Tom Barrack'ın açıklamasında gözden kaçırılmaması gereken bir cümle var: "Türkiye karşılık vermeye hazırlanabilirdi." ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Barrack, İsrail'in Suriye'deki son saldırısından önce Türkiye'ye bilgi verilmediğini söyledi. Ardından Washington'ın Türkiye, İsrail ve Suriye arasında doğrudan iletişim sağlayacak bir çatışmayı önleme mekanizması üzerinde çalıştığı açıklandı. Asıl dikkat çekici olan da bu. Çünkü konu artık yalnızca İsrail'in Suriye'deki bir saldırısından ibaret değil; Türkiye'nin verebileceği karşılığın da Washington tarafından hesaba katıldığı bir noktaya gelmiş durumda.
Bu durum ABD'yi de zor bir yerde bırakıyor. İsrail'in güvenliği Washington için önemli, Türkiye ise NATO üyesi ve Suriye'de askeri varlığı bulunan bir ülke. İki ülkenin aynı bölgede birbirinin hamlelerine karşılık vermesi, ABD'nin uzaktan seyredeceği bir gelişme olmaz. Nitekim uluslararası basında ve uzmanların değerlendirmelerinde son olayın ardından en çok üzerinde durulan konulardan biri de Türkiye ile İsrail arasında Suriye üzerinden doğrudan bir çatışma ihtimali oldu.
Saddam neden akla geliyor?
Böyle bir tabloya bakınca ABD'nin Ortadoğu'daki geçmişini hatırlamamak zor. Saddam Hüseyin dönemi bunun en bilinen örneklerinden biri. 1980'lerde İran-Irak Savaşı devam ederken Washington, İran'ın güçlenmesini istemiyordu. Irak'la ilişkiler bu ortamda geliştirildi; ekonomik ve istihbari alanlarda destek verildi, çeşitli teknolojilerin Irak'a ulaşmasına izin verildi. Irak'ın savaşa girmesi ise Saddam yönetiminin kendi kararıydı. Bu nedenle "ABD Saddam'ı savaşa soktu"demek doğru olmaz. Fakat Washington'ın o yıllarda Irak'ı İran'a karşı önemli bir unsur olarak gördüğü de bilinen bir gerçek.
Sonraki yıllarda ise her şey değişti. Bir dönem İran'a karşı önemli görülen Saddam yönetimi, yıllar sonra ABD'nin karşısında yer aldı. Burada Saddam'ın bütün politikalarını ABD'ye bağlamak elbette doğru değil. Ancak ortaya çıkan tablo önemli bir gerçeği gösteriyor: ABD'nin bugün bir ülkeyle kurduğu yakın ilişki, yarın aynı şekilde devam edeceğinin garantisi değil. Washington'ın öncelikleri değişebiliyor; bölgedeki şartlar değişebiliyor ve dün önemli görülen bir ülke, yıllar sonra farklı bir konuma gelebiliyor.
Suriye'de hesap değişiyor mu?
Bugün Suriye'de de dikkat edilmesi gereken nokta burada. Türkiye, kendi güvenliği açısından Suriye'deki gelişmelerin doğrudan içinde. İsrail ise Suriye'deki gelişmeleri kendi güvenliği açısından değerlendiriyor ve gerektiğinde askeri operasyon düzenliyor. İki ülkenin Suriye'deki faaliyetleri birbirini rahatsız edecek bir noktaya geldiğinde, ortaya yalnızca Ankara ile Tel Aviv'in çözmesi gereken bir sorun çıkmıyor. ABD de bu gerilimin büyümesini önlemek için devreye giriyor.
Barrack'ın sözleri tam bu nedenle önemli. Türkiye'nin saldırı öncesinde bilgilendirilmediğini söylemesi bir tarafa, Ankara'nın karşılık verebileceğini açıkça dile getirmesi başka bir tarafa işaret ediyor. Washington, Türkiye'nin verebileceği tepkiyi artık ciddi bir ihtimal olarak değerlendiriyor. Çatışmayı önleme mekanizması arayışının gündeme gelmesi de bununla bağlantılı. Kısacası ABD, İsrail'in Suriye'deki hamlesi ile Türkiye'nin verebileceği karşılığın birbirini takip ettiği bir sürecin büyümesini istemiyor.
Türkiye açısından mesele
Türkiye'nin burada yalnızca "ABD ne diyor?" diye bakması yeterli değil. Çünkü ABD'nin bugün söylediği ile birkaç yıl sonra izleyeceği politika aynı olmak zorunda değil. Saddam örneği bunun geçmişte yaşanmış bir örneği. Bugünkü Türkiye ile 1980'lerin Irak'ı elbette aynı değil; şartlar da aynı değil. Fakat Washington'ın bölgedeki önceliklerinin zaman içinde değişebildiği gerçeği değişmiyor.
Bu nedenle Barrack'ın açıklamasının Türkiye açısından iki tarafı var. Birincisi, Ankara'nın Suriye'de verebileceği tepkinin Washington tarafından ciddiye alındığını gösteriyor. İkincisi ise Türkiye'nin kendi güvenlik hesabını başkalarının bugünkü tutumuna bağlamaması gerektiğini hatırlatıyor. Bugün ABD'nin Türkiye ile İsrail arasında çatışma çıkmasını istememesi önemli; fakat yarının hesabının ne olacağını bugünden kimse garanti edemez.
Saddam örneği tam da bu yüzden hala konuşuluyor. Bir ülkenin bugün ABD için taşıdığı değer, yarın aynı kalmayabilir. Türkiye'nin yapması gereken ise Washington'ın tutumunun ne zaman değişeceğini beklemek değil, kendi hesabını şimdiden yapmak. Çünkü Washington'ın hesabı değiştiğinde, Türkiye'nin hesabını yeniden yapmak için zamanı olmayabilir.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- ABD: Değişen ortaklar, değişen tutumlar / 22.08.2026
- Sanchez'i ve Brüksel'i çevreleyen aşırı sağ Vox / 21.08.2026
- Zelenskyy'ye Ukrayna'dan yeni rakip: Fedorov neye güveniyor? / 20.08.2026
- Ege'de yeni hesaplaşma / 19.08.2026
- Putin haklı mı çıktı? / 17.08.2026
- Putin'in Japonya hamlesinin arkasında ne var? / 15.08.2026
- Kolombiya’nın Golan’la ne işi var? / 14.08.2026
- Asya ve Ortadoğu'da güvenlik arayışı / 13.08.2026
- Mekke'de yeni güvenlik hattı / 09.08.2026
- Yaptırımın görünmeyen sınırı / 08.08.2026
- Sanchez'i ve Brüksel'i çevreleyen aşırı sağ Vox / 21.08.2026
- Zelenskyy'ye Ukrayna'dan yeni rakip: Fedorov neye güveniyor? / 20.08.2026
- Ege'de yeni hesaplaşma / 19.08.2026
- Putin haklı mı çıktı? / 17.08.2026
- Putin'in Japonya hamlesinin arkasında ne var? / 15.08.2026
- Kolombiya’nın Golan’la ne işi var? / 14.08.2026
- Asya ve Ortadoğu'da güvenlik arayışı / 13.08.2026
- Mekke'de yeni güvenlik hattı / 09.08.2026
- Yaptırımın görünmeyen sınırı / 08.08.2026





















































