logo
10 TEMMUZ 2026

Ankara'daki NATO zirvesi ve stratejik sıkışma

10.07.2026 00:00:00
 

Ankara'da gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi, Türkiye'nin ev sahipliğinde küresel diplomasinin merkez üssü haline gelen başkentte, madalyonun iki yüzünü de keskin bir şekilde ortaya koydu.

Zirve, Türkiye açısından uluslararası alanda büyük bir diplomatik prestij kaynağı olarak sunulsa da, arka planda transatlantik çatlakların, bölgesel risklerin ve derin stratejik meydan okumaların tam ortasında kalındığını gösterdi. 

Kameralar önündeki el sıkışmaların ardında, hem müttefiklerin kendi içindeki güven bunalımı hem de Türkiye'nin dış politikasındaki yapısal sıkışmışlıklar bu zirveyle birlikte daha görünür hale geldi.

Transatlantik çatlaklar ve ekonomik şantaj gölgesi

Batı medyasında, özellikle Fransız ve Alman basınında "Trump'ı memnun etme zirvesi" olarak nitelendirilen Ankara buluşması, ittifakın kolektif savunma ruhundan ziyade bir ekonomik ve siyasi baskı mekanizmasına dönüştüğü eleştirilerini haklı çıkaracak sahnelere tanıklık etti.

ABD Başkanı Trump'ın zirveye adım atar atmaz İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya'yı İran konusundaki gerilimde yalnız bırakmakla suçlaması, müttefikler arasındaki güven krizini derinleştirdi.

Bununla da kalmayan Trump, üye ülkelerin savunma bütçelerini 2035 yılına kadar yüzde 5 seviyesine çıkarma baskısını artırırken, İspanya gibi ülkeleri açıkça ticaret ambargolarıyla tehdit etti. 

Savunma Sanayii Forumu kapsamında AWACS uçaklarının Saab GlobalEye ile değişimi gibi büyük projeler açıklansa da, bu adımların hayata geçmesinin yıllar alacak olması zirvenin somut çıktılarını "sembolik" düzeyde bıraktı. 

ABD'nin bu hoyrat tutumu karşısında Avrupa ülkelerinin kendi güvenlik mimarilerini kurma ve stratejik özerklik arayışına girmesi, Türkiye'yi yeni bir dışlanma riskiyle karşı karşıya bıraktı. 

Kıbrıs meselesi nedeniyle NATO-AB iş birliğini bloke eden ve AB üyesi olmayan Türkiye, Avrupa'nın bu yeni savunma şemsiyesinin tamamen dışında kalma ihtimali de çok yüksek.

Bölgesel dengeler ve Ankara'nın sıkışan dış politikası

Zirvenin Türkiye'ye yüklediği en büyük risklerden biri, Washington'ın Ortadoğu'daki agresif ajandasını NATO zeminine taşıma niyetidir. 

İran ile doğrudan komşu olan ve bölgede bugüne kadar dengeli bir hat yürütmeye çalışan Türkiye, NATO üzerinden komşusuna yönelik geliştirilebilecek olası bir operasyonel baskının doğrudan cephe ülkesi haline gelebilir. 

Benzer bir sıkışma kuzey sınırında da yaşanmaktadır.

Zirve bildirisinde Rusya'nın NATO için uzun vadeli en büyük tehdit olduğu resmi olarak kayda geçirilmiştir.

Türkiye'nin Ukrayna savaşının başından beri büyük bir titizlikle yürüttüğü "kolaylaştırıcı ve dengeli" arabuluculuk çizgisi, ittifakın Rusya karşıtı kurumsal baskısının artmasıyla sürdürülemez bir noktaya evrilebilir. 

Öte yandan, bildiride "ortaklıklardan faydalanılacağı" belirtilse de, Batılı müttefiklerin kendi ulusal dev firmalarını kayırma eğilimi ve Türkiye'ye yönelik F-35 ile hava savunma sistemleri sürecinde uygulanan örtülü/açık teknolojik kısıtlamalar, adil bir teknoloji transferinin önündeki en büyük engel olarak durmaktadır.

Masanın sahibi değilseniz, ev sahipliği ne işe yarar?

Zirve içeride de ciddi bir yankı buldu. Ankara'da alınan yoğun güvenlik önlemleri, muhalif medyanın akreditasyonunun reddedilmesi ve protesto yasakları iç politikada "başkentin açık hava hapishanesine çevrildiği" eleştirilerine yol açtı. 

Zirvenin yarattığı algı dünyasını ve Türkiye'nin temel dış politika eksikliğini en net özetleyen çıkışlardan biri ise BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'tan geldi.

Hükümetin Trump üzerinden bir "diplomatik zafer fotoğrafı" üreteceğini belirten Baş, dış politikada asıl meselenin kameralar önündeki tokalaşma değil, kameraların arkasında Türkiye adına alınan kararlar olduğunu vurguladı.

Tarihin bize zayıflığın bedelini olduğu kadar, bağımsızlık iradesinin gücünü de gösterdiğini ifade eden Hüseyin Baş; Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde cephede kazanılan Kurtuluş Savaşı'nın Lozan'da kapitülasyonları gömdüğünü, boğazlardaki egemenliğin ise Montrö ile taçlandırıldığını hatırlattı. 

Türkiye'nin, bir gün Washington'dan bir gün Moskova'dan gelecek işarete göre pozisyon alan, başkalarının kurduğu masalarda yer kapmaya çalışan bir anlayıştan sıyrılması gerektiğini söyleyen BTP liderinin şu sorusu, zirvenin geride bıraktığı en büyük muhasebedir: "Türkiye ev sahibi olabilir. Ama Türkiye masanın sahibi mi?"

Türkiye'nin ihtiyacı, günü kurtaran kısa vadeli hesaplar uğruna hayati meselelerini pazarlık konusu yapmak değil; kendi masasını kurabilen, kendi kararını alabilen ve bağımsızlığından ödün vermeyen bir dış politika anlayışıdır.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.