Yarın 9 Kasım. AB Komisyonu tarafından bir Katılım Ortaklığı Belgesi yayınlanacak. Bu belgenin özelliği, burada ifade edilenlerin Türkiye tarafından tartışmaya açılamayacak olması.Başmüzakereci Ali Babacan'ın da her fırsatta vurguladığı gibi "müzakere sürecinde AB emredecek biz yapacağız". İşte o sürecin ilk bomba gibi talepleri 9 Kasımdaki İlerleme Raporu'nda yağmur gibi üzerimize yağacak.Belge'de limanların Rumlara açılması ve Rum Kesimi'yle ilişkilerin normalleştirilmesi istenecek. Bunun gerçekleşmesi demek ki, -talebin tartışmaya açılmadığını tekrar vurgulamak isterim- Rum Kesimi'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak resmen tanınması demektir. Aslında AKP iktidarı, Rum Kesimi'ni, ek protokolü imzalamakla birlikte zaten tanımıştı. Bu yeni adım, kağıt üzerinde kabul edilen Rum Kesimi'nin bizzat uygulamayla da teyit edildiğini ortaya koyacak.Durum böyle olunca artık Kıbrıs diye bir sorun olmayacak, çünkü KKTC ortadan kalkacak, Türk askeri adada işgalci durumunda kalacağından çekilmek zorunda kalacak ve böylece en haklı davamızı siyasilerimizin basiretsizliği yüzünden kaybetmiş olacağız.Belge'de ayrıca, Müslüman olmayan azınlık ve cemaatlerin yaşadıkları tüm güçlüklerin ortadan kaldırılması talep edilecek.Yunanistan'ın talebiyle Belge'ye, azınlıkların emlak haklarına yönelik bir madde eklendi. Madde yürürlüğe girdiğinde, Gökçeada, Bozcaada, İstanbul başta olmak üzere bir yerlerde mübadele yoluyla gayrimenkullarını bırakan Rumlara Türkiye tazminat ödemek zorunda kalacak.Bu madde kapsamında Patrikhane'nin ekümenikliği, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması, Patrikhane'nin malvarlıklarının -Başta Ayasofya olmak üzere-geriye iadesi gibi talepler de var.Bu durum yakın bir zamanda sur içinde merkezi olan ve Anadolu'nun bir çok yerini ilgilendiren bir Bizans varisi devletin kurulmasına sebep olacaktır. Dikkatinizi çekerim, hedef sadece sur içi değil.İstenecek tazminatlara bakılırsa, bu devletin finansörlüğünü de Türkiye'ye ihale edecekler.Diğer önemli bir husus, Yunanistan'ın Ege'de karasularını 6 milin üzerine çıkarmasını "Casus Belli" yani "Savaş nedeni" olarak gören Milli Güvenlik Siyaset Belgesi. Yunanistan'ın baskısıyla AB bu maddeden rahatsızlığını Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e iletti.İlerleme raporunda "komşularla ilişkilerin normalleştirilmesi" vurgulanarak, Türkiye'nin aldığı "casus belli" kararının iptali istenecek.Böylece kendi sahillerimizde bile hareket edecek olan gemilerimiz Yunanistan'dan izin almak zorunda kalacak ve Ege bir Yunan gölü haline gelecek.İlerleme raporunda, Öcalan da unutulmamış. AİHM'nin Mayıs 2005'te aldığı "yeniden yargılansın" kararının Türkiye tarafından uygulanması talep edilecek. Sonunda beraat kararının bile çıkabileceği bu yeniden yargılama sürecinde, ülkemizi büyük bir iç karışıklığa sebebiyet verecek ciddi adımlar attıracaklar.Yabancılar AKP iktidarının çıkardığı meşhur kanunlarla birlikte, durmadan gayrı menkul almaya, köyler, siteler, yerleşim birimleri kurmaya devam ediyorlar. İlerleme Raporu'nda, onların da önünü açacak bir talep var. Raporun AB vatandaşlarının haklarına ilişkin paragrafında, "Zamanı geldiğinde ülkede ikamet eden ve vatandaşlığa (Türk) sahip olmayan Birlik vatandaşlarına Avrupa Parlamentosu seçiminde ve yerel seçimlerde aday olma ve oy kullanma hakkı verilmesi gerekecek" deniliyor. Yani İngiliz, Fransız belediye başkanlarımız bile olacak. Hadi hayırlısı. Bu gidişle bizim Avrupalı olmamız imkansız ama, topraklarımız kesin Avrupalı olacak.Bütün bu taleplerin yerine getirilmesi tabii ki başta Cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevli Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ve de milletimizi rahatsız edecek, ama yıllarca salyalarını akıtarak bugünleri bekleyen AB hiç olayın bu kısmını düşünmez mi?AB, bir taraftan milletimizin ekonomik ve sosyal yönünü perişan duruma getirirken, diğer taraftan "Bunun sebebi, Türkiye Cumhuriyeti Devletidir" tezini işleyip milletimizi devletinden soğutmaktadır. Milletimizde oluşan boşluğu da sivil toplum örgütlerini kullanıp, "AB size aş verecek, iş verecek" tezini işletip, AB'nin tek kurtuluş yolu olduğunu vurgulatarak doldurmaktadır.Milletimiz ise yağmurdan kaçarken doluya tutulmakta ve iki arada bir derede kalmaktadır.Milletimizin üzerinde bu şekilde baskılar oluşturulurken, askerin de sesinin kısılması için her şey yapılmaktadır.Belge'de askeri ve savunma politikaları üzerinde parlamentonun tam hakimiyet sağlaması istenecek. Askeri mahkemelerin sivilleri yargılaması ortadan kaldırılacak -mesela, Abdullah Öcalan davası gibi davalar-.Hatta bu konuda, hükümetin, sivil-asker ilişkileri konusunda atacağı adımları taahhüt altına alan bir deklarasyon yayımlamasının uygun olacağı kaydedildi. AB Komisyonu için AVRUPA Güvenlik Araştırmaları Merkezi (CESS) ile İstanbul Politikalar Merkezi'nce (İPM) hazırlanan bir raporda ülkeyi TSK'nin yönetmediği, ancak silahlı kuvvetlerin rejimin koruyucusu olma görevini bırakmadığı belirtildi. Raporda, "Ordunun anayasanın ve Atatürk reformlarının koruyucusu gibi davranmayı bıraktığını iddia etmek de yanlış olur" değerlendirmesi yer aldı. Yani TSK'nın en temel vazifeleri sorgulanıyor ve bu konuda kısıtlamalara gidilmesi talep ediliyor.Ayrıca, AB İlerleme Raporu'nda, Türkiye'den "Milli Güvenlik" tanımının da daraltılması istenecek. AB, Milli Güvenlik tanımının askere geniş bir manevra alanı tanımasından rahatsız.Bunlardan da anlaşılacağı üzere kısaca AB, TSK'yı devre dışı bırakmayı planlıyor, milletimizin ise gözünü boyayarak gelişmelere olumsuz tepki vermemesini hedefliyor.Sonucu ucu açık olan bir müzakere süreci için verilen tavizlere bakın. İstenilen tavizler önce KKTC'yi, sonra da Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırıyor. Peki ne uğruna? Ucu açık, sonucu belli olmayan -esasen alınmayacağımız kesin olan- bir serap uğruna.Bütün bu tavizlere ekonomik, dini, kültürel... tavizleri de eklediğimizde sizce Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in ifade ettiği "AB süreciyle, bizi Sevr'den de öteye götürüyorlar" gerçeği gün yüzüne çıkmıyor mu?Lütfen, Telafer'de, Bosna'da, Felluce'de olanları unutmayalım. Kendimize gelmezsek sonumuz onlardan farklı olmayacak.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Yaşlanan Türkiye, eriyen gelecek / 25.05.2026
- "Mutlak butlan" kararı ve demokrasinin geleceği / 24.05.2026
- Dolar imparatorluğundan “milli paralar” eksenli çok kutupluluğa / 23.05.2026
- Bir ömrün nihayetinde mahcubiyet ve sessizlik / 22.05.2026
- Siyasetin yaşlı prangaları ve 38 yaşındaki devrim / 21.05.2026
- Sorun anayasa değil, anayasanın uygulanmaması / 20.05.2026
- 19 Mayıs ruhu bize çaresizliği değil, çare üretmeyi emreder / 19.05.2026
- Trump’ın Çin ziyareti ve küresel güç savaşının perde arkası / 18.05.2026
- BAE üzerinden kurulan İsrail tuzağı / 17.05.2026
- Kâr hırsının karanlığında sönen 301 can / 16.05.2026
- "Mutlak butlan" kararı ve demokrasinin geleceği / 24.05.2026
- Dolar imparatorluğundan “milli paralar” eksenli çok kutupluluğa / 23.05.2026
- Bir ömrün nihayetinde mahcubiyet ve sessizlik / 22.05.2026
- Siyasetin yaşlı prangaları ve 38 yaşındaki devrim / 21.05.2026
- Sorun anayasa değil, anayasanın uygulanmaması / 20.05.2026
- 19 Mayıs ruhu bize çaresizliği değil, çare üretmeyi emreder / 19.05.2026
- Trump’ın Çin ziyareti ve küresel güç savaşının perde arkası / 18.05.2026
- BAE üzerinden kurulan İsrail tuzağı / 17.05.2026
- Kâr hırsının karanlığında sönen 301 can / 16.05.2026



























































