logo
04 EYLÜL 2026

Kâğıt üstündeki hedefler, çarşıdaki yangın: 20 yıllık OVP karnesi ne söylüyor?

04.09.2026 00:00:00
 
Türkiye 6 Eylül'de yeni bir Orta Vadeli Program'a daha hazırlanıyor.

2027-2029 dönemini kapsayacak yeni OVP'nin, ekonominin önümüzdeki üç yıllık yol haritasını ortaya koyması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da programın ayrıntılarının 6 Eylül Pazar günü kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı.

Peki, bu kez açıklanacak rakamlara nasıl bakmalıyız?

Bence önce geçmişe bakmalıyız.

Çünkü Türkiye'de OVP yeni bir belge değil. Yıllardır büyüme, enflasyon, işsizlik, bütçe, ihracat ve benzeri göstergeler için hedefler açıklanıyor.

Asıl mesele şu:

Açıklanan hedefler ne kadar gerçekleşiyor?

Ve daha önemlisi:

Tutmayınca ne oluyor?


20 yıllık tablo bize ne söylüyor?


Elimizdeki 2006-2025 dönemine ait grafik, OVP'lerin enflasyon ve büyüme hedefleri ile gerçekleşmeleri arasındaki ilişkiyi oldukça açık biçimde ortaya koyuyor.

Enflasyon tarafında tablo dikkat çekici.

2006'dan 2017'ye kadar ilk OVP hedefleri büyük ölçüde yüzde 5 civarında tutuldu. Fakat gerçekleşen enflasyon çoğu yıl bu hedefin belirgin biçimde üzerinde kaldı.

Sonrasında makas daha da açıldı.

2021'de ilk OVP hedefi yüzde 6 iken gerçekleşen TÜFE yüzde 36,1 oldu.

2022'de hedef yüzde 6, gerçekleşme yüzde 64,3.

2023'te ilk hedef yüzde 4,9, gerçekleşme ise yüzde 64,8.

Yani 2023'te gerçekleşen enflasyon, açıklanan ilk hedefin yaklaşık 13 katına çıktı.

Grafikteki iki çizginin birbirinden koptuğu yer tam da burasıdır.

Buna karşılık büyüme grafiğine baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz.

Türkiye ekonomisi birçok yılda OVP'de öngörülen büyümenin üzerine çıkmayı başardı. 2010'da yüzde 8,4, 2011'de yüzde 11,2, 2017'de yüzde 7,5 ve 2021'de yüzde 11,4 büyüme kaydedildi.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:

Büyümek başka, zenginleşmek başkadır.

Ekonomi yüzde 10 büyüyebilir.

Ama aynı dönemde vatandaşın alım gücü düşebilir.

Üretim artabilir.

Ama üretimin maliyeti daha hızlı artıyorsa vatandaş bunu refah olarak hissetmeyebilir.

Milli gelir büyüyebilir.

Ama bu büyümenin kimlere ve hangi kesimlere dağıldığı sorusu ortada kalır.

Dolayısıyla yalnızca büyüme rakamına bakarak ekonominin başarılı olduğunu söylemek yeterli değildir.


OVP'nin en büyük problemi hedef mi, yöntem mi?


Bence asıl tartışmamız gereken nokta burada.

Bir ekonomi programı elbette tahminlerinde yanılabilir.

Savaş çıkar, deprem olur, küresel kriz yaşanır, enerji fiyatları değişir.

Bunların hepsi ekonomiyi etkiler.

Ancak yirmi yıllık tabloya baktığımızda mesele yalnızca birkaç olağanüstü yıldan ibaret görünmüyor.

Özellikle enflasyonda, hedef ile gerçekleşme arasındaki farkın kronikleştiğini görüyoruz.

Daha da önemlisi, hedefler zaman içerisinde yukarı doğru revize ediliyor.

Bunun en güncel örneklerinden biri 2026 hedefi.

Geçen yıl açıklanan 2026-2028 OVP'de 2026 yıl sonu enflasyonu yüzde 16 olarak öngörülmüştü. Aynı programda 2027 için yüzde 9, 2028 için yüzde 8 hedeflenmişti.

Bugün ise Merkez Bankası 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28'e yükseltmiş durumda. 2027 için yüzde 15, 2028 için yüzde 9 öngörülüyor.

Bir yıl önceki OVP'nin yüzde 16'lık hedefi ile bugünkü yüzde 28'lik Merkez Bankası tahmini arasındaki fark 12 puan.

İşte 6 Eylül'de açıklanacak yeni OVP'yi bu nedenle dikkatle okumalıyız.


6 Eylül'de ne bekleyeceğiz?


Yeni OVP'nin 2027-2029 dönemine ilişkin temel makroekonomik hedefleri, politika çerçevesini ve yapısal reform gündemini ortaya koyması bekleniyor.

Ama benim için 6 Eylül'de açıklanacak rakamlardan daha önemli olan, bu rakamlara hangi ekonomi anlayışıyla ulaşılacağıdır.

Şunları soracağız:

2026 enflasyonu için hangi rakam konulacak?

2027'de enflasyon gerçekten yüzde kaç olacak?

2028 ve 2029'da tek haneli enflasyona nasıl ulaşılacak?

Büyüme hangi sektörlerden gelecek?

Yeni yatırımlar üretim kapasitesini mi artıracak, yoksa yine ağırlıklı olarak tüketim ve inşaat üzerinden mi büyüyeceğiz?

KOBİ'ler nasıl finanse edilecek?

Tarım ve gıda fiyatlarındaki yapısal sorunlar nasıl çözülecek?

İhracatımızı daha fazla katma değerli hale getirmek için ne yapılacak?

Ve belki de en önemlisi:

Vatandaşın alım gücü nasıl artırılacak?

Çünkü bir ekonomi programının başarısı yalnızca tabloların güzel görünmesiyle ölçülmez.

Vatandaşın hayatına dokunuyorsa başarılıdır.

Türkiye'nin ihtiyacı sadece dezenflasyon değil, üretimdir

Bugün ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, yüksek enflasyonu düşürmek üzerine kurulmuş durumda.

Enflasyonu düşürmek elbette gereklidir.

Fakat yalnızca talebi baskılayarak, yüksek finansman maliyetleri oluşturarak ve ekonomiyi soğutarak kalıcı refah oluşturamayız.

Çünkü Türkiye'nin temel problemi yalnızca fiyatların yüksek olması değildir.

Türkiye'nin temel problemi, yüksek fiyatlarla birlikte yeterince yüksek gelir ve üretkenlik oluşturamamasıdır.

Vatandaşın cebine giren para artmadan,

üretim kapasitesi büyümeden,

tarımsal üretim güçlenmeden,

sanayide teknoloji seviyesi yükselmeden,

KOBİ'ler finansmana erişemeden,

enerjide dışa bağımlılık azaltılmadan

sadece enflasyon oranının düşürülmesi, vatandaş açısından yeterli bir ekonomik başarı değildir.

Burada bizim itirazımız ve önerimiz Milli Ekonomi Modeli'nin temel yaklaşımında karşılığını buluyor.


Milli Ekonomi Modeli ne diyor?


Milli Ekonomi Modeli'nin merkezinde üretim, tüketim ve vatandaşın alım gücü birlikte ele alınır.

Çünkü üretim olmadan kalıcı refah olmaz.

Ama üretimin sürdürülebilmesi için de vatandaşın satın alma gücünün olması gerekir.

Ekonomiyi yalnızca faiz, kur ve enflasyon rakamlarından ibaret görmeyen bir anlayışa ihtiyaç vardır.

Türkiye'nin kaynakları vardır.

Genç ve büyük bir nüfusu vardır.

Tarım potansiyeli vardır.

Sanayi altyapısı vardır.

Enerji kaynakları ve yenilenebilir enerji potansiyeli vardır.

Coğrafi avantajı vardır.

Türkiye'nin yapması gereken, bu potansiyeli üretime ve vatandaşın refahına dönüştürmektir.

Milli Ekonomi Modeli'nin önemli iddiası da tam burada ortaya çıkar:

Ekonominin merkezine finansal piyasaları değil, insanı ve üretimi koymak.


Kağıt üzerindeki hedef değil, çarşıdaki gerçek


Bir OVP'de enflasyonun yüzde 10'a düşeceğini yazabilirsiniz.

Ama vatandaşın markette, pazarda, kirada, faturada karşılaştığı hayat pahalılığı değişmiyorsa, o hedef vatandaş için yalnızca bir rakamdır.

Bir OVP'de yüzde 5 büyüme yazabilirsiniz.

Ama bu büyüme yeni fabrikalar, yeni teknolojiler, daha yüksek verimlilik ve daha yüksek ücretler üretmiyorsa, büyümenin vatandaşın hayatındaki karşılığı sınırlı kalır.

Kağıt üzerindeki ekonomi ile çarşıdaki ekonomi arasındaki mesafe kapatılmalıdır.

İşte 6 Eylül'de açıklanacak OVP'nin gerçek sınavı budur.

Yeni rakamlar elbette önemli.

Ama asıl önemli olan, eski hedeflerin neden tutmadığının ortaya konulup konulmayacağıdır.

Çünkü aynı yöntemlerle farklı sonuçlar beklemek ekonomiyi düzeltmez.

Türkiye'nin yeni bir hedef listesinden daha fazlasına ihtiyacı var.

Türkiye'nin yeni bir ekonomik yönelime ihtiyacı var.

Üretimi merkeze alan,

vatandaşın alım gücünü yükselten,

yatırımı ve girişimciliği destekleyen,

tarımı ve sanayiyi güçlendiren,

teknoloji ve katma değeri artıran,

kaynaklarını dışarıya değil kendi kalkınmasına yönlendiren

bir ekonomi anlayışına…

6 Eylül'de yeni OVP açıklanacak.

Biz de rakamlara bakacağız.

Ama yalnızca "Enflasyon kaç olacak?" diye sormayacağız.

Asıl sorumuz şu olacak:

Bu program Türkiye'yi gerçekten daha üretken, daha güçlü ve daha müreffeh bir ülke yapacak mı?

Çünkü artık vatandaşın yeni bir hedefe değil, hedeflerin gerçekleştiğini göreceği bir ekonomiye ihtiyacı var.

Türkiye'nin ihtiyacı, kağıt üzerinde güzel görünen bir gelecek değil; hayatın içinde hissedilen bir refahtır.

Kaynaklar:

-Anadolu Ajansı, 2027-2029 OVP'nin 6 Eylül 2026'da açıklanacağına ilişkin haber.

-Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2026-2028 OVP.

-TCMB, Enflasyon Raporu 2026-III; 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 28.

-TÜİK, yıllık TÜFE ve GSYH gerçekleşmeleri.
 
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.