Savaşın bilançosunu genellikle ölümler, yıkılan şehirler ve harcanan milyarlar üzerinden konuşuyoruz.
Oysa savaşın çok daha uzun vadeli ve çoğu zaman gözden kaçan bir faturası var: Kaybedilen kalkınma.
Dünya Bankası'nın Nisan 2026 tarihli Middle East, North Africa, Afghanistan & Pakistan Economic Update raporu bu konuda oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.
Raporda Cezayir, Batı Şeria ve Gazze, Irak, Yemen ve Suriye'deki büyük çatışmaların ekonomik sonuçları inceleniyor. Yapılan karşı-olgusal hesaplamalara göre, bu büyük çatışmalar yaşanmasaydı etkilenen ülkelerde kişi başına gelir yedi yıl sonunda ortalama yüzde 45 daha yüksek olabilirdi.
Dünya Bankası bu farkın büyüklüğünü daha çarpıcı bir ifadeyle anlatıyor:
Yaklaşık 35 yıllık kalkınma ilerlemesi.
Bir başka ifadeyle savaş, bir ülkeden neredeyse bir nesli çalabiliyor.
Raporun asıl önemli tespiti burada.
Savaşın ekonomik etkisi, silahlar sustuğunda sona ermiyor.
İncelenen çatışmalarda, savaşın başlamasından sonraki ilk yılda kişi başına gelir çatışma öncesine göre ortalama yüzde 12 geriliyor. Yedi yıl sonra bile kişi başına gelir çatışma öncesindeki seviyenin yüzde 24 altında kalıyor.
Suriye bunun en ağır örneklerinden biri. Rapordaki hesaplamaya göre 2011'de başlayan iç savaş yaşanmasaydı, Suriye'de kişi başına gelir yedi yıl sonra gerçekleşen seviyenin yaklaşık iki katına ulaşabilirdi.
Yemen'deki tablo daha da ağır. Kriz yaşanmasaydı kişi başına gelirin incelenen dönemin sonunda gerçekleşen seviyenin üç katına kadar çıkabileceği hesaplanıyor.
Bu rakamları yalnızca millî gelir istatistiği olarak okumamak gerekir.
Savaşta yıkılan sadece bina değildir.
Üretim zinciri kırılır.
Sermaye kaçar.
Yatırım ertelenir.
Çocukların eğitimi kesintiye uğrar.
İnsanlar ülkelerini terk eder.
Kurumlar zayıflar.
Bir ülkenin yıllar içerisinde oluşturduğu insan sermayesi ve üretim kapasitesi erir.
Bu nedenle savaş yalnızca mevcut zenginliği yok etmez; henüz üretilmemiş gelecekteki zenginliği de ortadan kaldırır.
Savaş ise bu zinciri koparır.
Dünya Bankası raporunun kullandığı ifadeyle çatışma adeta "kalkınmanın tersine çevrilmesidir."
Nesiller boyunca inşa edilenler haftalar içerisinde ortadan kalkabilir.
Üstelik mesele sadece savaşan ülkeler de değildir.
Türkiye açısından meselenin en önemli taraflarından biri budur.
Biz Ortadoğu'daki savaşları binlerce kilometre uzaktan seyreden bir ülke değiliz.
Irak bizim komşumuz.
Suriye bizim komşumuz.
İran bizim komşumuz.
Dolayısıyla bu ülkelerin istikrarı veya istikrarsızlığı Türkiye'nin ekonomik geleceğinden bağımsız düşünülemez.
Komşularımızda üretim durduğunda ticaretimiz etkilenir.
Bölgedeki ulaşım koridorları güvenliğini kaybettiğinde ihracatçımızın maliyeti yükselir.
Enerji piyasalarındaki gerilim Türkiye'nin üretim maliyetlerine yansır.
Bölge ekonomileri küçüldüğünde Türkiye'nin ihracat pazarları da daralır.
Turizmden lojistiğe, tarımdan enerjiye kadar savaşın ekonomik etkileri sınır kapısında durmaz.
Dünya Bankası raporu da mevcut çatışmaların ticaret ve yatırımı aksattığını; belirsizliği ve finansal oynaklığı artırdığını; gıda güvenliği, kamu maliyesi, dış dengeler ve özellikle enerji piyasaları üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu vurguluyor.
Dolayısıyla komşumuzdaki savaş yalnızca onların meselesi değildir.
Komşumuz fakirleşiyorsa biz de bunun bedelini öderiz.
Zengin komşu mu, fakir komşu mu?
Türkiye açısından meseleye bir de tersinden bakalım.
Nasıl bir Suriye Türkiye'nin çıkarınadır?
Üreten, fabrikaları çalışan, altyapısını geliştiren, halkının gelirinin yükseldiği bir Suriye mi?
Yoksa yıkılmış, fakirleşmiş ve sürekli dış yardıma ihtiyaç duyan bir Suriye mi?
Aynı soruyu Irak ve İran için de sorabiliriz.
Cevap açıktır.
Zenginleşen komşu Türkiye için pazar demektir.
Daha fazla ihracat demektir.
Daha fazla karşılıklı yatırım demektir.
Daha güvenli ticaret yolları demektir.
Daha istikrarlı sınırlar demektir.
Bu nedenle komşularımızın kalkınmasını kendi kalkınmamızın rakibi olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Tam tersine Türkiye, çevresindeki ülkelerin zenginleşmesinden ekonomik olarak yararlanabilecek en önemli ülkelerden biridir.
Bu noktada barış kavramına da farklı bakmak gerekiyor.
Barışı yalnızca diplomatik veya insani bir mesele olarak görmek eksik kalır.
Barış aynı zamanda bir ekonomi politikasıdır.
Çünkü yatırımcı öngörülebilirlik ister.
Üretici güvenli ticaret yolları ister.
Turizm istikrar ister.
Uzun vadeli sanayi yatırımı güven ister.
Kalkınma ise bütün bunların yıllarca kesintisiz devam etmesini gerektirir.
Dünya Bankası'nın ortaya koyduğu 35 yıllık kalkınma kaybı tahmini bu nedenle sıradan bir istatistik değildir.
Yaklaşık bir nesilden söz ediyoruz.
Bir ülkeyi otuz beş yıl ileri götürmek için ne kadar fabrika kurulması, ne kadar altyapı yapılması, kaç milyon çocuğun eğitilmesi ve ne kadar sermaye biriktirilmesi gerektiğini düşünün.
Sonra savaş geliyor ve bu birikimin önemli bir bölümünü yok ediyor.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada barışı savunmasının nedeni yalnızca savaşın insani bedeli değildir.
Bu aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik çıkarının ve milli güvenliğinin gereğidir.
Türkiye'nin etrafında sürekli savaşan, fakirleşen ve parçalanan ülkelerden oluşan bir kuşak Türkiye'yi güçlendirmez.
Türkiye için ideal coğrafya; üreten Irak, yeniden ayağa kalkmış Suriye, istikrarlı İran ve birbirleriyle ticaret yapan bölge ülkeleridir.
Çünkü bölgesel kalkınma Türkiye'nin önüne muazzam bir ekonomik alan açabilir.
Bu nedenle Ortadoğu'daki her yeni savaşa bakarken yalnızca "Kim kazandı, kim kaybetti?" diye sormamalıyız.
Bir soru daha sormalıyız:
Bu savaş bölgenin geleceğinden kaç yıl götürdü?
Dünya Bankası'nın verdiği cevap ürkütücüdür:
35 yıl.
Bir bomba birkaç saniyede düşebilir.
Bir şehir birkaç haftada yıkılabilir.
Ama yok edilen üretim kapasitesini, insan sermayesini ve ekonomik güveni yeniden oluşturmak onlarca yıl sürebilir.
Ve Türkiye gibi bu coğrafyanın merkezindeki bir ülke için sonuç açıktır:
Komşularımızdaki barış onların kazancı olduğu kadar bizim de kazancımızdır.
Çünkü savaşın ekonomik şarapnelleri sınır tanımaz.
Kaynakça
World Bank. Challenges of Conflict and Industrial Policy for Development: Middle East, North Africa, Afghanistan & Pakistan Economic Update. April 2026. Washington, DC: World Bank. DOI: 10.1596/978-1-4648-2328-2.
Oysa savaşın çok daha uzun vadeli ve çoğu zaman gözden kaçan bir faturası var: Kaybedilen kalkınma.
Dünya Bankası'nın Nisan 2026 tarihli Middle East, North Africa, Afghanistan & Pakistan Economic Update raporu bu konuda oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.
Raporda Cezayir, Batı Şeria ve Gazze, Irak, Yemen ve Suriye'deki büyük çatışmaların ekonomik sonuçları inceleniyor. Yapılan karşı-olgusal hesaplamalara göre, bu büyük çatışmalar yaşanmasaydı etkilenen ülkelerde kişi başına gelir yedi yıl sonunda ortalama yüzde 45 daha yüksek olabilirdi.
Dünya Bankası bu farkın büyüklüğünü daha çarpıcı bir ifadeyle anlatıyor:
Yaklaşık 35 yıllık kalkınma ilerlemesi.
Bir başka ifadeyle savaş, bir ülkeden neredeyse bir nesli çalabiliyor.
Savaş biter, ekonomik yıkım devam eder
Raporun asıl önemli tespiti burada.
Savaşın ekonomik etkisi, silahlar sustuğunda sona ermiyor.
İncelenen çatışmalarda, savaşın başlamasından sonraki ilk yılda kişi başına gelir çatışma öncesine göre ortalama yüzde 12 geriliyor. Yedi yıl sonra bile kişi başına gelir çatışma öncesindeki seviyenin yüzde 24 altında kalıyor.
Suriye bunun en ağır örneklerinden biri. Rapordaki hesaplamaya göre 2011'de başlayan iç savaş yaşanmasaydı, Suriye'de kişi başına gelir yedi yıl sonra gerçekleşen seviyenin yaklaşık iki katına ulaşabilirdi.
Yemen'deki tablo daha da ağır. Kriz yaşanmasaydı kişi başına gelirin incelenen dönemin sonunda gerçekleşen seviyenin üç katına kadar çıkabileceği hesaplanıyor.
Bu rakamları yalnızca millî gelir istatistiği olarak okumamak gerekir.
Savaşta yıkılan sadece bina değildir.
Üretim zinciri kırılır.
Sermaye kaçar.
Yatırım ertelenir.
Çocukların eğitimi kesintiye uğrar.
İnsanlar ülkelerini terk eder.
Kurumlar zayıflar.
Bir ülkenin yıllar içerisinde oluşturduğu insan sermayesi ve üretim kapasitesi erir.
Bu nedenle savaş yalnızca mevcut zenginliği yok etmez; henüz üretilmemiş gelecekteki zenginliği de ortadan kaldırır.
Kalkınmanın en büyük düşmanlarından biri savaş
Ekonomik kalkınmanın temelinde birikim vardır.
Bugün kurulan fabrika yarın üretir. Bugün yetiştirilen mühendis yıllarca katma değer oluşturur. Bugün yapılan liman, demiryolu veya enerji yatırımı onlarca yıl ekonomiye hizmet eder.
Savaş ise bu zinciri koparır.
Dünya Bankası raporunun kullandığı ifadeyle çatışma adeta "kalkınmanın tersine çevrilmesidir."
Nesiller boyunca inşa edilenler haftalar içerisinde ortadan kalkabilir.
Üstelik mesele sadece savaşan ülkeler de değildir.
Türkiye bu coğrafyanın seyircisi değil
Türkiye açısından meselenin en önemli taraflarından biri budur.
Biz Ortadoğu'daki savaşları binlerce kilometre uzaktan seyreden bir ülke değiliz.
Irak bizim komşumuz.
Suriye bizim komşumuz.
İran bizim komşumuz.
Dolayısıyla bu ülkelerin istikrarı veya istikrarsızlığı Türkiye'nin ekonomik geleceğinden bağımsız düşünülemez.
Komşularımızda üretim durduğunda ticaretimiz etkilenir.
Bölgedeki ulaşım koridorları güvenliğini kaybettiğinde ihracatçımızın maliyeti yükselir.
Enerji piyasalarındaki gerilim Türkiye'nin üretim maliyetlerine yansır.
Bölge ekonomileri küçüldüğünde Türkiye'nin ihracat pazarları da daralır.
Turizmden lojistiğe, tarımdan enerjiye kadar savaşın ekonomik etkileri sınır kapısında durmaz.
Dünya Bankası raporu da mevcut çatışmaların ticaret ve yatırımı aksattığını; belirsizliği ve finansal oynaklığı artırdığını; gıda güvenliği, kamu maliyesi, dış dengeler ve özellikle enerji piyasaları üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu vurguluyor.
Dolayısıyla komşumuzdaki savaş yalnızca onların meselesi değildir.
Komşumuz fakirleşiyorsa biz de bunun bedelini öderiz.
Zengin komşu mu, fakir komşu mu?
Türkiye açısından meseleye bir de tersinden bakalım.
Nasıl bir Suriye Türkiye'nin çıkarınadır?
Üreten, fabrikaları çalışan, altyapısını geliştiren, halkının gelirinin yükseldiği bir Suriye mi?
Yoksa yıkılmış, fakirleşmiş ve sürekli dış yardıma ihtiyaç duyan bir Suriye mi?
Aynı soruyu Irak ve İran için de sorabiliriz.
Cevap açıktır.
Zenginleşen komşu Türkiye için pazar demektir.
Daha fazla ihracat demektir.
Daha fazla karşılıklı yatırım demektir.
Daha güvenli ticaret yolları demektir.
Daha istikrarlı sınırlar demektir.
Bu nedenle komşularımızın kalkınmasını kendi kalkınmamızın rakibi olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Tam tersine Türkiye, çevresindeki ülkelerin zenginleşmesinden ekonomik olarak yararlanabilecek en önemli ülkelerden biridir.
Barış bir ekonomi politikasıdır
Bu noktada barış kavramına da farklı bakmak gerekiyor.
Barışı yalnızca diplomatik veya insani bir mesele olarak görmek eksik kalır.
Barış aynı zamanda bir ekonomi politikasıdır.
Çünkü yatırımcı öngörülebilirlik ister.
Üretici güvenli ticaret yolları ister.
Turizm istikrar ister.
Uzun vadeli sanayi yatırımı güven ister.
Kalkınma ise bütün bunların yıllarca kesintisiz devam etmesini gerektirir.
Dünya Bankası'nın ortaya koyduğu 35 yıllık kalkınma kaybı tahmini bu nedenle sıradan bir istatistik değildir.
Yaklaşık bir nesilden söz ediyoruz.
Bir ülkeyi otuz beş yıl ileri götürmek için ne kadar fabrika kurulması, ne kadar altyapı yapılması, kaç milyon çocuğun eğitilmesi ve ne kadar sermaye biriktirilmesi gerektiğini düşünün.
Sonra savaş geliyor ve bu birikimin önemli bir bölümünü yok ediyor.
Türkiye'nin çıkarı barıştadır
Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada barışı savunmasının nedeni yalnızca savaşın insani bedeli değildir.
Bu aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik çıkarının ve milli güvenliğinin gereğidir.
Türkiye'nin etrafında sürekli savaşan, fakirleşen ve parçalanan ülkelerden oluşan bir kuşak Türkiye'yi güçlendirmez.
Türkiye için ideal coğrafya; üreten Irak, yeniden ayağa kalkmış Suriye, istikrarlı İran ve birbirleriyle ticaret yapan bölge ülkeleridir.
Çünkü bölgesel kalkınma Türkiye'nin önüne muazzam bir ekonomik alan açabilir.
Bu nedenle Ortadoğu'daki her yeni savaşa bakarken yalnızca "Kim kazandı, kim kaybetti?" diye sormamalıyız.
Bir soru daha sormalıyız:
Bu savaş bölgenin geleceğinden kaç yıl götürdü?
Dünya Bankası'nın verdiği cevap ürkütücüdür:
35 yıl.
Bir bomba birkaç saniyede düşebilir.
Bir şehir birkaç haftada yıkılabilir.
Ama yok edilen üretim kapasitesini, insan sermayesini ve ekonomik güveni yeniden oluşturmak onlarca yıl sürebilir.
Ve Türkiye gibi bu coğrafyanın merkezindeki bir ülke için sonuç açıktır:
Komşularımızdaki barış onların kazancı olduğu kadar bizim de kazancımızdır.
Çünkü savaşın ekonomik şarapnelleri sınır tanımaz.
Kaynakça
World Bank. Challenges of Conflict and Industrial Policy for Development: Middle East, North Africa, Afghanistan & Pakistan Economic Update. April 2026. Washington, DC: World Bank. DOI: 10.1596/978-1-4648-2328-2.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Savaş bir ülkeden 35 yıl çalıyor / 20.08.2026
- Dün yasaktı, bugün sanayi politikası / 19.08.2026
- Ortadoğu’da yeni denklem / 18.08.2026
- En büyük fakirlik yalnızlıktır / 11.08.2026
- Komşuluk neden millî güvenlik meselesidir? / 10.08.2026
- Baba devlet nasıl olmalı? / 09.08.2026
- Sosyal medya sosyal hayatı bitiriyor mu? / 08.08.2026
- Mahalleyi kaybettik / 07.08.2026
- Yoksulluk sadece cebi boşaltmıyor / 06.08.2026
- Telefonlarımız arttı, dostlarımız azaldı / 05.08.2026
- Dün yasaktı, bugün sanayi politikası / 19.08.2026
- Ortadoğu’da yeni denklem / 18.08.2026
- En büyük fakirlik yalnızlıktır / 11.08.2026
- Komşuluk neden millî güvenlik meselesidir? / 10.08.2026
- Baba devlet nasıl olmalı? / 09.08.2026
- Sosyal medya sosyal hayatı bitiriyor mu? / 08.08.2026
- Mahalleyi kaybettik / 07.08.2026
- Yoksulluk sadece cebi boşaltmıyor / 06.08.2026
- Telefonlarımız arttı, dostlarımız azaldı / 05.08.2026
























































