Türkiye ekonomisi, yüksek bütçe açıkları, katlanarak artan faiz giderleri ve alım gücündeki sert düşüşlerin birleştiği derin bir kriz kıskacından geçiyor.
Kamu maliyesinde giderek büyüyen gedikler, vatandaşın sırtındaki vergi yükünü artırırken; yüksek enflasyon ve finansmana erişim zorlukları reel sektörü ve esnafı kepenk kapatma noktasına getiriyor.
Bütçe dengelerindeki bozulma ile sokağın ekonomik gerçekleri arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
Bütçe katlanarak açık veriyor: Aslan payı faiz lobilerine
Merkezi yönetim bütçesinde Temmuz ayı verileri, kamu finansmanındaki tablonun vahametini açıkça gözler önüne seriyor.
2025 yılı temmuz ayında 23,8 milyar TL olan bütçe açığı, 2026 yılının aynı ayında devasa bir artışla 378,1 milyar TL seviyesine ulaştı.
Yalnızca tek bir ayda gerçekleşen bütçe giderleri 1 trilyon 790,5 milyar TL'ye fırlarken, bütçe gelirleri 1 trilyon 412,4 milyar TL'de kaldı.
Yılın ilk 7 aylık (Ocak-Temmuz) toplam bilançosu incelendiğinde ise tablonun kronikleştiği görülüyor:
- Bütçe giderleri: 10 trilyon 520,7 milyar TL
- Bütçe gelirleri: 9 trilyon 199,7 milyar TL
- Toplam bütçe açığı: 1 trilyon 320,9 milyar TL
- Faiz harcamaları: 1 trilyon 791 milyar TL
Sadece Temmuz ayındaki faiz harcaması 326,7 milyar TL olarak gerçekleşti.
Bütçe gelirlerinin neredeyse tamamının (7 aylık vergi geliri: 7,8 trilyon TL) vatandaşlardan toplanan ağır vergilerden oluşması, vergi dışı gelir kalemlerinin ve kamu üretim gücünün ne denli zayıfladığını kanıtlıyor.
Geçmişte yapılan özelleştirmelerle kârlı kamu kuruluşlarının elden çıkarılması ve yer altı kaynaklarının ise yabancılara ve yandaşlara aktarılması, kamuyu tek gelir kapısı olarak vergilere ve ardından faizli borçlanmaya mahkûm etmiş durumda.
Hazine'nin tek bir günde düzenlediği iki ihaleyle 101,6 milyar TL borçlanması, borcun faizli borçla kapatılmaya çalışıldığı bu kısır döngüyü özetliyor.
Reel sektör faiz ve enflasyon kıskacında kepenk kapatıyor
Bütçedeki faiz yükü ve borçlanma politikaları iç piyasayı doğrudan etkilemekte, artan maliyetler ve daralan talep işletmelerin belini bükmektedir.
Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Sicil Gazetesi verilerine göre, 2026 yılının ilk 7 ayında 73 bin 159 esnaf faaliyetine son verdi. Bu rakam, ülkede her gün ortalama 350 dükkâna kilit vurulduğu anlamına geliyor.
Geçen yılın aynı dönemine göre kapanan iş yeri sayısı yüzde 11 artış gösterdi.
Kapanışların en yoğun yaşandığı yer ise megakent İstanbul oldu. İlk 7 ayda İstanbul'da 8 bin 742 esnaf kepenk indirdi; sadece Temmuz ayında kapanan iş yeri sayısı 1.204'e ulaştı. Bu da İstanbul'da her gün 40 esnafın pes ettiğini gösteriyor.
Ağır vergi ve prim yükleri, fırlayan kira giderleri, yüksek faiz nedeniyle krediye ulaşamama ve zincir marketlerin haksız rekabeti, küçük işletmeleri ayakta kalamaz hale getirdi.
Son 55 ayda toplam 578 bin 252 esnafın piyasadan çekilmesi, krizin boyutunu net biçimde ortaya koyuyor.
Öte yandan vatandaşların alım gücünün düşmesi sebebiyle iç pazardaki daralma, rekabet koşullarının kaybolması sebebiyle de dış pazardaki daralma işletmelerin dökülmesinin temel nedenlerinden…
Açlık sınırı altında yaşam ve alın teri mücadelesi
Ekonomik krizin bir diğer ağır faturası ise çalışanlara ve emeklilere kesiliyor.
Asgari ücretin 28 bin TL, en düşük emekli maaşının ise 23 bin 552 TL seviyesinde kaldığı mevcut düzende, geniş kesimler açlık sınırının çok altında bir yaşam sürüyor.
Bütçeden devasa kaynaklar faiz ödemelerine aktarılırken, emekçiler hak ettikleri alın terini alabilmek için meydanlara inmek zorunda kalıyor.
Bunun en somut örneği, Yıldızlar SSS Holding'e ait Doruk Madencilik'te çalışan Türkiye Maden-İş Sendikası üyesi işçilerin Ankara'da başlattığı hak arama mücadelesi.
Ödenmeyen alacakları için Madenci Anıtı önünde eylem yapan ve gözaltı kararlarıyla karşılaşan madencilerin direnişi, vatandaşın geçim mücadelesi ile makroekonomik tercihler arasındaki derin çelişkiyi gözler önüne seriyor.
Bütçe tercihleri faizden ve borçlanmadan yana kullanıldıkça, üreten ve çalışan kesimin payına sadece mağduriyet düşüyor.
Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın dünyaca ünlü Milli Ekonomi Modeli'ni ekonomik çözüm olarak programına alan Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın şu tespitlerini aktaralım:
"Siyasetin amacı elbette ki toplumsal huzuru sağlamaktır. Peki, ekonomi kötüyse toplum huzur bulabilir mi? Siyasetin öncelikli maksadı, ekonomiyi düzeltmek ve halkın refah seviyesini artırmak olmalı. Geçinemeyen bir emekliye, kirasını ödeyemeyen bir işçiye, çocuğunu okutmakta zorlanan bir esnafa, devletin yapacağı en büyük iyilik ekonomisine destek olmaktır."
BTP lideri, kamuoyuyla paylaştığı alternatif çerçeve yasa teklifinde "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme bizce şöyle olur" diyerek konuyla alakalı şunları belirtmişti:
"Madde 2: Türkiye'nin yabancıya ve yandaşa verilen madenleri geri alınarak devlet-millet ortaklığı ile işletilecektir. Bu kaynakların geliri vatandaşa vatandaşlık maaşı olarak verilecektir.
Madde 3: Devletin özelleştirmeler yoluyla elden çıkarılan fabrikaları yeniden devletleştirilecek ve bölgesel istihdam güçlendirilecektir.
Madde 4: Parti programımız olan Milli Ekonomi Modeli'nin gelir adaletini sağlayacak projeleriyle vatandaşlar arasındaki adaletsizlik duygusu ortadan kaldırılacak ve devlet-millet bağı güçlendirilecektir…"
- Seçmenin derin umutsuzluğu ve milli bir ittifak ihtiyacı / 17.08.2026
- Soma B Termik Santrali örneğiyle özelleştirme çıkmazı / 16.08.2026
- Muratağa, Sandallar ve Atlılar katliamları bize neyi anlatıyor? / 15.08.2026
- ABD’nin İran savaşındaki hüsranı ve bağımsızlığın kaçınılmazlığı / 14.08.2026
- Çerçeve Yasa sonrası Meclis’te yeni anayasa aritmetiği hesapları / 13.08.2026
- Asıl sorun mutfaktaki yangınken Çerçeve Yasa kimin ihtiyacı? / 12.08.2026
- ‘Çerçeve Yasa’ bütünleşme mi, bölünme mi getirecek? / 11.08.2026
- Fındıkta kâr şirketlerde, yük çiftçinin omuzlarında / 10.08.2026
- Mekke Anlaşması, Sünni NATO ve ABD'nin Ortadoğu'da tasfiye planı / 09.08.2026


























































