ABD, İran'a yönelik hem tehditlerinin dozajını artırıyor, hem de bölgeye yeni askeri yığınaklar yapıyor.
Son olarak "USS Delbert D. Black" muhribini de Ortadoğu bölgesine konuşlandırdı ve böylece ABD'nin bölgedeki muhriplerinin sayısı 6'ya çıkmış oldu.
ABD Başkanı Trump, İran'a yine uyarıda bulunarak, "Şu anda İran'a giden çok büyük ve çok güçlü gemilerimiz var. Onları kullanmak zorunda kalmasak çok iyi olurdu… Onlara iki şey söyledim. Birincisi nükleer silah yok, ikincisi protestocuları öldürmeyi bırakın" diye konuştu. Sanki İran halkını çok düşünüyormuş gibi…
Unutmamak gerekir, İran'daki olaylar halkın ekonomik sorunlarından dolayı çıktı. İran'da, 28 Aralık 2025'te yerel para biriminin döviz karşısında hızla değer kaybetmesi ve ekonomik sıkıntıların derinleşmesi nedeniyle Tahran Büyük Çarşı'da esnafın öncülüğünde başlayan gösteriler ülke geneline yayılmıştı.
Peki, ekonomik sorunların temelinde ne var? Elbette ki İran yönetiminin ekonomiyi yönetememesi önemli bir etken ama tek sorumlu olarak İran yönetimini göstermek asla doğru değil.
İran yıllardır ambargo altında. Yaşanan ekonomik sorunların temelinde başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin İran'a yönelik yaptırımları var. Hatta ABD, işi biraz daha ileriye götürerek, ABD ile ticaret yapan bütün ülkelere de yaptırımlar uyguladı.
İran'a uygulanan bu yaptırımlar, İran yönetimine zarar veriyor ama asıl İran halkına zarar veriyor. İran halkını sanki düşünüyormuş gibi yapıp, İran halkına zarar vermek büyük çelişki!
Peki, ABD İran'a yönelik nasıl bir saldırı planlıyor? Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre, Beyaz Saray ve Pentagon İran'a olası saldırı seçenekleri hakkında bir rapor hazırladı ve bu konuda Trump'ı bilgilendirdi.
Habere göre bu seçenekler arasında, İran yönetimi ile Devrim Muhafızları Ordusu'na ait tesislerin hedef alınacağı geniş çaplı bir bombardıman kampanyasını içeren "büyük plan" yer alıyor. Daha sınırlı seçenekler arasında sembolik hedeflere yönelik saldırılar da bulunuyor.
Bu planların, İran'ın nükleer faaliyetlerini sona erdirmemesi halinde saldırıların aşamalı olarak artırılmasına imkan tanıyacak şekilde hazırlandığı kaydedildi.
Ayrıca, İran bankalarını hedef alabilecek siber saldırılar ile daha sert ekonomik yaptırımlar gibi seçenekler de ABD yönetiminin gündeminde olduğu öne sürüldü.
Bu planlarda her ne kadar İran yönetiminin hedef alındığı iddia edilse de, eğer uygulama aşamasına geçilirse yine en büyük zararı İran halkı görecek.
Gerilim tırmanırken, Türkiye ile İran arasında diplomasi trafiği yoğunlaştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile telefon görüşmesi yaptı. Konuyla ilgili İletişim Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, gerilimin düşürülmesi ve meselelerin çözüme kavuşturulması için Türkiye'nin İran ile ABD arasında kolaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğunu vurguladı.
Bir diğer görüşme ise, Ankara'ya gelen İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın görüşmesiydi. Fidan bu görüşmede de, "İran'a askeri müdahaleye karşıyız" mesajını yineledi. Türkiye siyasetinin ABD-İran gerilim sürecinde verdiği mesajlar olumlu. Açıklamalara göre, savaş istemiyoruz, diplomasiden ve müzakerelerden yanayız ve arabuluculuk rolü istiyoruz.
Fakat burada da endişe kaynağı şu: Bu arabuluculuk Suriye krizinin başladığı ilk günlerde Esad ile yürütülen müzakereler gibi mi olacak, yoksa gerçekten tarafsız bir şekilde arabuluculuk mu olacak?
Çünkü Esad o günlerde yaptığı açıklamalarda, Türkiye heyetinin Suriye'ye ABD'nin taleplerini ilettiğini, ABD'nin sözcüsü gibi davrandıklarını ifade etmişti.
İran konusunda da BOP eşbaşkanı gibi davranılırsa, bunun elbette Türkiye'ye ağır faturası olur. Yapılan bütün görüşmeler Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milletinin çıkarları için yapılmalıdır.
Peki, ABD İran'a hemen saldırır mı? Emin olun ki, fırsatını bulduğu anda saldırır ama şu anda koşullar tam olarak oluşmuş değil. Trump'ın tehdit söylemleri, savaş gemilerini göndermesi, tabii ki İran üzerinde baskı oluşturmak ve savaşın her an başlayabileceğinin bir işareti olarak değerlendirilebilir. Ama bu sert söylemlerle veya pratik eylemlerle dünya genelindeki ya da bölgedeki etkisini ölçmek istiyor da olabilir.
ABD, son dönemlerde İran'a ve Çin'e odaklanmışken, İngiltere Başbakanı Keir Starmer Çin'e gitti. Çin'in Kovid-19 salgınının ardından ülkeye yurt dışından seyahatleri artırmak üzere 2023'te başlattığı tek taraflı vize muafiyeti programına İngiltere'yi de dahil edeceği bildirildi. Bu dönemde bu ziyaret ABD'ye ciddi bir mesaj.
Trump, İngiltere'nin Çin ile yeni işbirlikleri yapma planına ilişkin bir soruya verdiği yanıtta İngiltere'yi kastederek, "Onlar için bunu yapmak çok tehlikeli. Kanada için Çin ile iş yapmak daha da tehlikeli. Kanada şu anda iyi gitmiyor" dedi.
Yine bu dönemde AB ve Hindistan, "tüm anlaşmaların anası" olarak nitelenen tarihi serbest ticaret anlaşmasını imzaladı. Yaklaşık 20 yıllık müzakereler sonucu yüzde 96,6 oranında gümrük vergisi kaldırılacak. Anlaşmayla birlikte AB ihracatının ikiye katlanması bekleniyor. Trump'ın tarifelerine karşı stratejik hamle olarak görülen anlaşma, 2 milyar kişilik serbest ticaret alanı yaratırken ABD'de rahatsızlık oluşturdu.
Bir diğer önemli gelişme ise, İran birkaç gün içinde Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda Çin ve Rusya ile askeri tatbikat gerçekleştirecek. ABD donanması da İran'ı askeri saldırıyla tehdit eden Trump'ın talimatıyla Umman Denizi yakınlarına konuşlanmıştı.
ABD'ye, bölge ülkelerinden de destek yok. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, İran'a saldırıda hava sahalarını kullandırmayacaklarını açıkladılar. Aynı açıklamayı Türkiye siyasetinden de bekliyoruz.
Bu şartlarda ABD, İran'a savaş açabilir mi, ben zannetmiyorum. Yaparsa bile, aynen İsrail ile 12 gün savaşlarında olduğu gibi, "danışıklı" bir saldırı olabilir.
- Hukuku tanımayan ülkenin parasını kimse tanımaz! / 30.01.2026
- ABD’den İran’a ‘maksimum baskı’ politikası tutar mı? / 29.01.2026
- Savaşa, kavgaya gerek yok: MEM var / 28.01.2026
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026




























































































