logo
31 AĞUSTOS 2026

Betona değil üretime yatırım

31.08.2026 00:00:00
 
Ekonomide yatırım denildiğinde çoğu zaman tek bir rakama bakıyoruz: Ne kadar yatırım yapıldı?

Oysa bundan daha önemli bir soru var:

Neye yatırım yaptık ve yaptığımız yatırım ülkenin gelecekteki üretim kapasitesini ne kadar artırdı?

OECD'nin Nisan 2026'da yayımladığı Foundations for Growth and Competitiveness 2026 raporunun Türkiye bölümünde dikkat çekici bir tespit bulunuyor. Rapora göre Türkiye'nin sabit yatırımları konut ağırlıklı bir yapıya sahip. OECD, son yıllarda verimliliği artırıcı varlıkların katkısının yükseldiğini de belirtiyor; ancak yatırım kompozisyonundaki konut ağırlığı hâlâ üzerinde durulması gereken bir mesele.

Aslında Türkiye'nin problemi yatırım yapmaması değil.

Yatırımın niteliği.


Her yatırım aynı sonucu doğurmaz


Türkiye'nin yatırım oranı düşük de değil. OECD'nin 2025 Türkiye Ekonomik İncelemesi'ne göre sabit sermaye oluşumunun GSYH'ye oranı 2022'de Avrupa ve OECD ortalamalarının yaklaşık yüzde 30 üzerindeydi. Buna rağmen OECD, yatırımların konut gibi görece düşük verimlilik sağlayan alanlara yöneldiğini belirtiyor. Fikrî mülkiyet ürünlerinin toplam sabit sermaye yatırımlarındaki payı ise son on yılda yaklaşık yüzde 10 iken Avrupa'da yaklaşık yüzde 20 düzeyindeydi.

Bu rakamlar önemli bir gerçeği gösteriyor:

Çok yatırım yapmakla üretken yatırım yapmak aynı şey değildir.

Bir ekonomide konuta yapılan yatırım ile yeni bir üretim hattına, makineye, teknolojiye, yazılıma, Ar-Ge'ye veya enerji altyapısına yapılan yatırımın uzun vadeli etkileri farklıdır.

Elbette burada "konut yapılmasın" demiyoruz.

Tam tersine, Türkiye'nin bugünkü şartlarında böyle bir yaklaşım gerçekçi de değildir.


Deprem konutları ve kentsel dönüşüm gerçeği


Türkiye bir deprem ülkesidir. 6 Şubat depremlerinin ardından yüz binlerce konutun yeniden yapılması zorunluluk haline gelmiştir. İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde kentsel dönüşüm de ertelenemeyecek bir güvenlik meselesidir.

Dolayısıyla konut ve inşaat yatırımlarındaki artışın bir bölümünü bu olağanüstü şartlardan bağımsız değerlendiremeyiz.

Üstelik konut üretimi gerçek ekonomik faaliyettir. İnşaat sektörü istihdam oluşturur; demirden çimentoya, camdan mobilyaya kadar çok sayıda sektörü harekete geçirir. OECD de konut arzının yetersiz kalmasının fiyatları ve ekonomik hareketliliği olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor.

Ancak burada önemli bir ekonomik ayrım yapmak zorundayız.

Depremde yıkılan bir konutun yeniden yapılması GSYH'ye ve yatırım rakamlarına pozitif katkı sağlar. Kentsel dönüşüm kapsamında eski bir binanın yıkılıp yeniden yapılması da ekonomik faaliyet oluşturur.

Fakat kaybedilmiş konut stokunu yerine koymakla ekonominin yeni üretim kapasitesini oluşturmak aynı şey değildir.

Bir deprem konutunun yapılması zorunludur ve değerlidir; ancak o konut tamamlandığında ülkenin yıllık otomobil, makine, ilaç, yazılım veya tarımsal ürün üretme kapasitesi doğrudan artmış olmaz.

Yeni bir fabrika, makine parkı, enerji tesisi veya teknolojik altyapı yatırımı ise yıllarca yeni üretim oluşturabilir.

Bu nedenle özellikle deprem sonrası dönemde yatırım ve büyüme rakamlarını yorumlarken dikkatli olmalıyız.

İnşaat kaynaklı yatırım artışını, üretken kapasitenin aynı ölçüde arttığı şeklinde okumak yanıltıcı olabilir.


Türkiye'nin asıl sorunu verimlilik


OECD'nin 2026 raporu Türkiye'de verimliliğin son yıllarda görece hızlı arttığını, fakat bunun düşük seviyelerden gerçekleştiğini belirtiyor. Türkiye'nin gelişmiş OECD ekonomileriyle verimlilik farkı hâlâ devam ediyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca daha fazla sermaye ve daha fazla işgücü kullanarak büyümek yeterli olmayacak.

Bir saatlik emeğin daha fazla değer üretmesini sağlamamız gerekiyor.

Bunun yolu da teknoloji, makine, dijitalleşme, eğitim, Ar-Ge ve yüksek katma değerli üretimden geçiyor.

Bir çalışan eski teknolojiyle on birim üretirken yeni teknolojiyle yirmi birim üretebiliyorsa gerçek zenginleşme orada başlar.

Türkiye'nin daha fazla binaya olduğu kadar, hatta ekonomik gelecek açısından daha fazla fabrikaya, laboratuvara, teknoloji şirketine, enerji yatırımına ve modern tarımsal üretim tesisine ihtiyacı vardır.


Ucuz emekle rekabet dönemi bitmeli


OECD'nin dikkat çektiği bir başka konu Türkiye'nin rekabet modelidir.

Raporda Türkiye'nin rekabet avantajının düşük maliyetli emeğe dayanan sektörlerden yüksek katma değerli sektörlere kaydırılması gerektiği belirtiliyor. Bunun için eğitimin ve mesleki becerilerin iş dünyasının ihtiyaçlarıyla daha iyi eşleştirilmesi ve dijital becerilerin geliştirilmesi öneriliyor.

Bu son derece önemli.

Bir ülke ücretleri düşük olduğu için değil, ürettiği ürünün değeri yüksek olduğu için rekabetçi olmalıdır.

Dünya ile ücretleri düşürerek yarışamayız.

Teknolojiyle yarışabiliriz.

Verimlilikle yarışabiliriz.

Markayla, patentle, bilgiyle ve yüksek katma değerli üretimle yarışabiliriz.


Sermayenin yönünü değiştirmeliyiz


Türkiye'de uzun yıllardır gayrimenkul en güvenli yatırım araçlarından biri olarak görülüyor.

Vatandaş tasarrufuyla ev alıyor. Sermaye sahibi arsaya yöneliyor. Şirketler zaman zaman üretim yatırımı yerine gayrimenkulü daha güvenli bir varlık olarak görebiliyor.

Burada yatırımcıyı suçlamak doğru değildir.

Asıl sorgulanması gereken, ekonomik sistemin sermayeyi hangi alana yönelmeye teşvik ettiğidir.

Bir ülkede arsa almak fabrika kurmaktan daha cazipse, gayrimenkul yatırımı üretim yatırımından daha güvenli ve kârlı görülüyorsa sermayenin yönünü değiştirmek için ekonomi politikasını değiştirmek gerekir.

Finansman sistemi de buna göre yeniden tasarlanmalıdır.

Üretim, teknoloji, tarım, enerji ve ihracata yönelik yatırımlar uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmanla desteklenmelidir.

Çünkü sermayenin yönü, ekonominin geleceğinin yönüdür.


Fabrikanın yanında insanı da inşa etmeliyiz


Üretim ekonomisini yalnızca makine ve fabrikadan ibaret görmek de yanlış olur.

OECD, Türkiye'de yeni mezunların becerilerinin işverenlerin ihtiyaçlarıyla daha iyi eşleştirilmesini, çalışanların meslek hayatları boyunca becerilerinin geliştirilmesini ve özellikle dijital becerilerin güçlendirilmesini öneriyor.

Son teknoloji fabrikayı kurup onu çalıştıracak insan gücünü yetiştiremezsek yatırımın verimlilik etkisi sınırlı kalacaktır.

Dolayısıyla üretime yatırım dediğimizde aynı anda makineye, teknolojiye ve insana yatırım yapmaktan söz ediyoruz.

Türkiye'nin önündeki mesele artık sadece büyümek değildir.

Nasıl büyüdüğümüzdür.

Deprem konutlarımızı elbette yapacağız.

Kentsel dönüşümü hızlandıracağız.

Şehirlerimizi depreme dayanıklı hale getireceğiz.

Konut ihtiyacımızı karşılayacağız.

Fakat bunları yaparken ortaya çıkan inşaat ve yatırım hareketliliğini ekonominin üretken kapasitesindeki yapısal dönüşümün yerine koyamayız.

Bir bina tamamlandığında inşaat faaliyeti büyük ölçüde sona erer.

Bir fabrika tamamlandığında ise üretim yeni başlar.

O fabrika yıllarca üretir, istihdam oluşturur, yan sanayiyi besler, ihracat yapabilir ve doğru politikalarla teknoloji geliştirebilir.

Bu nedenle mesele betonu kötülemek değildir.

Betona mecbur olduğumuz yerde yatırım yapacağız; fakat Türkiye'nin geleceğini üretim üzerine inşa edeceğiz.

Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca kaç bina yaptığıyla değil, o binaların, fabrikaların, üniversitelerin ve laboratuvarların içinde ne kadar bilgi, teknoloji ve katma değer üretebildiğiyle ölçülür.

Türkiye'nin artık yatırımın miktarından önce yatırımın niteliğini konuşma zamanı gelmiştir.

Kaynaklar:

OECD, Foundations for Growth and Competitiveness 2026, OECD Publishing, Paris, 9 Nisan 2026.

OECD, OECD Economic Surveys: Türkiye 2025 – Completing the Transition to a Competitive and Innovative Economy, 2025.
 
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.