logo
20 AĞUSTOS 2026

İsrail’in Suriye stratejisi ve Türkiye’ye yaklaşan büyük tehdit

20.08.2026 00:00:00
 

Aralık 2024'te Beşar Esad yönetiminin devrilmesi ve Ahmed eş-Şara liderliğindeki geçiş hükümetinin göreve gelmesi, Ortadoğu'daki jeopolitik dengeleri ciddi anlamda değiştirdi.

Suriye'de yeni bir dönemin kapıları aralanırken, bölgedeki aktörler kartları yeniden karma yarışına girdi. 

Ancak yaşanan bu güç değişimi ve güvenlik boşluğu, Tel Aviv yönetimi tarafından stratejik bir fırsata dönüştürüldü. 

Eski rejimin devrilmesinden itibaren Suriye'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sistemli bir şekilde ihlal eden İsrail, askeri müdahalelerini tehlikeli bir boyuta taşıdı. 

Son olarak Türkiye sınırına sadece 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'ne düzenlenen 8 ayrı hava saldırısı, krizin boyutunu bölgesel bir çatışma riskine dönüştürerek Ankara ile Tel Aviv hattında ipleri kopma noktasına getirdi.

Ebu Zuhur saldırısı ve İsrail'in "statüko" iddiası

Suriye'nin İdlib kentinde yer alan ve stratejik önemiyle bilinen terk edilmiş durumdaki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'nın yeni tamir edilen pistleri ve hangarları, gece yarısı İsrail savaş uçaklarının fırlattığı en az sekiz bombayla hedef alındı.

Operasyonun hemen ardından İsrail askeri sansür kurulu haberlerin yayınlanmasını yasaklasa da, ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın açıklamalarıyla saldırının arkasındaki güç netleşti.

Saldırıdan yaklaşık 20 saat sonra sessizliğini bozan İsrail Başbakanlık Ofisi, operasyonu üstlendi ve Suriye'deki yeni yönetimle güvenlik konularında bir "statüko" üzerinde anlaştıklarını iddia etti. 

Yapılan açıklamada Şam yönetimi doğrudan suçlanarak, "Suriye, Türk birliklerinin Halep yakınlarındaki bir hava üssüne konuşlanmasına izin vererek bu statükoyu ihlal etmenin eşiğine geldi. İsrail, güvenliğine yönelik bu tehdide müsamaha göstermeyecektir" ifadeleri kullanıldı. 

İsrail basını ise hamlenin asıl amacını açıkça yazdı: Türkiye'nin Suriye ordusunun yeniden inşasındaki olası askeri rolünü ve bölgedeki hava üstünlüğünü sınırlandırmak. 

ABD'li Axios'a yansıyan bilgilere göre Şam yönetimi İsrail'e mesaj göndererek pistin tamir edilme gerekçesini açıkladığını ve düşmanca bir niyet taşımadığını belirtse de Tel Aviv gerilimi tırmandırmayı seçti.

Ankara'dan yanıt: 'Yapay bahaneler ve gayriciddi ithamlar'

İsrail'in Türk askerini doğrudan hedef gösteren ve bölgedeki varlığını bir tehdit olarak sunan bu açıklamalarına Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı son derece sert yanıt verdi. 

İsrail Başbakanlığı'nın iddialarını "gayriciddi" olarak nitelendiren İletişim Başkanlığı, "Bu ithamlar, İsrail'in Suriye'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan hukuksuz hava saldırılarını meşrulaştırmayı amaçlamaktadır. Türkiye, Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına asla izin vermeyecektir" açıklamasını yaptı.

Dışişleri Bakanlığı da yazılı bir metinle saldırıyı güçlü şekilde kınayarak uluslararası toplumu İsrail'in pervasız saldırganlığına karşı durmaya ve uluslararası hukuk çerçevesinde hesap sormaya davet etti. 

Ankara kulislerinden sızan bilgilere göre Türk yetkililer, üste kalıcı bir Türk askeri yığınağı olduğu yönündeki iddiaları tamamen reddetti ve İsrail'in Suriye coğrafyasını bombalamak adına yapay bahaneler ürettiğini vurguladı.

Tırmanan gerilimin ardından en dikkat çekici itiraflardan biri ABD'li diplomat Tom Barrack'tan geldi. İsrail'in saldırı öncesinde Türkiye'ye hiçbir bilgi vermediğini açıklayan Barrack, "Türkiye, İsrail uçaklarının kendi topraklarına doğru kuzeye yöneldiğini gördü. Karşılık vermek üzere askeri hazırlığa girişebilirlerdi. Neyse ki sağduyu galip geldi ve durumun daha da kötüleşmesi engellendi" diyerek durumun vahametini gözler önüne serdi. 

Şara döneminde İsrail ihlallerinin bilançosu

Esad rejiminin devrilmesinden bu yana Batılı ülkelerle yakınlaşma arayışında olan Ahmed eş-Şara yönetiminin karşılaştığı en büyük meydan okuma İsrail'in kural tanımaz eylemleri oldu. 

Şara yönetiminin verilerine göre İsrail, rejimin devrilmesinden bu yana Suriye topraklarına 1000'den fazla hava saldırısı düzenledi. Eski rejime ait silah depoları, hava üsleri ve stratejik altyapı tesisleri "yeni yönetimin eline geçmesin" kılıfıyla imha edildi.

İsrail kara birlikleri, 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile belirlenen tampon bölgeyi aşarak Suriye içlerine ilerledi ve yeni kontrol noktaları kurdu. Sınır hattında 400'e yakın kara ihlali ve sızma gerçekleştirildi.

Dera, Kuneytra ve Süveyda gibi güney vilayetlerindeki yerel gerilimlere askeri müdahalelerde bulunan İsrail, Şara hükümeti tarafından ülkeyi kaosa sürüklemeye çalışmakla suçlandı.

İsrail yayılmacılığı ve Türkiye'nin ulusal güvenliği

Esad yönetimi döneminde Suriye coğrafyasında bu derece fütursuzca hareket edemeyen İsrail, yeni geçiş döneminin getirdiği zafiyetlerden ve Şara yönetiminin Batı ile kurmaya çalıştığı dengelerden istifade ederek operasyonel alanını genişletiyor.

Türkiye sınırına sadece 70 kilometre mesafedeki bir üssün vurulması, sadece Şam'a değil, doğrudan Ankara'ya verilmiş küstahça bir mesajdır. 

İsrail, "güvenlik" söylemini kılıf olarak kullanarak Ortadoğu'daki egemenlik alanını genişletmeyi hedeflemekte; nitekim İran'a yönelik hava operasyonlarında da Suriye hava sahasını fütursuzca bir otoban gibi kullanmaktadır.

Suriye'de yaşanan bu tablo, İsrail yayılmacılığı ve işgal politikasının artık Türkiye'nin sınır kapısına dayandığını net bir şekilde gösteriyor.

"Büyük İsrail Devlet" ve "Arz-ı Mevud" idealleri doğrultusunda hareket eden Tel Aviv yönetiminin menfur emelleri, bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü ve dolayısıyla Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eder boyuta ulaştı.

Bu tehlikeli gidişat karşısında Türkiye'nin atması gereken adımlar nettir.

Sınır güvenliği en üst seviyeye çıkarılmalı, bölgesel tehditler doğru okunmalı ve İsrail ile onun arkasındaki ana irade olan ABD ile olan ilişkiler sil baştan gözden geçirilmelidir. 

Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın seneler önce vurguladığı "Ne AB, ne ABD; tek çözüm bağımsız Türkiye" ilkesi ve "Dış politikamızda ülkemiz üzerinde menfur emelleri olan ülkelerle ilişkilerimizi gözden geçirmeliyiz" uyarısı, bugün bölgede yaşanan gelişmelerle bir kez daha hayatın yalın bir gerçeği olarak karşımıza çıkıyor.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da ifade ettiği üzere, "Bizim diğer ülkelerle olan ilişkilerimizi, onların bize nasıl davrandığı belirlemelidir." 

Türkiye, tam da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dış politikanın nirengi noktası olarak belirlediği "mütekabiliyet" (karşılıklılık) ilkesini kararlılıkla işletmeli; sınırlarında kurgulanan bu tehlikeli oyuna karşı bağımsız, tavizsiz ve milli bir duruş sergilemelidir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.