Özelikle “açılım” sürecinden sonra birçok milli değerlerimiz tırpanlandı ve tırpanlanıyor. Son günlerde ise medyada “flaş haber” mantığıyla “Türk” kavramına karşı bir başkaldırı haberleri yapılıyor, yayınlanıyor, tartışılıyor.
“Türk değil Türkiyeliyim” “Bana hiç kimse Türküm dedirtemez” vs. gibi. Bir ilde, aracının arkasında “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısı olan şoföre ceza yazılıyor. Nihayetinde bu tartışma veya sindirme operasyonu, milletin varlığını, bölünmez bütünlüğünü temsil eden kuruma kadar uzanıyor. Yani TBMM’deki bazı vekiller tarafından bile artık “Türk” kavramı tehlike olarak görülüyor ve sosyal tedbir olarak bu tip kavramların kaldırılması” dile getiriliyor.
Kim tarafından? El-cevap; açılımların sahibi Erdoğan ve arkadaşları tarafından. Son olarak dağlardaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısına kafayı taktılar.
AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan çıkıp diyor ki; “Dağlardaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısının sosyal tedbir çerçevesinde silinmesi gerekir. Bunlar daha önce başçavuşun talimatıyla yazılmış yazılardır. Bugün de başçavuşun talimatıyla silinir.”
Bu anlayışa “Türk” kavramını, ne anlama geldiğini, neyi temsil ettiğini vs. ne kadar anlatırsan anlat anlamazlar. Onun için zaman harcamaya da gerek yok.
Ama şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim; Her fırsatta İsmet İnönü üzerinden din tüccarlığı yapıp, ulus devlet, milli devlet anlayışını sözde inançları adına törpülemeye, bombalamaya kalkanlara derim ki; Devletin varlığı, milletin bölünmez bütünlüğü noktasında İsmet İnönü kadar bile olamadınız.
Lozan görüşmelerinde AB devletleri ısrarla “Kürtleri” de azınlık statüsüne almaya çalışmış ama ülkemizdeki birçok odak tarafından din düşmanı gösterilen İsmet Paşa, azınlıkların Müslüman olmayanlar olduğunu, Müslüman olanların ise azınlık olmadığını, kardeş olduğunu, bu devletin asli unsurları olduğunu ifade etmiş ve bu duruşundan taviz vermemiştir.
Şimdilerde ise öyle bir noktaya geldik ki, kendini sözde Kürt halkının temsilcisi, sözcüsü sayan bölücü odaklar ve dudaklar; Bu coğrafyanın sahibinin Kürtler olduğunu, Türk devletinin ise işgalci olduğunu hiç utanmadan söyleyebilmekteler.
Bu anlayış sokaklara öyle bir tecelli etti ki, benim vatandaşım “Türküm” demekten utanmıyor ama korkuyor. İstanbul’da bazı semtlere akşam 8’den sonra polisin giremediğini, bizzat İstanbullulardan duydum.
Sokaklarda tipi gibi kılık kıyafeti kaymış bir sürü çapulcu naralar atarak, biz şuyuz, biz buyuz sloganları ile geziyor. Yemek yerken polisimizi şehit edenlerden biri, yeni bir eyleme giderken yaralı olarak yakalandı. Hastaneye götürülüyor tedavi için. Ama o hala bölücülük peşinde sloganlar atıyor.
Vatandaşım haliyle korkuyor. Daha geçenlerdeydi… Dört askerimizi şehit vermiştik. İETT otobüsündeyim. Yukarıda bahsettiğim kılıktaki 6-7 genç, biz buyuz, şuyuz vs. diyerek yüksek sesle kendilerince eğleniyorlar, el kol hareketleri, yumruk yumruğu çakıştırmalar vs. yapıyorlar.
Otobüs dolu ama kimseden çıt çıkmıyor, rahatsız olan yok gibi sanki! Dayanamadım; “Ulan o bahsettiklerinizi tek tek gömüyoruz” dedim. İçlerinden biri; Lazları ne yapacaksın, demez mi? Ben lazım ulan, ben çerkezim ulan, ben kürdüm ulan… Hadi ulan hadi… Çıt yok. İndiler otobüsten…
Bu ülkeyi, bu milleti karşı karşıya getirenlere ne diyelim? Mehmet Akif Ersoy’un ağzıyla diyelim diyeceğimizi;
“Tükürün çehreyi murdarınıza… Tükürün belki ar gelir suratınıza…”
“Türk değil Türkiyeliyim” “Bana hiç kimse Türküm dedirtemez” vs. gibi. Bir ilde, aracının arkasında “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısı olan şoföre ceza yazılıyor. Nihayetinde bu tartışma veya sindirme operasyonu, milletin varlığını, bölünmez bütünlüğünü temsil eden kuruma kadar uzanıyor. Yani TBMM’deki bazı vekiller tarafından bile artık “Türk” kavramı tehlike olarak görülüyor ve sosyal tedbir olarak bu tip kavramların kaldırılması” dile getiriliyor.
Kim tarafından? El-cevap; açılımların sahibi Erdoğan ve arkadaşları tarafından. Son olarak dağlardaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısına kafayı taktılar.
AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan çıkıp diyor ki; “Dağlardaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısının sosyal tedbir çerçevesinde silinmesi gerekir. Bunlar daha önce başçavuşun talimatıyla yazılmış yazılardır. Bugün de başçavuşun talimatıyla silinir.”
Bu anlayışa “Türk” kavramını, ne anlama geldiğini, neyi temsil ettiğini vs. ne kadar anlatırsan anlat anlamazlar. Onun için zaman harcamaya da gerek yok.
Ama şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim; Her fırsatta İsmet İnönü üzerinden din tüccarlığı yapıp, ulus devlet, milli devlet anlayışını sözde inançları adına törpülemeye, bombalamaya kalkanlara derim ki; Devletin varlığı, milletin bölünmez bütünlüğü noktasında İsmet İnönü kadar bile olamadınız.
Lozan görüşmelerinde AB devletleri ısrarla “Kürtleri” de azınlık statüsüne almaya çalışmış ama ülkemizdeki birçok odak tarafından din düşmanı gösterilen İsmet Paşa, azınlıkların Müslüman olmayanlar olduğunu, Müslüman olanların ise azınlık olmadığını, kardeş olduğunu, bu devletin asli unsurları olduğunu ifade etmiş ve bu duruşundan taviz vermemiştir.
Şimdilerde ise öyle bir noktaya geldik ki, kendini sözde Kürt halkının temsilcisi, sözcüsü sayan bölücü odaklar ve dudaklar; Bu coğrafyanın sahibinin Kürtler olduğunu, Türk devletinin ise işgalci olduğunu hiç utanmadan söyleyebilmekteler.
Bu anlayış sokaklara öyle bir tecelli etti ki, benim vatandaşım “Türküm” demekten utanmıyor ama korkuyor. İstanbul’da bazı semtlere akşam 8’den sonra polisin giremediğini, bizzat İstanbullulardan duydum.
Sokaklarda tipi gibi kılık kıyafeti kaymış bir sürü çapulcu naralar atarak, biz şuyuz, biz buyuz sloganları ile geziyor. Yemek yerken polisimizi şehit edenlerden biri, yeni bir eyleme giderken yaralı olarak yakalandı. Hastaneye götürülüyor tedavi için. Ama o hala bölücülük peşinde sloganlar atıyor.
Vatandaşım haliyle korkuyor. Daha geçenlerdeydi… Dört askerimizi şehit vermiştik. İETT otobüsündeyim. Yukarıda bahsettiğim kılıktaki 6-7 genç, biz buyuz, şuyuz vs. diyerek yüksek sesle kendilerince eğleniyorlar, el kol hareketleri, yumruk yumruğu çakıştırmalar vs. yapıyorlar.
Otobüs dolu ama kimseden çıt çıkmıyor, rahatsız olan yok gibi sanki! Dayanamadım; “Ulan o bahsettiklerinizi tek tek gömüyoruz” dedim. İçlerinden biri; Lazları ne yapacaksın, demez mi? Ben lazım ulan, ben çerkezim ulan, ben kürdüm ulan… Hadi ulan hadi… Çıt yok. İndiler otobüsten…
Bu ülkeyi, bu milleti karşı karşıya getirenlere ne diyelim? Mehmet Akif Ersoy’un ağzıyla diyelim diyeceğimizi;
“Tükürün çehreyi murdarınıza… Tükürün belki ar gelir suratınıza…”
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Allah’a ve Resulüne muhalefetin bedelidir bu zillet / 16.01.2026
- Ortadoğu bataklığında Türkiye, kime dost kime düşman? / 14.01.2026
- Bilal Erdoğan ‘dindar insan’ tarifini biliyor mu? / 13.01.2026
- Peygamberimiz (s.a.a.v) enflasyon hakkında ne diyor? / 12.01.2026
- DEAŞ’lılar Türk vatandaşı olamaz mı? / 08.01.2026
- Devlet Bahçeli ‘15 Temmuz’u, ABD gerçekleştirdi’ mi demek istiyor? / 07.01.2026
- Erdoğan’a, Maduro eleştirileri / 06.01.2026
- Trump: ‘Bizim dostumuz yoktur, menfaatlerimiz vardır’ / 05.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -2- / 03.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -1- / 02.01.2026
- Ortadoğu bataklığında Türkiye, kime dost kime düşman? / 14.01.2026
- Bilal Erdoğan ‘dindar insan’ tarifini biliyor mu? / 13.01.2026
- Peygamberimiz (s.a.a.v) enflasyon hakkında ne diyor? / 12.01.2026
- DEAŞ’lılar Türk vatandaşı olamaz mı? / 08.01.2026
- Devlet Bahçeli ‘15 Temmuz’u, ABD gerçekleştirdi’ mi demek istiyor? / 07.01.2026
- Erdoğan’a, Maduro eleştirileri / 06.01.2026
- Trump: ‘Bizim dostumuz yoktur, menfaatlerimiz vardır’ / 05.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -2- / 03.01.2026
- Peygamberimizin, İmam Ali üzerinden bize mesajları -1- / 02.01.2026
























































































