"Herkesten çok güldü, belli ki çok acı çekiyor. Çok gülen çok acı çeker."
Tolstoy'un bu sözü bugün kişinin ruh halini değil, kötü yönetilen, baskı ve belirsizlik altında yaşayan toplumların ortak psikolojisini de anlatır hale gelmiştir.
Günümüzde gülüş, sevincin değil, korkunun, suskunluğun ve kendini saklamanın ifadesidir.
İnsanlar artık sadece acı çekmiyor, acılarını görünür kılmaktan da çekiniyor.
Kötü yönetilen toplumlarda ilk yıpranan şey, insanın kendini anlatma cesaretidir.
Ekonomik sıkıntılar, haksızlık duygusu, güvencesizlik ve gelecek kaygısı hissi, bireyin omuzlarına çökerken, bu yükün dile getirilmesi giderek tehlikeli, hatta riskli bir hal aldı.
İnsan, başına bir şey gelmesinden korktuğu için mecburen susmayı öğrendi.
Sadece susmak da yetmez, suskunluğunu fark ettirmemek için gülümsemeyi seçiyor maalesef.
Bu korku, zamanla içselleşti.
Kimse açıkça dert yanmaz, kimse yüksek sesle itiraz etmez oldu.
Herkes kendi kendine ket vurmaya, düşünceler törpülenmeye kelimeler seçilmeye cümleler yarım bırakılmaya başlandı.
Gülmek, burada bir kalkan gibi oldu.
Ben sorun çıkarmıyorum, demenin en güvenli yolu oldu gülmek.
Gülüş, insanın kendini görünmez kılma çabasıdır.
Siyasi kötü yönetim, yalnızca ekonomiyi ya da kurumları çökertmekle kalmadı, insanın iç dünyasını da tahrip eder noktaya geldi.
Umut azaldı, gelecek belirsizleşti.
İnsanlar hayal kurmaktan bile korkar hale geldiler.
Çünkü hayal, beklenti doğurur, beklenti ise hayal kırıklığını.
Böyle bir iklimde gülmek, beklentisizliğin ifadesi haline geldi.
Acı içselleştirilip, sıradanlaştırılıp, "normal" kabul edilme noktasına geldi.
Toplumun geneline yayılan bu hal, sahte bir iyilik perdesi yarattı.
Dışarıdan bakıldığında herkes idare ediyor gibi gözüküyor.
Kahvehanelerde, iş yerlerinde, ekranlarda şakalar dönüyor.
Ama bu şakalar, gerçek bir rahatlamadan çok, bastırılmış bir öfkenin ve çaresizliğin yankısıdır.
İnsanlar hem geçinememekten, hem konuşamamaktan yoruldular.
Tolstoy'un "çok gülen" insanı, bugün korkuyla şekillenmiş bir yurttaşa dönüşmüş durumda.
Güler, çünkü ağlarsa dikkat çekeceğini bilir insanoğlu.
Güler, çünkü susmanın bedeli ağır, konuşmanın bedeli daha ağırdır, şüphesiz.
Güler, çünkü korku, insanı önce sessizleştirip, sonra da kendine yabancılaştırıyor.
En tehlikelisi de budur, insan, zamanla kendi acısına bile ket vuruyor.
"Abartıyorum, herkes böyle, beterin beteri var" diyerek kendini susturuyor.
Bu, sadece bireysel bir savunma mekanizması değil, kötü yönetimin topluma öğrettiği bir hayatta kalma refleksidir.
Tolstoy'un sözü, tam da bu yüzden bugün daha sert, gerçek ve yaralayıcıdır.
Çok gülen çok acı çeker, çünkü acının kaynağını göstermekten korkar.
Çünkü korku, insanı güldürür, ama içten içe çürütür.
Ve belki de bu çağın en büyük trajedisi şudur.
İnsanlar acı içinde gülüyor, ama kimse bunun nedenini yüksek sesle söyleyemiyor.
Gönülden gülmek dileği ile...
- Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz / 11.01.2026
- Senyoraj hakkı / 10.01.2026
- Emekliye reva görülen / 09.01.2026
- İş yaşamında Peter İlkesi / 08.01.2026
- Bileşik enflasyon / 07.01.2026
- Hasatta hasar yılı 2025 / 06.01.2026
- Emperyalizm pençesi altındaki Venezuela / 05.01.2026
- Kilimin dili / 04.01.2026
- Kağıthane Nurtepe Cemevi / 03.01.2026




























































































