İnsanın yaradılışındaki hikmeti düşündünüz mü?
İnsanın yaradılışındaki hikmeti düşündünüz mü? Ne kadar akıllara hayret verici bir şeydir o!
Haber Merkezi





Heva ve hevesine uymadığı zaman bir melek, nefsinin çirkin arzularını yendiğinde derin manalar taşıyan bir letâfet menbat, gaybi sırların gariblerini içinde bulunduran bir hazine; kâh nur, kâh zulmetle dolu acayip bir kap; ruh gelininin içinde süslenerek gizlendiği bir saraydır.
Onun gayb ve hazırdakileri bilen ulu varlığın en büyük eseri olduğunu, akıl canlı bir biçimde göstermektedir. O, varlık denizlerindeki ilim gemilerinde barınan ruh incilerini bariz bir şekilde taşımaktadır.
O, ruh sayesinde mücahede sahalarına yürüdü. İşte orada akil sultanı, nefis sultanının tam karşısında hücuma hazır bir vaziyette durdu. Göğsünün tam ortasında karşılaştılar, kıyasla dövüşmeye başladılar. Nefis, heva sultanının en kıymetli askerlerindendir. Ruh da akıl sultanının askerlerinden en ileri gelenidir.
Orada bir ses: "Ey Allah ordusu! Ey Hak gönüllüleri, hazırlanın!" derken; başka bir ses: "Ey heva askerleri, haydi ne duruyorsunuz, ileri atılsanıza! Neden korkuyorsunuz!" der.
Böylece herkes tuttuğu tarafın galip gelmesi için çalışır, herkes hasmının sırtını yere sermek için gayret sarf eder.
Zafer, Hak yolunda olanlarındır. Çünkü Hak, kimle beraber olursa o muhakkak galip gelir ve Hak makam-ı Sıdka ulaştırıncaya kadar onunla olur. İşte bu, Allah'ın velisine karşı olan hüsn-i nazarının müspet bir sonucudur!
Kalpsiz ve dilsizdir. Bir asi ve hissizdir. Allah buna hayır vermemiştir. Sebebi; bu ve benzerleri hayır istemezler, hayır yolunu sevmezler.
Şu var ki; bir gün Allah'ın (c.c.) rahmeti iktizası bunları yola getirir. Kudret eli bunların kalbine iman ışığı tutar. Eğer istidatları varsa, onlar da hak yola girerler. Ama sakın bunlardan olma, onların ahlakını alma, onların hareketine katılma.
Hikmeti ise; onlar, azap, gazap ve felaket insanlarıdır. Yerleri cehennemdir, arkadaşları şakilerdir. Ancak ilim sahibi isen, onlara yakınlık sana zarar vermez. Çünkü onlara hayrı öğreten, doğru yolu gösteren bir insan olursun.
Eğer kendine güveniyorsan, onların arasına gir ve Hakk'a davet et. Onlara doğru yolu öğret, hak yola çağır. Görürsün ki, bu sohbetin hoş oluyor. Allah sana resullerin, nebilerin sevabı kadar sevap verir.
Bunu anlatmak için Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Hz. Ali'ye buyurduğu bir hadis-i şerifi nakletmek yeter: "Allah, bir kimseyi vasıtanla doğru yola getirirse, bunun sevabı yeryüzündeki bütün mülke bedeldir."
Dili vardır, kalbi yoktur. Herkese hikmetten konuşur, ama kendisi amel etmez. İnsanları doğru yola çağırır, kendisi kaçar. Başkasının hatasını büyük görür, ama kendisi durmadan yapar.
Allah'a karşı edep ve terbiye yollarını öğretir; fakat kendisi büyük günahları işlemeye devam eder. İnsanlar arasında iyi görünür, yalnız kalınca önüne geleni yutan hayvana benzer.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu adamın mühlik durumuna işaret ederek: "Ümmetim için en çok endişe ettiğim şey dilli münafıktır" buyurmuştur. Diğer bir hadis-i şerifte: "Ümmetim için en korkulacak şey kötü bilginlerdir" buyurmuştur.
Allah, cümlemizi bu gibilerden korusun. Bu zümreden de çekin ve kaç, tatlı dili seni yakalar. Güzel(!) sözü seni aldatır. Günah ateşi seni yakar. Onun manevi kir kokusu seni öldürür.
Kalp sahibidir, ama dili yoktur. Halbuki o Allah'a tam inanmıştır. Allah da, onu halkından gizlemiştir. Onun üzerine manevi bir örtü çekmiştir. Gözünü halktan kapatmıştır.
Bu insan yalnız kendi ayıbını görür ve onu gidermeye çalışır. Kalbi tevhid nuru ile doludur. Bu nur, insanlar arasına karışmanın güçlüğünü, onların ağzından çıkan sözün boşluğunu gösterir.
O insan selâmetin; sükûtta, sessizlikte ve yalnızlıkta olduğunu bilir. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şu hadis-i şerifini candan duymuştur: "Susan kurtulur."
O muhterem insan her şeyi can kulağı ile dinler, bu dinledikleri arasında şu da vardır: "İbadet on bölümdür; bunun dokuzu sükûttadır.
Bu zat bir velidir. Allah onu kötülüklerden esirgemiştir. Daima selamet içinde olur. Akıl ve fikir sahibidir. Allah'ın rahman sıfatı onda tecelli etmiştir. Hayırlı insanlar arasında, bu gibileri seçilir. Bu gibilerden hem hayır umulur, hem de arkadaşlık edilir. Hak onun işini gördürür, halk onu sever.
Sen de sev, ona yaklaş. Böyle yaparsan Allah da seni sever. Bu gibi seçkin kulları ara; onların hürmetiyle Yüce Allah seni sevgili kulları ve salih kişiler arasına katar.
En yüksek derece buna verilmiş ve melekût âleminde kendisine: "Azim" adı verilmiştir.
İşte Hazret-i Nebi bu büyük zatın şanını tarif ederken şöyle buyurmuştur: "Bir kimse öğrenir, öğretirse; ayrıca bildiği, öğrettiği ile âmil olursa melekût âleminde ona, Azim ismi verilir."
Bu zat, âlim-i billah'tır; mertebeler ölçülürse en yüksek derece onun olduğu ortaya çıkar.
Dinin hikmet yönü tarafını en iyi bilen odur. Allah-u Teâlâ birçok bilinmeyen ilimleri onun kalbine yerleştirmiştir. Hiç kimsenin erişemeyeceği sırları ona sezdirmiştir. Bu saf ve temiz kul, Allah tarafından seçilmiş, sevilmiş ve Hakk'a cezbedilmiştir. İlahi hikmetlerin çözüldüğü kapıya yalnız bu insan yetişmiştir. Hidayet yolları buna açıktır. Bunda istidat çok büyüktür. Ve bütün sırları anlamak kabiliyeti vardır.
Bunda bilgi sonsuz, hikmet ölçüsüzdür. Bu zat, Allah yolunda bir şahtır. Kulları, hak yola o çağırır, kötülükleri onlara o gösterir; kıyamet günü şefaatçi, dünyada temiz, Allah indinde her şeyi makbul ve merguptur. Doğrudur, doğruluğu tasdiklidir. Resul ve nebilerin vekilidir. İşte peygamberler, bunları vekil etmiştir.
İşte son had buraya kadar… İnsanoğlunun son durağı bu makama varır. Bundan öteye peygamberlik başlar. Sana bu insan lazım; bunu ara, bulunca muhalefet etme, sözlerine darılma, uzak kalmaktan hoşlanma. Onu sev ve sözlerine bağlan." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)








































































