Devletin ayakta durabilmesi, varlığını sürdürebilmesi ve halkının daha mutlu, daha refah içinde yaşayabilmesi için olmazsa olmazlardan bir tanesi adalettir. Adaletin tarifi birçok kişi tarafından yapılmış olmakla berber, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in tarifinin daha kapsamlı olduğunu düşündüğüm için O'nun adalet tarifi ile başlamak istedim.
"Adalet, haklıya hakkını vermek haksıza da haddini bildirmektir." Böylece adalet, Efradını cami ağyarını mani bir tarif ile tarif edilmiş oldu.
Adalet, temel olarak, insanların haklarına saygı göstermek, adil davranmak, haksızlık ve ayrımcılık yapmamak gibi anlamlara da gelir.
Adalet her insanın hakkıdır. Adaletin verilmesi bir zorunluluk olup, bir fantezi değildir. Adaletin makbulü istenmeden verilenidir.
Adaletin tesis edilmesinde; çağırılmadan, kendi aleyhinde, ana babanın aleyhinde, akrabanın aleyhinde, zengin ya da fakirin aleyhinde dahi olsa, eğip bükmeden, gizlemeden, doğru şahitlik yapmak şarttır.
Ayrıca geçmiş dönemde birine ya da bir kavme olan husumetten dolayı da yanlış şahitlik yapılamaz. Geçmişte yapılan haksızlıkların intikamı alınamaz. Geçmişteki haklı olduğunuz hakkınız bakidir. Yeni bir olayda doğru şahitlik yine şarttır. 'Elime düştün sana gösteririm' diyerek intikam almaya kalkışmak yoktur. Allah'ın emir ve yasaklarına karşı hassas olan insanlar böyle yapar.
Eğer bir devlette vatandaşları arasında adalet yoksa, insanlar arasında ayırım yapılıyorsa, kanunlar karşısında eşit muamele edilmiyorsa o devlet eninde sonunda yok olmaya mahkumdur.
Güçlü devlet, milli gelirini halkına adil bir şekilde dağıtan, devletin nimetine, külfetine de insanları ortak yapan, yöneten ile yönetilen arasındaki maaş farkını da adaletle sağlayandır. İslâm devletlerinde olduğu gibi, yöneten ile yönetilen arasında maaşlarda uçurum farklar olursa o toplumda huzursuzluk baş gösterir. Bundan dolayı da dış güçlerin o halkları kışkırtması ve ayaklandırması daha kolay olur. Hâlbuki Peygamberimizin hazineden aldığı para ile sahabesinin aldığı para aynıydı. Böylelikle Müslümanlar arasında anlaşma ve kaynaşma sağlanmış oldu. İslâmî anlayış bunu gerektirir.
İnsanlara devletin sıkıntılarını yükler, nimetlerden istifade etmeleri sağlanmazsa o devletin hayatiyetini devam ettirmesi düşünülemez.
Allah kimseye muhtar ol, başbakan ol ya da cumhurbaşkanı ol demiyor. Şayet biri bu görevlerden birine talipli olacaksa, böyle bir görev aldığında hakkını vererek o görevi yapabilecek mi? O yönettiği insanların karnını doyurabilecek, sırtını giydirebilecek ve barınmasını sağlayabilecek mi? Bunları yaparken en az kendi yaşantısı kadar bunu sağlayabilecek mi? Ayrıca yönettiği insanlar arsında adaleti sağlayabilecek mi? Yakınımdır, akrabamdır, tanıdığımdır, komşumdur demeden adilce hakları dağıtabilecek mi? Yönettiği insanların kabiliyet ve meziyetlerine bakarak onlara hem görev hem de hakettikleri maaşı verebilecek mi? Bunlar dikkate alınarak bir göreve aday olup ya da olmamak ile ilgili karar vermek lazım.
Allah adili mutlaktır. Kimseye zulmetmez. Kimseye haksızlık yapmaz. Herkese çalıştığının karşılığını geciktirmeden verir. İnsanlardan da aynısını ister.
- Sadece namaz Cennet’e götürür mü? / 06.10.2023
- Ücreti alınanın ecri olur mu? / 30.09.2023
- ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ ırkçılık mı? / 28.09.2023
- Peygamberimiz kavmini Allah'a şikâyet etti mi? / 22.09.2023
- Cami yaptırmak israf olur mu? / 18.09.2023
- Şikâyet yerine şükretmek / 15.09.2023
- Çoğunluk hak değildir / 11.09.2023
- İslâm'ın ilk emri oku! / 07.09.2023
- Cahillerden olma! / 04.09.2023
























































