiğinden bahsediyor.
Yani örneğin, Koç veya Sabancı grubunun daha fazla büyümesi için devlet hiçbir şeyi onlardan eksik etmemeli görüşünde Hüseyin Baş bey.
Ancak özel sektörün yetemediği veya başaramadığı birçok işi, devlet çok kolaylıkla çözüme kavuşturabilir.
Tıpkı, 1929 dünya ekonomik buhranında Atatürk'ün devreye koyduğu ve kesintisiz 1938 yılına kadar devam ettirilen devletçilik politikası gibi.
Şayet o dönemde devletin ekonomide başat rol alması söz konusu olmasaydı, ülke ekonomisi yerle bir olurdu.
Bunu en iyi bilen ve gören, Mustafa Kemal Atatürk'tü.
İşte Hüseyin Baş'ta aynı mantık ve reel gerçeklik ile olaya yaklaşmaktadır.
O kadar haklı gerekçeler ileri sürüyor ki, mevzuyu herkesin çok rahatlıkla kavrayabileceği basitlikte izah ediyor.
Sevgili okurlarım burada önemli olan mesele konuya sığ bir taraftar mantığı ile bakılması değil, Allah'ın insana bahşettiği üstün bir zekayla yaklaşılmasıdır.
Bugün Türkiye'de artan maliyetlerden dolayı Mısır'a giden tekstil firmalarımızın gittikleri yerde oluşturdukları istihdam, 300 bin civarındadır.
Türkiye'de bu rakamı 3'le çarptığınızda, neredeyse 1 milyon insanı doğrudan ilgilendirdiği görülecektir.
Sadece tekstil sektörü değil, tüm alanlarda tel tel dökülme söz konusudur.
Ben şimdiye kadar Hüseyin Baş'ın haricinde bu konuyu ısrarlı bir şekilde takip eden, hiçbir siyasetçiyi görmedim.
Şimdi birazda ekonomik verilerle yol alalım.
Lütfen iyi okuyunuz ve üzerinde kafa yorunuz!
Mesela ne deniyor başka?
Para basarsan enflasyon olur, fiyatlar uçar gider.
Tabi bu yaklaşım ancak uzayda geçerlidir.
Çünkü uzayda hayat yoktur, dolayısıyla üretim-tüketim diye bir şeyde söz konusu değildir.
Bunun ne kadar saçma bir yaklaşım olduğu ve liberaller tarafından uydurulup bizim gibi uydu devletlere dayatıldığı çok açıktır.
Bakınız para basarsan enflasyon olur denilen ülkemizde, bankacılık sektörünün oluşturduğu kaydi para miktarı ne kadardır.
Her gün değişmekle birlikte an itibariyle Türkiye'de bankacılık sektöründe toplam mevduat tutarı, 30 trilyon 366 milyar TL'dir.
Bu bilgiyi bir kenara koyun.
Zira piyasalarda olması gereken paranın nerelerde esir edildiği, üretime ve dolayısıyla tüketime de doğrudan bir faydasının olmadığını göreceksiniz.
Yine konumuza dönelim.
Yukarıdaki toplam mevduatın kredi hacmi ise, lütfen buraya çok dikkat, 24 trilyon 928 milyar TL seviyesindedir!
Buraya da çok dikkat lütfen!
Bu tutarın yaklaşık 18,2 trilyon TL'si vadeli mevduat hesaplarında değerlendirilmektedir.
Yani aslında 18 trilyon TL tutarındaki mevduat sayesinde neredeyse 25 trilyon TL kredi hacmi, yani kaydi para oluşturulmaktadır.
Diğer bir deyişle, karşılığında hiç para olmadığı halde ve sadece bankalar tarafından kaydi para olarak oluşturulan 25 trilyon TL tutarındaki parasal büyüklük, nasıl oluyor da enflasyona sebep olmuyor?
Ve nasıl oluyor da; karşılığında gerek mal ve üretimin yanı sıra hizmetin de yer aldığı senyoraj geliri için, enflasyona sebep oluyor denebiliyor?
Oysa burada devletin kendisine ait olan Merkez Bankası sayesinde ve sıfır faizle basılıp piyasalara sürülen para, asla enflasyona sebep olmayacağı gibi, tersine deflasyona sebep olacaktır.
Bir tarafta karşılığı olmadığı halde bankalarca oluşturulan 25 trilyon TL tutarındaki faizli kredi hacmi gerçeği, diğer tarafta her şeyi ile hesaplanmış ve karşılığı somut olarak ortada olan ve maddi gerçekliği bulunan sıfır faizli senyoraj geliri.
Joseph Goebbels'in dediği gibi, yalanı ne kadar büyük söyler ve sık tekrar edersen, ona inanan insan sayısı da o denli fazla olur.
Peki, bankaların kasasında 30 trilyonu aşkın para stoklanırken, acaba piyasalarda dolaşımda bulunan para miktarı ne kadardır?
2026 yılı verilerine göre Türkiye'de dolaşımdaki para miktarını, yaklaşık 862 milyar TL seviyelerindedir.
Yani 87 milyonun yaşadığı bir ülkede piyasalarda dolaşımda bulunan para miktarı 1 trilyonu bile bulmazken, bankaların kasasında 30 trilyonun üzerinde paranın bulunuyor olması sizce normal mi ve bu işte bir gariplik yok mu?
İşte bu kadar parasal büyüklüğe sahip olan bankacılık sektörünün 2024 ve 2025 yılı kazancına bir göz atalım.
2024 yılında 659 milyar lira olan bankacılık sektörünün net kazancı, 2025 yılında i 940 milyar liraya yükselmiştir.
Ve bu sektör 2026 yılının ilk çeyreğinde ise, 288,4 milyar TL net kar elde ettiğini açıklamıştır.
Şimdi anladınız mı Hüseyin Baş neden bu kadar çırpınıyor.
Anlayacağınız şey şu:
Milletçe çok fena soyuluyoruz ve sesi çıkan tek siyasetçi Hüseyin Baş Bey.
Tekel'i işletemeyene devleti teslim ettiğimiz için, şimdi sonuçlarına katlanıyoruz!
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- AK Parti iktidar olursa faizi indirecek! / 08.06.2026
- Siyasetçilerin göremediği büyük fotoğraf / 04.06.2026
- Küresel müesses nizamcılar AK Parti ile yola devam diyor / 01.06.2026
- Bahçeli ve Öcalan ölürse ne olur? / 21.05.2026
- ‘Tekel’i işletemeyenlere devleti teslim ettik’ / 18.05.2026
- Milleti için yaşayan tek insan: ATATÜRK / 16.05.2026
- CHP’yi Atatürk çarptı / 15.05.2026
- Askerler atamalardan rahatsız! / 13.05.2026
- Yavaş aday yapılmazsa kazanan Erdoğan olur / 11.05.2026
- Avrupa’dan Haydar Baş’ın modeline dönüş sinyali / 07.05.2026
- Siyasetçilerin göremediği büyük fotoğraf / 04.06.2026
- Küresel müesses nizamcılar AK Parti ile yola devam diyor / 01.06.2026
- Bahçeli ve Öcalan ölürse ne olur? / 21.05.2026
- ‘Tekel’i işletemeyenlere devleti teslim ettik’ / 18.05.2026
- Milleti için yaşayan tek insan: ATATÜRK / 16.05.2026
- CHP’yi Atatürk çarptı / 15.05.2026
- Askerler atamalardan rahatsız! / 13.05.2026
- Yavaş aday yapılmazsa kazanan Erdoğan olur / 11.05.2026
- Avrupa’dan Haydar Baş’ın modeline dönüş sinyali / 07.05.2026

























































