Allah dostlarının halleri -2-
Biz bunları alıyoruz, ama niyetimizin ne olduğu Sana malum. Bilirsin ki Senin her şeyine razıyız; başkası için bu duyguyu taşımak bize gerekmez. Açlığa razıyız; susuz kalmaya, zillete, çıplak kalmaya ve her cins güçlüğe razıyız. Yeter ki kapında olalım; ötesi bize hiç gelir
02.05.2026 00:05:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Biz bunları alıyoruz, ama niyetimizin ne olduğu Sana malum. Bilirsin ki Senin her şeyine razıyız; başkası için bu duyguyu taşımak bize gerekmez. Açlığa razıyız; susuz kalmaya, zillete, çıplak kalmaya ve her cins güçlüğe razıyız. Yeter ki kapında olalım; ötesi bize hiç gelir.
Sen nefsine, kötü arzularına uydukça velilerin derecesine çıkmayı isteme. Halbuki onlar, yalnız Mevla'ya kulluk ederler. Senin istediğin dünya, onlarınki ukba…
Sen yalnız bu dünyayı görürsün, onlar yerin ve göğün Sahibini görürler.
Sen halkla ünsiyet edersin, onlar daima Hak'la olurlar.
Senin kalbin yerdekilere bağlı; onların kalbi Arş'a bağlıdır.
Sen gördüğünü tuzağa düşürmek istersin, onlara gelince senin gördüklerine iltifat etmezler. Yalnız Yaratan'ı görürler ve O'nun emirlerine uymaya bakarlar.
O Allah dostları, bulacaklarını Hak'la buldular, ereceklerine erdiler. Sana elince zavallı bir halde şehvetine uydun kaldın. Yalnız dünyayı ve arzularını gördün. Halbuki onlar halkı, arzularını, temennilerini bırakarak bu yola girdiler. Yüksek derecelere bu sayede erdiler.

Onları bu makama, yaptıkları ibadet, taat, sena götürdü. Bu da onlara Allah'ın bir ihsanıdır ki, istediğine verir.
Onlar ibadete, taata, Allah'ın yardımı ve verdiği kolaylıkla, bıkmadan, usanmadan koştular. İbadet onlara ruh oldu, manevi bir gıda oldu…
Veli kullardan kimileri rüyada cennet yemeğinden yerler, cennet şarabından içerler ve cennetteki her şeyi temaşa ederler.
Kimileri ise yiyecek ve içecek her şeyden geçerler. Yaratılmış olan her şeyden perdelenirler. İlyas ve Hızır gibi yeryüzünde ölüm nedir bilmeden yaşarlar.
Allah'ın nice kulları vardır ki, yeryüzünde perdelenmişlerdir. Onlar insanları görürler, ama insanlar onları görmezler. Velilerin sayısı pek çoktur; ama seçkin veliler çok nadirdir. Bütün veliler onların kapısına gelir, onları bir yaklaşma vesilesi bilirler. Yeryüzünde bitki onların hatırına biter, yağmur onların hatırına yağar ve insanlardan bela onların hatırına savuşturulur.
Varlığını Hak varlığına katmış olanlar irade sahibi değillerdir. Onlar yalnız Hakk'ın emrine tabi olurlar. O'nun fiil, idare ve tedbir tecellisine kapılmışlardır.

Onların ilk kurtulduğu şey dünya ve onun köleliğidir. Daha sonra bilcümle masiva… Hakk'ın gayri sayılan her şey masivadır.
Bir insanın iç varlığı şahtır, kalp ise onun veziri… Nefis, dil ve diğer duygular ise onların hizmetçisi…
Veli kulun başlıca işareti, halktan gelen eziyete sabırla karşı koymasındadır. Bir de, onların hatalarına göz yummasındadır.
Evliya zümresi, halktan gördükleri şeye göz yumarlar. Ve onlardan gelen sese kulak vermezler. Ve halkın arzusunu halka bırakırlar.
Onlar Hakk'ı sever ve bu yüzden başkasının hatası onlara gözükmez.
Onlar doktorlardır. Her hastalığı ve şifasını bilirler. Doktor bütün hastaları tek ilaçla tedavi etmez.
Onlar kalp ve mana ciheti ile daima Hakk'ın elinde olurlar. Ashab-ı Kehf'e benzerler. Sanki onları Cibril bir sağa bir sola çevirir. Dünyayı, dünya isteyenlere verirler. Ahireti, ahiret dileyenlere bağışlarlar. Hak Teâlâ ise kendilerine kalır. Hiçbir halde cimrilik etmezler. Ellerinde dünyalık varsa verirler; ahiret sevabına dair bir şeyleri varsa onu da esirgemeden verirler…

Çarşıya girdiğinde kalbi Allah Azze ve Celle ile dolu olup oradakilere rahmetle muamele eden kimse; onun onlara ve ellerindekine bakışı onlar için rahmettir.
Girdiği andan çıktığı âna kadar çarşı ahalisine; dua, af dileme, şefaat, şefkat ve onlar üzerine rahmet olarak tezahür eder. Onun gözlerinin yaşı boldur; lisanı, Allah Azze ve Celle'ye nimetleri ve lütfunun tamamıyla hamd ve senâ eder.
O, kulların ve beldelerin asayiş memuru olarak isimlendirilir. Sen dilersen ona; ârif, abdal, zahid, âlim, gavs, mahbûb, murad veya kulların yeryüzündeki nâibi, elçi, mâhir, hâdî, muhdî, yol gösteren ya da mürşid diyebilirsin. O; kibrit-i ahmerdir. Allah onlardan ve son makama ulaşan Hak müridi her mü'minden razı olsun.
Ey evlat! Bir kimse Allah ve O'nun iyi kulları için engin gönüllü olursa, Hak Teâlâ onu dünyada ve ahirette yükseltir.
Cümle halkın işlerini yüklenir; Hak Teâlâ da ona ait işleri üzerine alır. Kullara tabip olur, Hak Teâlâ da onun tabibi. Hakk'ın kapıcısı olur. Hak ile kullar arasında elçilik vazifesi yapmaya başlar. Güneş olur, halka ışık salar.

Yollarına o ışıkla devam ederler, halkın yemeği, içmeği olurlar, ondan bir lahza ayrı olmazlar.
Elinde ne varsa halkın iyiliğine harcar, nefsini unutur. Sanır ki nefsi yok, tabii arzuları da ölmüş. Yemesini, içmesini, giymesini bile unutur… Hakk'ın yarattığı kulları düşünür, onların iyi olmasını diler.
Özünü Hak Teâlâ'nın kaza ve kaderine teslim eder. Bütün varlığını Hakk'a ısmarlar ve her şeyini O'nun dilediği yere bırakır.
Büyük zatlar dünyayı ve cümle yaratılmışı bırakmıştır. O zatlar Arş altından yerin dibine kadar dünyalık işleri ve halkı bırakmışlardır…
Onlar eşyayı öyle bırakmış ve öyle veda etmişlerdir ki, bir daha dönmemek ve bir daha almamak şartıyla. Onlar halkı ve nefsi bıraktılar. Yaratanları ile var oldular. Bütün halleri Yaratan ile oldu…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Sen nefsine, kötü arzularına uydukça velilerin derecesine çıkmayı isteme. Halbuki onlar, yalnız Mevla'ya kulluk ederler. Senin istediğin dünya, onlarınki ukba…
Sen yalnız bu dünyayı görürsün, onlar yerin ve göğün Sahibini görürler.
Sen halkla ünsiyet edersin, onlar daima Hak'la olurlar.
Senin kalbin yerdekilere bağlı; onların kalbi Arş'a bağlıdır.
Sen gördüğünü tuzağa düşürmek istersin, onlara gelince senin gördüklerine iltifat etmezler. Yalnız Yaratan'ı görürler ve O'nun emirlerine uymaya bakarlar.
O Allah dostları, bulacaklarını Hak'la buldular, ereceklerine erdiler. Sana elince zavallı bir halde şehvetine uydun kaldın. Yalnız dünyayı ve arzularını gördün. Halbuki onlar halkı, arzularını, temennilerini bırakarak bu yola girdiler. Yüksek derecelere bu sayede erdiler.

Onları bu makama, yaptıkları ibadet, taat, sena götürdü. Bu da onlara Allah'ın bir ihsanıdır ki, istediğine verir.
Onlar ibadete, taata, Allah'ın yardımı ve verdiği kolaylıkla, bıkmadan, usanmadan koştular. İbadet onlara ruh oldu, manevi bir gıda oldu…
Veli kullardan kimileri rüyada cennet yemeğinden yerler, cennet şarabından içerler ve cennetteki her şeyi temaşa ederler.
Kimileri ise yiyecek ve içecek her şeyden geçerler. Yaratılmış olan her şeyden perdelenirler. İlyas ve Hızır gibi yeryüzünde ölüm nedir bilmeden yaşarlar.
Allah'ın nice kulları vardır ki, yeryüzünde perdelenmişlerdir. Onlar insanları görürler, ama insanlar onları görmezler. Velilerin sayısı pek çoktur; ama seçkin veliler çok nadirdir. Bütün veliler onların kapısına gelir, onları bir yaklaşma vesilesi bilirler. Yeryüzünde bitki onların hatırına biter, yağmur onların hatırına yağar ve insanlardan bela onların hatırına savuşturulur.
Varlığını Hak varlığına katmış olanlar irade sahibi değillerdir. Onlar yalnız Hakk'ın emrine tabi olurlar. O'nun fiil, idare ve tedbir tecellisine kapılmışlardır.

Onların ilk kurtulduğu şey dünya ve onun köleliğidir. Daha sonra bilcümle masiva… Hakk'ın gayri sayılan her şey masivadır.
Bir insanın iç varlığı şahtır, kalp ise onun veziri… Nefis, dil ve diğer duygular ise onların hizmetçisi…
Veli kulun başlıca işareti, halktan gelen eziyete sabırla karşı koymasındadır. Bir de, onların hatalarına göz yummasındadır.
Evliya zümresi, halktan gördükleri şeye göz yumarlar. Ve onlardan gelen sese kulak vermezler. Ve halkın arzusunu halka bırakırlar.
Onlar Hakk'ı sever ve bu yüzden başkasının hatası onlara gözükmez.
Onlar doktorlardır. Her hastalığı ve şifasını bilirler. Doktor bütün hastaları tek ilaçla tedavi etmez.
Onlar kalp ve mana ciheti ile daima Hakk'ın elinde olurlar. Ashab-ı Kehf'e benzerler. Sanki onları Cibril bir sağa bir sola çevirir. Dünyayı, dünya isteyenlere verirler. Ahireti, ahiret dileyenlere bağışlarlar. Hak Teâlâ ise kendilerine kalır. Hiçbir halde cimrilik etmezler. Ellerinde dünyalık varsa verirler; ahiret sevabına dair bir şeyleri varsa onu da esirgemeden verirler…

Çarşıya girdiğinde kalbi Allah Azze ve Celle ile dolu olup oradakilere rahmetle muamele eden kimse; onun onlara ve ellerindekine bakışı onlar için rahmettir.
Girdiği andan çıktığı âna kadar çarşı ahalisine; dua, af dileme, şefaat, şefkat ve onlar üzerine rahmet olarak tezahür eder. Onun gözlerinin yaşı boldur; lisanı, Allah Azze ve Celle'ye nimetleri ve lütfunun tamamıyla hamd ve senâ eder.
O, kulların ve beldelerin asayiş memuru olarak isimlendirilir. Sen dilersen ona; ârif, abdal, zahid, âlim, gavs, mahbûb, murad veya kulların yeryüzündeki nâibi, elçi, mâhir, hâdî, muhdî, yol gösteren ya da mürşid diyebilirsin. O; kibrit-i ahmerdir. Allah onlardan ve son makama ulaşan Hak müridi her mü'minden razı olsun.
Ey evlat! Bir kimse Allah ve O'nun iyi kulları için engin gönüllü olursa, Hak Teâlâ onu dünyada ve ahirette yükseltir.
Cümle halkın işlerini yüklenir; Hak Teâlâ da ona ait işleri üzerine alır. Kullara tabip olur, Hak Teâlâ da onun tabibi. Hakk'ın kapıcısı olur. Hak ile kullar arasında elçilik vazifesi yapmaya başlar. Güneş olur, halka ışık salar.

Yollarına o ışıkla devam ederler, halkın yemeği, içmeği olurlar, ondan bir lahza ayrı olmazlar.
Elinde ne varsa halkın iyiliğine harcar, nefsini unutur. Sanır ki nefsi yok, tabii arzuları da ölmüş. Yemesini, içmesini, giymesini bile unutur… Hakk'ın yarattığı kulları düşünür, onların iyi olmasını diler.
Özünü Hak Teâlâ'nın kaza ve kaderine teslim eder. Bütün varlığını Hakk'a ısmarlar ve her şeyini O'nun dilediği yere bırakır.
Büyük zatlar dünyayı ve cümle yaratılmışı bırakmıştır. O zatlar Arş altından yerin dibine kadar dünyalık işleri ve halkı bırakmışlardır…
Onlar eşyayı öyle bırakmış ve öyle veda etmişlerdir ki, bir daha dönmemek ve bir daha almamak şartıyla. Onlar halkı ve nefsi bıraktılar. Yaratanları ile var oldular. Bütün halleri Yaratan ile oldu…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)


























































































